Tiyatroma Dokun

“Tiyatroma dokun!
Gerekirse kilit vur.
Sanatçıları, bu meslek uğruna ter dökenleri işsiz bırak.
Ödenekli tiyatrolara, opera, baleye 4 C’yi balyoz gibi indir”

Bu girişi okuyunca, herhalde dönüp, yazının imzasına bir daha bakma ihtiyacı hisetmişsinizdir.
Nedim Saban mı yazmış bu cümleleri?
Yoksa ben yanlış bir köşe mi okuyorum?
Hatta, hatta Birgün yerine başka bir gazete mi almışım?
Ya da, “ o da mı”, diye düşünebilirsiniz?
“Nedim Saban” da, mı kiraladı kalemini?

Şu kadarını söyleyim: Genel Sanat Yönetmenliği’ni yaptığım Tiyatrokare, Yenimahalle Belediyesi’nin düzenlediği bir festivalin açılış oyunu oynuyormuş, ama ben hala Yenimahalle Belediye Tiyatrosu’nda neler oluyor diye sorabiliyorum. Çünkü Tiyatrokare’nin bugün orada bir oyun oynaması tabi ki çarkı döndürmek açısından önemlidir, ama Yenimahalle’de tiyatro geleneği ortadan yok olursa, yarın orada önce Tiyatrokare’nin varolma şansı kalmaz.Bugün salt kendimizi düşünerek, kısa vadeli çözümlere sığınıp, tiyatromuzun önünü tıkamaya, hele hele Anadolu’da filizlenen tohumlara set çekmeye ne hakkımız var?

İşin ilginç yanı, Yenimahalle’de tiyatromuz kapandı diye feryad edenlerin kendileriyle ilgili destek yazıları medyada yer aldıktan sonra ortadan kaybolmalarıdır. Bu durumda basını bir şantaj aracı olarak kullandıklarını düşünmeye başladım. Belediyeye giderek, “Bakın bizi buradan uzaklaştırırsanız, sizi çok fena ısırtırırız” mı diyorlar nedir? AKP’li Sincan’dan, CHP’li Çankaya’dan da ses çıkmıyor. Hani tiyatroya dokunuyorlardı, kıyamet kopuyordu? Anlaşılan mesele tiyatroya dokunulması değil, bazı kişilere dokunulmamasıymış. Pazarlık tamamlanınca, tiyatro miyatro hak getire!

Yıllar önce, Orhan Alkaya’nın başını çektiği bir muhalif ekip, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılıyor diye hepimizi alelacele tiyatronun fuayesine toplantıya çağırdı. Aydınlar, sanatçılar işi gücü bırakmış, meseleyi doğal olarak ciddiye almışlar. Aynı gün Alkaya, genel sanat yönetmenliği için, belediye ile masaya oturmuş. Fuayeye bir arkadaşını salmış. Koca koca sanatçıları, “fazla çıngar çıkartmayın, nihayetinde bu bir bilgilendirme toplantısıdır” diye uyardı. Ben karşı çıkarak, “kendi aranızda bilgi alışverişi yapın, bizim burada ne işimiz var o zaman” demiştim. Burada da “tiyatroma dokunma” silahını, belediyelere karşı, bir pazarlık unsuru olarak kullandılar.

İstanbul’un, “Bizans entrikaları çevrilen yer” denilmesine ne kadar karşı çıksak da, şehrin bu makus talihini ne yazık ki yenemedik. Ama geçen yıl 18 Mayıs yürüyüşünden bu yana en azından sanat camiası olarak kenetlenerek, “sanatçı sanatçının kurdudur, bunları içten bölmek gerek” düşüncesini bir ölçüde kırdık.

Anadolu’da tiyatroyu yaşatmak ise çok daha zor. Kültür Bakanı’nın Fazıl Say takıntıları olabilir belki iyi yanlarını da görmek gerek. En azından Anadolu’da tiyatro ateşini alevlendirmek için bir kültür politikası geliştirmeye çalışıyor.

Anadolu’daki kültür emekçilerini selamlamak, onlarla kenetlenmek için yaklaşık bir yıl önce Tiyatrolar Birliği’ne katılma kararı aldım. Bu kentlerde onurlu mücadele veren meslektaşlarımı selamlarken, onların dertlerine bir nebze çözüm bulmaya katkı sağlayabiliyorsam ne mutlu bana!

Afyonkarahisar Belediyesi Tiyatrosu’nun kapatılacağını internetten duyduğum zaman da, eski genel sanat yönetmeni hakkında bir destek yazısı yazmıştım. Tiyatronun gönüllülük esasıyla devam edeceğini söyleyen belediye başkanına Anadolu’da tiyatro sanatının bir emek ve uzmanlık gerektiğini hatırlatarak çağrı yapmıştım. Daha sonra Tiyatrolar Birliği üyeleriyle bir günde 1100 km yol giderek, Afyon Tiyatrosu’nun yeniden yapılanmasının perde arkasını araştırdık. Konuyu hem Tiyatrolar Birliği bir basın bülteniyle kamuoyuna duyurdu, hem ben şahsi düşüncelerimi bu köşeye “tiyatroma dokunma” başlığıyla taşıdım.

Ne yazıktır ki, Afyon Şehir Tiyatrosu’nun kurumsallaşması için sağlam bir tüzük hazırlamayı bırakın, ekip ruhunu bile kurmayı beceremeyen eski sanat yönetmeni bunca destek yazısını ve en azından meslektaşlarının binlerce kilometre yol yapmasını görmezden gelerek, nesnel değerlendirmelere bile saldırıyla yanıt verdi. Üzücü olan, Afyon’da mesailerini tiyatro yapmak yerine birbirleriyle uğraşmakla harcayan eski ve yeni grup üyeleri , tiyatrolarına dokundurtarak, Afyon seyircisine ihanet ettiler!

İstanbul, Ankara’daki kurumlar hizipleşmelerden çok şey kaybetti.

Ne mi kaybettiler? Koskoca AKM’yi kaybettiler! Genel sanat yönetmeni müessesesinin, Muhsin Ertuğrul’un şapkasının onurunu taşırken, belediye başkanlarının külahı olmasını kaybettiler. Mesela pek yakında kapılarına dayanacak olan 4 C’yi kaybettiler!

Anadolu’da tiyatro yapanlar ise halen onurlu bir savaş veriyorlar. Kaldı ki, belediye dediğin şey, grip gibi, bugün var, yarın yok. Ama, hizipleşme, meslektaşın meslektaşı vurması, kanser gibi.

Eğer, Anadolu’daki tiyatro emekçileri, kanserin hücrelerde ilerlemesine izin vereceklerse, o zaman ben de, buradan rahatça, “ey başkan nasılsa metabolizma bozuk, tiyatroya dokun!” diye yazarım.

nedimsaban.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: