40 Liraya Bilet Satan Ödenekli Tiyatrolara Sorular

Efendim, bugünkü yazımda haddimi aşarak, Türk Tiyatrosu’nda güç sahibi olan büyüklerime bazı sorular yöneltmek istiyorum. Birgün Gazetesi bana “ey yazar parçası biz seni soru sorman için değil, halka cevaplar vermen için seçtik” diyerek çıkışabilir, ama inanın okuyucularımız bu soruların yanıtlarını, gerekli mercilerden ve ilk ağızdan öğrenmezlerse, duymuş olduğum karışık malzemeler de keşfettim. Eee, onları da şu yazıma cevapları yayınladıktan sonra paylaşırım artık. Yanıtları yazarak, tiyatromuzu yıpratmaktan korkarım.

Sonra efendim bu büyüklerimizle arayı hoş tutmam lazım. Mesela, her nedense, özel tiyatrolara verilen ödenekleri devlet tiyatroları genel müdürü belirler bu memlekette, özel tiyatrolara salon tahsislerini onlar yapar. Sonra efendim çok saygın yazar Vedat Türkali’nin bir oyununu Bakırköy Belediye Tiyatrosu’na önerdim, bu yazıya kızarlarsa bir yıl daha bekletirler cevap vermeyi, Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’ni tahsis etmezler, ödenekli kurumlardan konuk oyuncu ya da sanatçı istersek izin vermezler. Şehir Tiyatrosu’na gelince, zaten “Geçmişten Gelen Kadın” adlı oyunumu, kurum içindeki iç çekişmelerinden dolayı, devleti zarara uğratma pahasına birkaç temsilde ortadan kaldırmışlardır. Muhsin Ertuğrul’un Cahide Sonku’nun annesinin öldüğü gece bile sahneye çıkartmasını unutarak, aynı kurumda bir sanatçının eşinin ölümünü bahane edip, oyuna bir hafta perde kapattırmışlardır. Bir de şehrimizin tiyatrosunu sorgulayacak yazılar yazarak, vergilerimizle ayakta duran tiyatronun geleceğinden endişe ettiğimi söylediğimde, bu kurumun kapısından artık giremeyeceğimi söylemişlerdir!

Bu durumda, ben Türk Tiyatrosu’nun güç odaklarına soru sormaktan tırsarım.
O zaman, usulen şunları sorayım bari.

1) Nasılsınız?
2) İyi misiniz?
3) Daha daha nasılsınız?
4) Eee daha daha nasılsınız?

Ama bir an bir özel tiyatro yöneticisi, bir yönetmen olduğumu, Lemi Bilgin’in repertuar seçimini çok beğenen, ancak Ayşenil Şamlıoğlu’nun ilk yılki sanatsal ağırlığını henüz hisedememiş bir sanatçı olduğumu unutmalı ve bu yazıların ileriki kuşaklara kalacağını bilen basit bir seyirci olarak şunları sormalıyım: Ey İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediye Tiyatrosu, Devlet Tiyatrosu! İzmir’de Aysa Organizasyon ile Mayıs ve Haziran aylarında fevkaladenin fevkinde bir organizasyon gerçekleştiriyor, İzmirlileri müzikal keyfinin doruğuna tırmandırmaya hazırlanıyorsunuz. “Lüküs Hayat”, “Kabare”, “Fosforlu Cevriye”, “Tersine Dünya” gibi, sanatsal seçimine (Lüküs Hayat’ın şimdiki yılışık versiyonu hariç) itiraz etmediğim bu seçki, Türkiye’nin tüm seyircilerine müzikallerde en fazla 8 lirayken güzel İzmir’de niçin 40 kağıt?

Dünyada eşi benzeri olmayan özel tiyatrolarla haksız rekabeti (çoğu metropolde ödenekli/ özel tiyatrolar arasında bilet farkı yaklaşık %50 iken, bizde %500) halkçılık olarak savunuyor, bizleri de yer yer inandırıyorsunuz. Koltuk maliyetinizin 50 TL’yı aşkın olduğunu, özel tiyatrolara dağıtılan iane kıvamındaki aşağılayıcı yardımlarının kaldırılarak, devletin koltuk farkı maliyetini sübvanse etmesi koşuluyla, bilet fiyatını 8 TL’ye düşürmeye razı geldiğimizi dillendirdiğimizde küplere biniyorsunuz da, İzmir’de Aysa Organizasyon’un peşine takılarak, biletlerinizi adeta Ajda Pekkan konseri kadar fırlatıyorsunuz.

1) 40 liraya bilet satıyorsunuz, peki devletin kasasına kaç lira giriş yapıyorsunuz?
2) Sözkonusu müzikallerin telif haklarını kaç lira üzerinden ödüyorsunuz? (Bildiğim kadarıyla Kabare’nin telif sorunu zaten karman çorman.)
3) Ticari bir anlaşma yapmışsınız, bundan devlet bir çıkar sağlıyor mu? Yani etik olarak geçtiğimiz yıl bilet fiyatını 1 liraya kadar düşüren bir ödenekli tiyatronun 40 liraya bilet satmasını çoktan geçtim, madem ortada bir rant var, kamu yararını gütmesi gereken kurumunuz bundan nasıl bir fayda sağlıyor?
4) Aysa Organizasyon ile olan ticari ilişkiniz nedir?

Değerli büyüklerim, bu konuda açıklama bekliyorum. Sakın bana, Aysa, kalabalık kadrolarımızı İzmir’de yediriyor, içiriyor, yol harcırahlarını da ödüyor, daha ne isteyelim demeyin? Benim Çemişkezek’de çok tatlı bir dağ evim var, o zaman ben de, aynı anlaşma çerçevesinde 15 Ocak’ta Çemişkezek Kış Festivali düzenlemek istiyorum. Tüm oyuncularınızın sucuk, ekmek masrafları benden, var mısınız?

Bu arada kafama takılan bir nokta daha var: Bütün yıl 7 liraya izlediğimiz “Dünyanın Ortasında Bir Yer” adlı Şehir Tiyatrosu prodüksiyonu , bu kez dünyanın ortasında da değil, İstanbul’un orta yerinde , Tiyatro Festivali kapsamında, 25 lira! Öncelikle, festivalde İstanbul halkına prömiyerler armağan etmek gibi bir sanatsal ilkesi olduğunu sanıyordum ama bu başka bir yazı konusu. İzmir turnesi için sorduğum soruyu, İstanbul Festivali için de sorarsam, çarpılır mıyım? Festival başı başeleştirmenin eleştiriye tahamülü yok çünkü! Festivalin Kürt politikasıyla ilgili yazı yazdım, bir de geçen seneki Amos Gitai rezaletlerini yüzlerine vurdum ya, hemen protokollerinden atmışlar beni, açılış gecelerine davet etmemişler. İyi de oldu aslında. O gün tatlıcılar kongresi vardı, aşure yapmayı öğrendim. Aşure yaparken 2010 Kültür Başkenti ile ilgili çok önemli şeyler keşfettim.

Not: 28/29 Haziran’da Tiyatrokare yapımı “Leyla’nın Evi” İzmir’de oynanacak. Aysa Organizasyon, bu yazıya kızıp, afişlerimizi kapattırırsa, afiş faturasını Birgün Gazetesi’ne göndereceğim.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: