İnterdisipliner Bir Oyun Örneği: Dava

17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali geçtiğimiz günlerde Münchner Kammerspiele yapımı Dava’yı ağırladı ve oyun geniş bir tiyatro çevresi tarafından izlendi ve beğenildi.  Kafka’nın soluk alınmadan okunan Dava’sı Andreas Kriegenburg’un sahne tasarımı ve rejisi ve Müchner Kammerspiele oyuncularının başarılı oyunculuklarıyla sergilendi.

Bir bankada müdür olan Josef K. bir gün sebebini bilmediği bir suç iddiası ile tutuklanır, hakkında bir dava açılmıştır. Oyun boyunca hakkındaki davanın sebebini öğrenmeye çalışan K, oyun sonunda davasında suçlu bulunur ve öldürülür. Çok kısaca özetlenen Dava’nın, yargı sistemine ve otoriter toplum modellerine dönük eleştirelliği oyunun yapısında da korunmuş.

Oyun hakkında büyük ihtimalle duyacağınız ilk şey, sahne tasarımı olacaktır. Dekor, sahnenin ön kısmı dışında kalan büyük bir bölümü kaplayan yükselip alçalabilen döner bir sahneden oluşuyordu. Kısaca sahne içinde sahne. Birinci perdede bir oda olarak tasarlanan bu platform, ikinci perdede bir çark şeklindeydi. Bu özgün tasarım, birinci perdede seyirciler tarafından kuşbakışı kamera açısıyla izleniyordu, olaylara tamamen tepeden bakan bir jüri modeliyle. İkinci perdede çarkın içinde debelenen Bay K’lar oyunun ana eksenini de ortaya koymuş oluyordu. Kısaca oyunun dramaturjisine sirayet eden, gayet efektif, sahne geçişlerinin ışık değişimine ihtiyaç duyulmadan yapılmasını sağlayan bir platformdan söz ediyorum. Bu platform, birinci perdede seyirciye kuşbakışı “reality show” izlettirirken, oyunun günümüz röntgenci televizyon dünyasına imgesel eleştiriler yapmasına fırsat tanıdı. Aynı zamanda seyircinin oyunu Bay K’nın gözünden izlemesini engelledi ve bence hikayeyi ön plana çıkardı. Oyunda kullanılan iki temel yabancılaştırmadan birisi, bu platformun kuşbakışı kamera açısıyla kullanımıydı. Bu platform aynı zamanda bir göze benziyordu ve oyun Bay K’nın gözlerini açmasıyla -davanın kendisine iletilmesiyle- başlayıp Bay K’nın hayata gözlerini yummasıyla sonlandı.

Oyunda kullanılan ikinci yabancılaştırma, Bay K’yı aynı anda oynayan altı farklı oyuncunun bulunmasıydı. Oyuncuların ufak jestik farklılıklarla icraları, Bay K’nın toplumda herhangi bir kişi olabileceği, daha doğrusu toplumdan herhangi bir kişinin Bay K’nın durumuna düşebileceği vurgusunu ortaya koyuyordu.

Romanın tiyatroya uyarlanmasında edebi değer ön planda tutulmuş, anlatıcı oyunculuğa yer verilen bölümler ile dramatik oyunculuğa yer verilen bölümler iç içe geçirilmiş. Oyun genelinde sade ve yer yer stilize icra edilen oyunculuklar ile platform üzeri ve platform önü şeklinde ikiye ayrılmış sahne kullanımı, çok merkezli sahne kurgusunu ortaya çıkarmış. Bazı kısımlarda takip etme zorluğunu da beraberinde getiren bu sahneleme, replik-yoğun bölümlerde -altyazının yansıtıldığı yerin sahnenin yan taraflarında olmasının da etkisiyle- seyircileri ya platformda olan biteni izleme ya da altyazıya odaklanma arasında bir seçim zorunluluğu getirdiğini ortaya koymak lazım. Hâlbuki altyazı ya sahne aşağısına ya da sahne yukarısına yansıtılsaydı, bu sorun aşılabilirdi.

Üç saat süren oyun romanın bazı bölümlerinin tamamını kapsarken, bazı bölümler oyunun dışına çıkartılmış. Özellikle ikinci perdedeki bölümlerde Bay K’nın adalet sistemi içinde koşturduğu, koşuşturduğu, debelendiği bölümler oyun kapsamına alınmamış, ancak bu kısımlar Ressam’ın ünlü monologunda alegorik bir anlatımla seyirciye iletildi. Ressam anlatısında bir davadan kurtulmanın üç yolu olabileceğinden bahseder: Gerçek Aklanma, Sözde Aklanma ve Sürüncemede Bırakma. Gerçek aklanma, bir davalının gerçekten aklanmış olması durumudur ki bu aklanmanın örneği duyulmuş değildir. Sadece mitsel olarak geçmiş zamanlarda bu aklanmanın gerçekleştiği kulaktan kulağa yayılmıştır. Realist bir davalının gerçek aklanma talebiyle yola çıkması anlamsızdır, çünkü güç mahkemededir, hukuk adaleti beraberinde getirmemektedir. Sözde aklanma, belli zamanlarda yoğun çaba gerektiren bir aklanma modelidir. Hâkimler tanıdıklar vasıtasıyla dolaşılır ve kendilerine davalının suçsuz olduğuna dair bir yazı imzalatılır. Ne kadar çok imza, o kadar çok aklanma. Ancak bu metot da tam bir kurtuluş değildir, yargı dünyasında davalar hiçbir zaman bitmez. Bir dava başka bir hâkim tarafından tekrar açılabilir, yani kişi sözde aklandığı bir davadan tekrar tutuklanabilir. Bu gerçekleştiğinde ki eninde sonunda gerçekleşir, sözde aklanma metodunun tekrar uygulanması gerekir. Üçüncü ve son metot sürüncemede bırakmadır. Bu uygulama, davanın her daim başlangıç seviyesinde tutulmasıdır. Bunu uygulamak için sözde aklanmaya oranla daha sürekli ama daha az yoğun çaba harcamak gerekir. Amaç, davanın sona ermemesini sağlamaktır. Ressamın bu monologu sırasında Bay K’yı canlandıran oyuncular, giderek yükselen ve dönen platform üzerinde durmaya, düşmemeye çalışmaktaydılar. Adalet çarkı içinde dönen Bay K’lar.

Gayet deneysel, çağdaş sanat ürünü bir platformda icra edilen koreografilerle interdisipliner bir biçime bürünen oyun, romanın hem edebi yönlerini koruyup hem de dramatik yapısını ortaya çıkarmasıyla, kaçıranlar için büyük bir kayıp oldu.

Editörün Notu: Dava prodüksiyonu ile ilgili diğer yazı için aşağıdaki linki tıklayınız:

Münchner Kammerspiele – Dava – Kafka – 17.Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali / Melih Anık



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: