ABD Nesiyle Ünlüdür?

Hani bilgilenmişsinizdir de, kaçıranlar için: “TMMOB Makine Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun, Mersin Akkuyu’da bir nükleer güç santrali kurulması ve işletilmesine yönelik TBMM’de kabul edilen yasa tasarısının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmaması ve nükleer enerji politikaları üzerine yaptığı yazılı açıklama”dan özetler şöyle:

“Ülkelerin nükleer enerji programına geçişleri uzun yıllar süren çok ciddi ve kapsamlı çalışmaları gerektirmektedir. Bu çalışmalar içinde ulusal enerji stratejisiyle bağlantılı nükleer enerji programı, ayrıntılı yasal altyapı, ikincil mevzuat ve düzenleyici altyapı, nükleer güvenlik ve silahsızlanma programları, radyasyondan korunma, ulusal elektrik şebekesiyle bağlantı, insan kaynakları planlaması, halkı bilgilendirme ve aydınlatma çalışmaları, santral sahası ve yardımcı tesisler planlaması, çevresel koruma, acil durum ve emniyet planlaması, nükleer yakıt çevrimi ve radyoaktif atıkların yönetimi ve yerli sanayinin katılımı v.b. başlıklar bulunmaktadır. Bu konularda ülkemizde yapılan çalışmalar sınırlı ve yetersizdir… Ayrıca nükleer enerji, Türkiye’nin birincil enerji önceliği ve gereksinimi değildir… Türkiye nükleer santralden elde edilecek enerjiden fazlasını sağlayacak yerli kaynak potansiyeline ve alternatif çözüm olanaklarına sahiptir. Enerji verimliliği uygulamalarının etkinleştirilmesi ve enerji tasarrufu sağlanması; yeterince değerlendirilmeyen linyit, hidrolik, rüzgar enerjisi, jeotermal ve güneşe dayalı elektrik üretim potansiyelinin harekete geçirilmesi; birincil enerji tüketimi ve elektrik üretiminde dışa bağımlılığın azaltılması, serbestleştirme ve özelleştirmelerden vazgeçilerek kaynakların esas olarak kamusal çıkarlar gözetilerek değerlendirilmesi, kamusal planlama, kamusal üretim ve denetim öncelikli enerji politikası olmalıdır”…

Ne zaman çekirdekselle (nükleer) ilgili bir sözcük duysam, gözlerimin önüne belgesellerle atom bombası gelir öncelikle.. ABD’nin Enola Gay adlı uçağından 6 Ağustos 1945’te “Little Boy-Küçük Çocuk” adı verilen ilk atom bombası Hiroşima kentine atılıyor. İlk anda 70 000 insan buharlaşıyor. Yüksek sıcaklıktan dolayı asfalta yapışan insanların izleri ve bir hafta boyunca kente yağan asit yağmurları.. İki ay içerisinde radyasyon nedeniyle 70.000 insan ve 60.000 kişi de beş yıl içinde yaşamını yitiriyor.. Hiroşima’nın dengelemi (bilançosu) ilk beş yılda 200.000 kişinin ölümü, on binlerce insanın da sakat kalması.. Üç gün sonra 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’ye atılan diğer bombanın adı ise “Fat Man-Şişman Adam” adlı plütonyum bombası.. 21 ton patlayıcının gücüne sahip bomba bu kez Nagazaki’yi cehenneme çeviriyor. 75.000 kişi anında kavruluyor. Bir o kadar kişi de beş yıllık süre içerisinde can veriyor..

Bizim ufaklık soruyor, “Amerika nesiyle ünlü?” Düşün taşın kaşın da iyi bir şeyler söyle: “Sanatçılarıyla, yazarlarıyla..” “Yok yok, onlar değil..” Anlıyorum ki ruhumu deşmek istiyor, dinletiyi (konseri) izlerken tanık olduğu o gözyaşlarımın neden aktığını bilmek istiyor.. 1945’in, “65. yılı” yakında..50 yılında ise yani 1995’te Japonya’daki anmalarda bir dizi barış dinletileri gerçekleştirilmiş Hiroşima ve Nagazaki’de. Seiji Ozawa yönetiminde 250 kişiye varan çalanlar (orkestra) ve söyleyenler (koro) topluluğu.. Çok çok azı yabancı, neredeyse tümü Japon.. Gözünüz bir alıcı, soldan sağa kayıyor.. Sanatçıların her birinin yüzünde, geçmişlerinde atom bombasıyla ölen bir yakınlarının izleri var sanki.. Şunun annesi, şunun babası, şunun dedesi.. Şu söyleyen daha yaşlıca; büyük bir olasılıkla yaşamıştır o günleri; nasıl sağ kaldı o günden bugüne, hangi acılara direnerek nasıl tutunabildi acaba yaşama.. Bu kemanı çalanın da dedesi belki 45’te ölenlerden birisi.. şunun da.. Olumlu bir yanıt vermek istiyorum ufaklığa, ama gelmiyor usuma; ara da, bir iyilik bulasın.. “Şöyle gerilere bir uzanırsan..” diye başlıyorum düşünmeye, “Kızılderilileri kestikleriyle de bilinesi ünleri vardır ABD’nin..” ve bırak şimdi onca gerileri de zıpla atla yakın geçmişlere.. Görürsün ki, gönüllerinde ne aslancıklar yatar imiş yankeelerin, dünyanın orasında burasında .. öff, neyi nasıl anlatayım babacım.. CIA, FBI da biliriz biz dizilerden de valla şahane senaryolarıyla.. Kısaca, atom bombası bir, bir de darbeleriyle ünlüdür ABD.. Daha diyemediklerimi duyumsamışçasına ufaklık giriveriyor araya: “Hadi minicik yuf çekelim şunlara!” ve ardından soruyor gene tutturuk:ABD’nin nesi ünlüdür?” “Hayır, geri anlaklı (zekalı) değilsindir ufaklık; ama anlamadım neden sorup duruyorsun sürekli aynı soruyu?”.. Bakıyorum da, yüzü duvar gibi.. “Ha tek bir sözcük istiyorsun? Amasya’nın “elması”, Malatya’nın “kayısısı” gibi..” “Evet!” “Yarışma izlencelerinde beki, ama yaşamda her sorunun bir tek yanıtı olmayabilir..” Sanki geçiştiriyorum da onun için yineliyor, yaşının ötesinde umulmadık bir olgunlukla dingince: “ABD nesiyle ünlüdür?” Al o zaman; dökülüyor dudaklarımdan yanıtı: “Kıyımlarıyla…” Bir derin soluk alımı duraksıyorum, o gözlerimin içine bakadururken tepkisiz.. “Özellikle Hiroşima’yı ele alırsan,” diyorum..” Little Boy’la başlayan ve…” “Bana Little Boy deme bir daha!” diyor.. Şaşkınım ya, “yoo.. ben sana ufaklık diyorum yalnızca..” “Aynı şey değil mi?!” Bir yetişkin soğukkanlılığını sürdürerek alaysı ekliyor: “Sen önce şu göbeğini biraz eritsen.. Fat Man!” “Ben mi Fat Man? Ben?” “Ne yaptın ki o ölen çocuklar için o günden bu yana..” Bu ne bilgiçlik ufaklık demeye dilim varmadan bitiriyor: “Evet, sen ya.. Ne yaptın, bu yazıları yazıp durmaktan başka?!..” Haydaaa.. Çocuk, ne de olsa…

evetbenim.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: