Nedim Saban ve Tuncay Özinel Mahkemelik Olmuşlar, Haberiniz Var mı?

Kasım 2009’da Nedim Saban ve Tuncay Özinel arasında yaşanan polemik her iki tarafın birbiri aleyhine dava açması ile bir hukuk sorunu haline gelmiş.

Bizler ilham verici, yaratıcı, besleyici bir polemik beklerken karşımıza çıkandan bir an önce kurtulma telaşı içindeyken, taraflar yaptıklarından pek mutlu olmuşlar ki onu bir de mahkeme ilamına bağlayarak tarihe “çakmak” istemişler.

Yaşananları, sınırlı sayıda kişi arasında gündem oluşturmuş bir olayı bu yolla “büyütme” gayreti olarak algıladım ilk anda. Ama sonra fark ettim ki taraflar kararlı. Olay sanatçı duyarlılığının sınırları dışına taşmış. “Tiyatro sanatını zedeler düşüncesi” unutulmuş.

Tuncay Özinel’in dava açtığını öğrenir öğrenmez kendisine mesaj attım, davayı çekmesini rica ettim. Nedim Saban’ın da dava açtığını sonradan öğrendim. Ona da mesaj attım.

Dünyada bu tür olaylara sahne olan çağdaş ülkelerde, öncelikle meslektaşlar, meslek örgütleri harekete geçer; aynı anda seyirciler sanatçıları mesaj yağmuru ile bunaltır ve sanatçılar, seyircilerinin tepkisi de gelince kendilerine gelir ve gereğini yaparlar.

Zira polemiğin tartışma boyutları dışında istenmeyen noktalara sürüklenme ihtimali ve doğabilecek riskler “tartılır”; sürecin ve ortaya çıkabilecek sonucun hiç kimseye, sektöre yarar sağlamayacağı, hatta zararlı olacağı idrak edilir. Çünkü toplumun gözü önündeki sanatçılar arasındaki olaylar, iki kişi arasında kalmaz, tüm sanatçıları, mesleği ve seyirciyi etkiler, ilgilendirir. Öncelikle sanatçıların sonra meslek erbabının ve de seyircinin, sorumluluklarının bilincinde olmaları beklenir.

Bizdeki örnekte, polemiğin sürüklendiği nokta, kişiliklerin ötesine geçme tehdit ve riski taşımaktadır. 

Konu ile ilgili şu ana kadar kamuda bir tepkinin şekillenememiş olması, kanıksamışlıktan mı yoksa umursamazlıktan mıdır?

Düşüncelerimiz ve tedirginliğimizle -birkaç kişiyle birlikte- “yalnız” kaldık. Sanatçıların bir kısmı, herhalde olaydan habersiz; haberli olanların bir kısmı da “yesinler birbirlerini” diyerek umursamaz bir tavır içinde, galiba. Bir kısım sanatçı bu ülkede “yaşamıyor” zaten. Seyirciler de gelişmelerden habersiz.

Bu arada yaşanan polemik ile ilgili yazışmaları yeniden okudum, hatırlamaya çalıştım. Sanatçılar öfkeyle “sürüklenmişler” bence. Sanatçı olduklarını unutmuşlar. Kontrol kaybolmuş, ok yaydan çıkmış.

Fark ettim ki bu polemikten okuyanlara yarar sağlayan bir fikir de çıkmıyor. Oysa sanatçıların polemikleri “özel” olmalı. Üzülerek söylemeliyim ki kişilikler çatışmış, eski defterler açılmış ve seçilen düzey utandırıcı. Her şeyden önce bu iki sanatçının topluma özür borçları var.

Aslına bakarsanız, her iki taraf da, yazılarından yansıyanların aksine, gerçek niyetlerinin, dava konusu yaptıkları iddia olmadığını daha o zaman ifade etmişler. Bir anlamda kendi kendilerini düzeltmişler, zımnen (= dolaylı yoldan) birbirlerinden özür dilemişler zaten.

Bu nedenle neden dava açıyorlar anlayamadım. Galiba onlar da geçmişi unuttular. Avukatları hatırlamıyor, hatırlatmıyor olsa bile kendilerinin hatırlaması maddi olarak her iki tarafa da yarar sağlar.

Bu davalar sürerse, her iki sanatçı, sahneleyecekleri oyunlarda, seyircilerinin takdir ve alkışlarını, hiçbir şey olmamış gibi almayı sürdüreceklerini sanmamalı; kaybedecekleri seyircileri de hesaba katmalı!

Ben düşüncelerimi her iki sanatçıyla ve şimdi de kamuoyu ile paylaşmış oldum.

“Takdir kamunundur”.

 melihanik.blogspot.com

 

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: