Ülke Yanıyor, Şehir Kaynıyor, İstanbul Dans Ediyor: Barbaros Sahnede

Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın hayatını ve 16. yüzyıl Akdeniz Türk akıncılığını dans olarak anlatmaya çalışan bir proje izledim Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

İki kıtada üç bir tarafı denizlerle çevrili olan ama “insan-su” ilişkisini bir türlü sağlıklı olarak sağlam bir zemine oturtamayan Türkiye’de, anlaşılmaz bir biçimde denize sırtını dönen Beşiktaş’taki Barbaros heykeline 2 km. uzakta Harbiye İstanbul Kongre Merkezi ortasında yer alan Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki gösteri 15 ve 16 Temmuz 2010 günleri yapıldı.

Katip Çelebi Osmanlı Donanması’nın, kaptan-ı deryaların yaşam öykülerini verdiği “Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar”da bahriye örgütünün işleyişini anlatır. Sonunda da son zamanlarda denizlerde uğranılan başarısızlıkları giderme yolundaki öğütlerini sıralar.

Ben de size izlediğim “BARBAROS” adlı eseri “Katip Çelebi” gibi olmasa da biraz farklı anlatmaya çalışayım ana hatları ile.

Barbaros kardeşlerin MS 1500’lerde başlayan yolculukları Oruç-Hızır-Turgut-Piri-Deli Mehmet-Salih-Sinan-Aydın-Murat-Seyid-i Ali-Kurtoğlu Muslihiddin ve Yahya Reislerin, Andrea Doria- Kanuni Sultan Süleyman, Julia Gonzoga, Beatrice, Zarife, Kaya Kızı, Katarina, Ayşe Memla, Kutup Yıldızı, Dona Maria, Eleni, Garcia de Tiro’nun yani toplam 53 kişilik dansçı kadronun tanıklığında ve katılımında sergilendi.

Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) Arkın Zirek, Oruç Reis (Barbaros) Ejder Keskin, Turgut Reis (Dragut) Onur Tunay, Piri Reis (Muhiddin) Can Tunalı belli başlı rollerde görev alan sanatçılardan bazılarıydı.

Denizcilikte olduğu gibi “rüzgarın nereden eseceği” sahne sanatlarında da çok önemlidir. Yelkenleriniz 24 saat rüzgarla dolu olarak dolanamazsınız. Madde rüzgarla seyrelir, seyir edilir. Bakmanın ve bilmenin bin hali varken madde de kendini gösterir. İşte “rüzgar” bu demektir. “Rüzgar” içimizden geçendir. Yel varsa deniz ve devinim ortaya çıkar. Yoksa “Devlet malı deniz” sözünün bir anlamı olur mu? “Hayatımız bir bulut gibi asılı durmaz”, “Süt liman” her an bulunmaz. “Yakamozlar” hayallerimizin hatıralara tecavüzüne asli fail olarak kışkırtmada bulunur.

Çünkü; suyun yüzünü kılıçla yaramazsın, madem kainatta sen varsın, suya değil “maskeler”e saplanacak ve “gerçek” yüzü göreceksin.

Oruç Reis gibi senelerce forsa olarak tutsak kalanların öfkesi ve hayatta kalma gücünün bilenmesi “deryanın dibini arza getirecekler” için, sırtında “kamçı” şaklayanlar için hayatın gayreti ve ümididir.

Kubilay Tuncer’in metin yazarlığını, İsmail Dede’nin kostüm–dekor tasarımını, Şafak Türkel’in video/filmini, Mercan Dede’nin müziğini, Beyhan Murphy’nin sanat yönetimi-kurgu ve koreografisini yaptığı “Barbaros” İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı ve Devlet Opera Balesi Genel Müdürlüğü ortak projesi olarak sahnelendi. Aynı zamanda 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın Sahne ve Gösteri Sanatları yönetmeni olan Beyhan Murphy’nin “Barbaros” projesi 600 proje içinde sahne bulabilen bir prodüksiyon.

Ankara-İstanbul-İzmir-Antalya-Samsun-Mersin Devlet Opera ve Baleleri sanatçılarından oluşan kadro ile 1 Temmuz 2010 Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’nde Dünya prömiyeri yapılan “Barbaros”, 14 Ağustos 2010’da 8. Bodrum Uluslararası Bale Festivali’nde ve 26 Eylül 2010’da Preveze Deniz Savaşının yıl dönümünde Harp Akademileri’nde sahnelendikten sonra anılarda yer almak üzere arşive gönderilecek.

Didaktik yanı ile dikkati çeken gösterinin yüzde 75’ni zeminde yer çekiminden kurtulamadan sürdüren “Barbaros”, özgün tasarımlı bir “çağdaş dans drama”sı olmanın ötesinde müzik, görsel tasarım ve yazın gibi sanatın farklı dallarını çağdaş bir platforma taşıma iddiasında. Ancak “bodoslama”dan “karina”ya ve de “sintine”den “alabanda”ya ulaşmada sorun yaşanıyor. Halbuki “BARBAROS”, “flok ve cenovalar”dan ziyade “baş istralya”ya önem veren bir sürüş izleseydi sanıyorum “iskota”ları elden kaçırmayacak, “çıma” sağlam “volta” edilecek, “avara” olmayacaktı.

Yani dilimin döndüğünce dolandırmadan, İstanbul’u bir rant kapısı olarak görenlere diyeceğim şu:

Unesco’nun İstanbul’u Dünya Mirası listesinden çıkartmasının gündeme geldiği günlerde; Kültür-Sanat işleriyle ilgili olanlara, bizde program dergisinde yer alan orada deniz ve donanma işleriyle ilgili “korsanlara” öğütler başlıklı “tembih”lerden üçüncüsünü anımsatalım.

Ne diyor bu tembihte:

Üçüncü öğüt budur ki, gemilerin yat ve yarağı eksik kalmayıp tam olmaya çalışıla. Her işe vakit ve zamanıyla başlanıp gevşekliğe yer verilmeye …

Katip Çelebi’nin Tuhfetü’l Kibar Fi Esfari’l Bihar’da buyurduğu gibi “berreyn ve bahreyn” (2 deniz ve 2 kara arasında) olanlar için eh 40 tembihten biri kulaklarda çınlar umarım yani yazılanlar görülüp kıssadan hisse alına, gaflet olunmaya vesselam!



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: