Aydın, Sanatçı, Tiyatrocu

Her aydın, sanatçı değildir ama her sanatçı “aydınlık” olmak zorundadır. (İstisnalar kaideyi bozmaz! İstisna gibi görünenler pek çok olsa da…) Kimi sanatçı “akıl” ile kimisi “gönül” gözü ile “görür”. İkisi ile birden “aydınlanan” ne kadar şanslıdır!

Sanat yaratma işidir, “Sanatçı” yaratıcıdır. Yaratıcılık yalnız olmayı gerektirir. Yaratıcılık “öncü ve önce” olmayı sağlar/gerektirir.

Kalabalıklar içinde herkesten “önce”, gür ve farklı “ses” veren bir aydın, “yalnız olmayı” mı seçmiştir? “Yalnız olmayı” seçmiş bir aydın, sanatçı sayılabilir mi?

Sanatçının birilerinin suyuna gitme zorunluluğu yoktur. İşi, inandığı “Hakikatı” seslendirmektir. Aydın, gerçek ve gerçekçi olmalıdır.

Sanatçı, “birey”dir. Aydın, camianın “adamı” olabilir.

Sanatçı, güzelliği kavrayarak hakikate giden yolu seçer; “ruhunun örsünde soyunun yaratılmamış vicdanını döver” (Joyce); “varlığını yaratarak ifade eder” (Rollo May) Aydın, akkor demiri döverek yararlı hale getiren demircidir.

Aydın için “toplumsal çıkar” önce gelir. Sanatçı “yıkanmak istemeyen çocuk”tur.

Sanatçı “vicdan”ı yaratır/besler, aydın “vicdanı duyar”.

Aydın ile sanatçının ortak olduğu yer bağımsızlıktır. Ama “bağımsızlıkları” farklıdır. Aydın arkasından gelenlere “bağlı”dır; sanatçı , yürüdüğü yola …

Aydın “çoban”dır; sanatçı, “kara balık”…

Aydın ve sanatçı “cesaret”li olmak zorundadır. Ama “cesaret”leri de farklıdır. Sanatçı, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisine sahiptir (Rollo); aydın umuda yürümek zorundadır. Aydının cesareti kahramanlık ile; sanatçının cesareti erdem ile arkadaştır.

Sanatçının “yokluğu”, “boşluk” doldurur. Aydının “yok”luğu ise “boşluk”tur.

Aydın “anlatır”, sanatçı “anlaşılır”.

Sanatçı duyduğu kuşkuya rağmen kendini adar; aydın kuşkuyu ortadan kaldırır ve kendini adar.

Sanatçı “farkındalığı” ile dünyayı etkiler, aydın “farklı” olmak zorundadır.

Sanatçı statükoyu tehdit eder, aydın statükoyla yaşayabilir.

Sanatçı ortaya koyar, aydın ikna eder.

………………………….

“Tiyatrocu”, kendini “aydınlığa” adamış “estet” bir “oyuncu”dur. (“İstisnalar kaideyi bozmaz!” İstisna gibi görünen pek çok olsa da!)

“Aydınlık” tarafı , bir bildirinin altında “imza”; “estet” tarafı “güldüren” olan tiyatrocu, “oyuncu” tarafıyla sahnede, “hayâl perdesi”nde kalan “suret”ten mi ibarettir?

Onların “estet aydınlığını” ararken “taklit”leriyle mi avunacağız?

Not:

Nasreddin Hoca’nın “18.Deve” hikâyesi , aydının mı sanatçının mı “çözüm”ünü anlatır?

Esinlendiğim /Yararlandığım Kaynaklar:

Entelektüel- Edward Said-Tuncay Birkan- Ayrıntı

Vatandaş-Tahsin Yücel-Bilgi

Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken-Cemal Kafadar- Metis

Hasan Âli Yücel ve Türk Aydınlanması- A.M.C.Şengör-Tübitak

Yaratma Cesareti-Rollo May-Alper Oysal- Metis

Kendime Düşünceler- Marcus Aurelius-Furkan Akderin- Alfa

Yalnızlık Kederi- Fazıl Say- Doğan

Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım- Ünsal Oskay-YKY

Aptallık Ansiklopedisi-M.van Boxsel-Gül Özlen-Ayrıntı

Asya Mektupları-Niyazi Berkes-YKY

Başkalarının Acısına Bakmak-Susan Sontag-Osman Akınhay-Agora

melihanik.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Aydın, Sanatçı, Tiyatrocu” yazısına bir yorum var.

  1. ceren okur dedi ki:

    Üzerine düşünmek, irdelemek, kurcalamak ve kurcalanmak için ne güzel bir yazı, teşekkürler…

Yorum


işlemi tamamlayınız: