Fazıl Say, Proletaryanın Sömürülmesine Karşı Çıkıyor

Gazetede okudum Fazıl Say, bu akşam Patricia Kopatchinskaja ve Burhan Öcal ile birlikte Sisteron’da Fransızlara müzik damıtıyor olacak.

Yani bir kez daha bizlerin temsilciliğini yapacak.

Niteliğimizi, niceliğimizi ortaya saçacak.

Hazinemiz bizim o…

O halde, bu akşam benim CD çalarımda da (örneğin) “Harem’de 1001 Gece” çalacak.

* * *

Amma velâkin “n’aparsın kardeş burası Türkiye!”

Fazıl Say’ın çabaları hep değersizleştiriliyor.

İçindekini saklayamıyor o, deyiveriyor, her deyiverişinde de ortalık birbirine giriyor.

Üretkenmiş, evrensel boyutta saygın bir kimliği, kişiliği varmış, kimse aldırmıyor.

“Vur abalıya” gidiyor.

Bu ülkede çok sesli müziğin gelişmesi için yapılan tüm iyi niyetli çalışmalar yetersizmiş, bu yüzden de Avrupa’nın Rönesans hareketiyle başlayan ilerleme düzeyine yetişemiyormuşuz, kimse aldırmıyor, bana mısın demiyor.

* * *

Bir “yalnızlık” gecesinde, Alp dağlarının eteklerinde milyonlarca yıllık uykusunu uyuyan bir duru su kenarında durup sessizliği dinliyor Fazıl Say, dinlerken ve dinlenirken: “Como Gölü gece ışıkları arasında ne kadar sessizdi. Onlar bilmiyorlar mıydı, müziği sonuna kadar açmayı, teknelerden kendi müziğini bağırtmayı” diye soruyor.

Bu ülkede gece kulüplerinden, paralıgillerin görgüsüzlüklerinin simgesi “jeep”lerden, denizdeki teknelerden, yazlık evlerin bahçelerinden müzik adı altında böğürttürülen gürültüden “illallah” diyenlerin tercümanı oluyor.

Yeri geldiğindeyse yel değirmenine, tabuya saldırıyor, arabeski eleştiriyor.

* * *

Arabeski bile eleştiriyor, çünkü çekincesi yok onun, müzikten ziyade bir yaşam tarzı olarak oluşan Arabesk müziğe karşı çıkıyor, arabeskçilere “yavşak” diyor, yeri göğü inletiyor.

Açık-seçik: “Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum” deyiveriyor, deyiverince kimilerinin tepkisini çekiyor. “Arabeskin karamsarlığı, ezilen kesimin karamsarlığını sömürmekten ibaret” diye bağırıyor. Arabeskin emek karşıtı olduğunu savlıyor; arabeskçileri aydınlığın, çağdaşlığın, öncülüğün, yaratıcılığın, sanatçılığın sırtına külfet görüyor.

“Sen hele otur piyanonu çal, besteni yap, öyle her boka burnunu sokma” diyorlar.

Oysa o sokuyor, çünkü hiç kimse işin ayırtında değil!

Yahu önce siz birer ikişer silkelensenize bre kökten dinciler, köksüz dinciler… Bre uyansanıza arabesk dine de “duhul” ediyor!

Baksanıza ezan-ı Muhammedi bile artık Arabesk makamında okunuyor.

Sabah Ezanı Saba, Öğle Ezanı Rast, İkindi Ezanı Hicaz, Akşam Ezanı Eviç, Yatsı Ezanı Beyâtî Makamlarında mı okunuyor sanıyorsunuz?

Aldanıyorsunuz!

Dünyadan haberiniz yok sizin!

Arabesk yavşaklığı dine de salma salıyor! “Yavşak büyüyor bit oluyor, enik büyüyor it oluyor.”

* * *

“Arabesk yavşaklığı ağır bir deyiş” diye karşı çıkarak cengâverleşenleri: “Bu söz fazlasıyla yerine oturan bir söz. Umarım kalıcı olur” diye yanıtlıyor.

Kendisine “müzik faşisti” diyenlere, Louis Armstrong’un ağzından sesleniyor: “Armstrong: ‘İki tür müzik vardır, iyi müzik ve kötü müzik’ diyor. Ne zamandan beri ‘iyi müziği savunmak’ “faşistlik” oldu? Yalanla yaşamayın!”

Yalanla yaşamaya alışmışız, Fazıl Say anlaşılmıyor.

Kırpılıp kırpılıp entelektüel olmuş olanlar edecek laf bulamıyor: “Aaa, çok ayıp” falan diyor.

Kimi böbürlendiğimiz yazarlar, arabeskin Türk müziği içindeki kullanımı konusuna müziksel değil, sosyal açıdan yaklaşıyor, Fazıl Say’ın ağzına biber sürmeye çalışıyor.

Onlar da sanat ortamını çayır sanıyor, moralizm ortalıkta kol geziyor.

Uyuşturucu niteliği olan bu müzik türü, yaygınlaştıkça yaygınlaşmasını sürdürüyor.

Müzik hiç kaderciliğin, razı olmanın, sinikleşmenin, silikleşmenin, alın yazısının simgesi olur mu?

Elbette olmaz!

Ama arabesk müzik insanın beynini dumura uğratıyor, uyuşturuyor, yavaşlatıyor, akıl ile arasını açıyor, yaşam uğraşı gücünü “boş ver”ciliğe çeviriyor.

Fazıl Say bunların hepsini biliyor!

Onun için siz bakmayın onun: “… tüm bitlerden, yavrularını arabeskçilerle karşılaştırdığım için özür dilerim” dediğine.

Arabeskçilere, arabesklere, arabeske destek verenlere, arabesk çekenlere, arabeski içine sindirenlere dobra dobra “yavşak” demeyi bıyık altından sürdürüyor.

Açın gözünüzü…

Fazıl Say, aslında proletaryanın sömürülmesini önlemek istiyor.

“GÖZLEMEVİ” KÖŞESİNİN “GÖZLEME” KAVŞAĞI
YAVŞAKİZM YAYILIYOR: FAZIL SAY, MÜSLÜMGÜRSES’İN ELİNİ ÖPTÜ MÜ?
Biri, Ceride-i Hürriyet’ten Cengiz Semercioğlu’na telefon etmiş: “Ben,” demiş “Yıldız Tilbe’yim. Fazıl Say, Müslüm Baba’nın elini öptü.” Renkli basınımızın mümtaz temsilcisi (!) Ceride-i Hürriyet’in “Kelebek İlâvesi”, Magazin Gazetecileri Derneği’nin yeni “ihdas” edeceği “Yılın Sazanı” ödülüne 2011’de aday gösterilecek Cengiz Semercioğlu’nun 3. sayfadaki köşesinde yayımladığı haberi kapağa spot yapmış. Meğerse Yavuz Seçkin adlı komedyen Semercioğlu’nu bir güzel “işletmiş”.

“İşleyen Gazeteci” Semercioğlu’nun araştırıp soruşturmadan köşesine aldığı haberi, mal bulmuş Mağribigillerden Yazı İşleri Müdürü Emre İskeçeli de logo altına çakınca anımsadık ki, arabesk salt müziğimize değil, medyamıza da sirayet etmiştir.

Diğer taraftan anladık ki, Ceride-i Hürriyet’ten “gazete” gibi gazetecilik yapmasını, yanlış haberi aynı sayfada, aynı puntolarla düzeltmesini beklemekse hayalden de ötedir.

Eyyy Enis Berberoğlu, esasında sözüm sizedir!

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: