Kendi Yolculuğumu, Gösteriye Dönüştürdüm

Şule Ateş, İstanbul’da doğup büyümüş olmasına rağmen kendi köklerinin peşine düşüyor… Ara ara gittiği köyüne bu kez kültürel bir yolculuk yapmak üzere Erzincan’nın yolunu tutuyor. Bu yolculuğu ve ailesinin yaşlı bireyleriyle yaptığı röportajları bir videoya dönüştürüyor, bir yandan da Alevi inancının özünü, Alevi Dedeleri ve Bektaşi Babalarıyla yaptığı görüşmelerle anlamaya çalışıyor. Kimileri küçük birer anısını, kimileri hiç unutamadığı katliam tarihini anlatıyor Şule Ateş’e. Uzun soluklu kayıtların sadece bir bölümünü videoya dönüştürüyor Ateş ve bir dünya metropolünde doğmuş ve büyümüş bir sanatçının, bu geleneksel kültürel olgularla ne şekilde ve nasıl ‘ilişkilenebileceğini’ çözümlemeye uğraşıyor. İşte, tüm bu arayış hikâyelere dönüşüyor, bu hikâyeler video, dans ve müzik olarak izleyicisiyle buluşuyor…

Müzik düzenlemesini Cem Yıldız’ın, koreografisini Bedirhan Dehmen’in yaptığı ‘Tevhid/Birlik/Oneness’, Alevi semahının figürlerini ve ruhunu da canlı bir performansla sahneye taşıyor. Garajistanbul’un ardından, İstanbul’da 7 Aralık tarihinde Cozzy Kültür Merkezi-Kozyatağı ve 13 Aralık tarihinde DT Tekel Sahnesi-Üsküdar ‘da seyircisiyle buluşacak olan ‘Tevhid/Birlik/Oneness’ vesilesiyle Şule Ateş’le biraraya geldik…

» Farklı kültürler üzerine yaptığınız çalışmalara bir yenisini daha eklediniz. Alevi inancı üzerine güncel bir performans sundunuz ama sizin için de farklı olsa gerek, kendi Erzincan yolcuğunuzu anlatıyorsunuz aslında… Kendi yolculuğunuzu yapmak ve bunu performansa dönüştürmek nasıl bir fikrin sonucuydu?

Ben aslında farklı kültürel bellekler üzerine çalışmayı seviyorum, özel ilgi alanım bile diyebilrim. Diyarbakır’da gösteri yapmıştım, o da Murathan Mungan’nın bir hikâyesiydi. 2006 yılında Türkiyeli romanlar üzerine bir çalışma yapmıştım. Bunlar hep araştırma gereken şeylerdi.

Bunları yaptıktan sonra “neden kendi kültürüm üzerine bir şey yapmayayım” dedim. Yola çıkarken de, “Alevilik üzerine bir şey yapacağım ama Kürt müyüm, Türk müyüm belli değil! Çünkü Zazaca konuşuyorlar ama ailenin büyükleri ‘biz Türk’üz Horosan’dan gelmişiz’ diyorlar. Ben Zazayım dedim yıllarca” diye düşündüm…

Ben İstanbul’da doğup büyüdüm. Üniversite yıllarına kadar da Alevilerle ilgili çok bir şey bilmiyordum. Eğer böyle bir gösteri hazırlıyorsam, bu kadar dışarıdan bakamam diye düşündüm, çünkü Aleviydim. O zaman kendi üzerinden ve kendi ailem üzerinden merakımı gösteriye dönüştürmek istedim.

» İstanbul’da doğup büyüdünüz ama çocukken de Alevi olduğunuzu biliyor muydunuz? Yoksa sonradan geçen bir bilgi mi size?

Tabii biliyordum. Çocukken seçmeli olan derslerde din dersini seçmezdik. Ama Alevi olduğumuzu kimseyi söylemezdik. Zorunlu din dersi ortaya çıktığında okul sıraları üzerinde namaz kılındığını hatırlıyorum ama hiçbir ilgim yoktu ve ben hiç anlayamadım neden namaz kıldığımızı! Biliyordum ama bütün bilgim Alevi olduğumuzdu. Namaz kılmıyoruz ama bunu da kimseye söyleyemeyiz! Yıllar geçmiş olsa da yazları Erzincan’a gidiyordum. Çalınan deyişleri, söylenen türküleri biliyordum. Akrabalarımla da temas halindeydim zaten.

» Hem belgesel hem de canlı performans olarak sundunuz. Sözlü tarih çalışması yaptınız kendi köyünüzde ve kendi kültürel belleğinize yolculuk yaparken bu kültürlerin yok olmaması mesajını da verdiniz. O yaşlılardan aldığınız her bir bilgi sizi nerelere götürdü?

Zaten benim kuzenim İlhami Algör kısa süre önce bir araştırma yaptı ve kitap çıkardı, ‘Ma Sekerdo Kardaş’ (N’etmişiz Kardaş) diye. Yaşlılarla sözlü tarih çalışması yaptı ve onları bir kitapta topladı, çok uzak değildi o yüzden köylüler. Gerçi İlhami’nin kitabı yaşlılardan gelen talepti. İnsanlar anlatmak istiyorlar zaten. O yüzden istekli davrandılar. Belgeselde 40 dakikalı bir şey kullanıyorum ama aslında 30 kasetlik çekim yaptım, aşağı yukarı herkesle 2 saat kadar konuştum. Sadece gösteri için değil, bilgi kaybolmasın diye de  yaptım. Bundan 30-40 önce bunları anlatmaya çekiniyorlardı. Şimdi daha rahat konuşuyorlar,  “biz bunu konuşalım ve bizden çıksın” diyorlar. Mesela katliamı anlatan dayım… Aradan 70 yıl geçmiş. Her şeyi çok iyi hatırlıyor. İsimlere kadar herkes hatırlıyor. Kimse unutmamış ki.

» Pek çok kültür, değişim ve dönüşüm içinde. Siz de sahneye taşırken Alevi figürlerini çağdaş dansa uyarlamışsınız…

Bu ülkede çok zengin kültür ve etnik kimlik var. Türkiye’de ve dünyada çok hızla değişiyor geleneksel kültürler ve kültürel özelikler de yok oluyor. Her şey tek tipleşiyor. Bir yandan da bu değişimin önüne geçilemiyor. Avrupa’da böyle değil ama biz de bu kültürel yapılar, Anadolu’ya ait bu yapılar uzun süre görmezden gelinmiş, ana akım sanat içinde değerlendirilememiş. Ben aslında bunu gösterdim, bize ait olan kültürel bellekten vazgeçmeden bugün için, bugünün estetiğine de ters düşmeden sanatsal bir iş üretilebilir diye düşündüm ve bunu peşine düştüm sanatçı olarak.

» Çağdaş dans diyorsunuz ama içinde semahın, figürleri var.

Biz birebir semah yapmıyoruz, oradan yola çıkarak çağdaş dans yapıyoruz; o duyguyu ve figürleri kullanarak yapıyoruz, doğru. Semahları, çağdaş dansın içinde ortaya çıkan şeyi gösteriyoruz, onun için birebir semah yok.

» Değindiğiniz nokta Alevi felsefesi üzerine sanıyorum daha çok… Bu bilgiyle mi yola çıktınız?

Alevi öğretisine ait bilgiyle ben nasıl ve nerede birleşiyorum diye düşündüm. Alevililerin her yönü beni ilgilendirmiyor. Ramazan orucunu tutmadığım gibi 12 İmamlar orucunu da tutmuyorum. Düzenli olarak cemevine gitmiyorum. O ibadet biçimine de dahil olamıyorum, öyle yaşamıyorum. Öğretinin her şekildeki ifadesine katılamıyorum. “Ben acaba nasıl, nereden etkilenirim, beni hangi bilgi çekiyor” diye okudum ve konuştum dedelerle. Ben kendi ilgimi çekeni buldum.

» Kuantum fiziği ve Alevilik arasında bir paralellik bulduğunuzu da söylüyorsunuz. Bunun izinden mi gittiniz?

Bugünün bilimi ile birleştiğini düşündüğüm nokta var. Ama ben bir sanatçıyım bunu yapmaya da hakkım var. Okudum araştırdım, Alevilere ait efsanelerle, varoluşa dair, hikâyelerle günümüz fiziğini, Kuantum fiziğinin evrenin oluşumuna dair yaptığı açıklamaları ve Alevilikle ilgili bilgileri yan yana getirdim ve arada bazı paralellikler buldum. Böyle bir yakınlık bulmak beni heyecanlandırdı. Belki de bu öğreti bu efsanelerin altında. Ama öte taraftan Alevilerin insana verdiği değer de benim ilgimi çekiyor. Varoluşu, kendi kendine oluş/yaradılış olduğunu söylemesi… Bu da çok ilgimi çekiyor. Bir şekilde bu öğretinin içinde dolaşıp, benim kendi ilgimi çeken yerleri keşfetmeye çalıştım; onu da seyirciyle paylaşıyorum.

» Geleneksel çevreler tarafından tepki alabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Evet, alabilirim ama yapacak bir şey yok. Ben de inandığım şeyi yaptım.

‘Duvarların arkasında kalmış bu kültürü ortaya çıkartmak istedim’

» Alevi semahını modernize etmekte, günümüze taşımakta nasıl bir kaygı vardı?

Orada da Cem Yıldız’la çalıştım. O da Alevi kökenli bir müzisyen. Şimdi burada biraz benim konseptin peşinden gittik. İstanbul’da doğmuş büyümüş bir gencin Alevi ya da değil, ilgisini çekebilecek bir tasarıma nasıl ulaşılır? Çünkü artık çıplak sazı bir sürü insan dinlemiyor. Kültürel belleğe ait semahlar da böyle. Bildiğimiz kurgudan çıkartarak, klasik olan bildiğimiz semahlar izlemek için değil zaten, ibadet için yapılırdı, ama biz bunu sahneye çıkartıyoruz ve dolayısıyla da izlenebilir bir hale gelmesi gerekiyor. O ruhu da kaybetmeden bugünün dansına nasıl getirebiliriz diye düşündüm. Bedirhan Dehmen koreografisini yaptı. Benim kültürel belleğime ait bilgiyle, bugüne ait estetik biçim yapmaya çalıştık. Bunu da Aleviliği tanımayan, büyük şehirdeki entelektüel çevrelerin bu kültürü tanıması için bir platform açacağını düşünüyorum. Alevi çevrelerde de bir kapalılık var zaten, bir dışlanma var; kültürel olarak da dışlanma var. O dışlanmayla iyice kapanıp “bu bizim kültürümüz” diyerek var olana sahip çıkıyorlar ama farklı mecralarda temsil edilebileceğini göremiyorlar. Sonuçta, özüne ihanet etmediğimi düşünüyorum. Bunun için çabaladık. O öze ihanet etmeden bu ana akım sanatçı çevresi içinde, bu kültürün temsiliyetini sağlamak istedim…  Duvarların arkasında kalan bu kültürü ortaya çıkartmak gerekiyordu, bunu da herhangi biri olarak yapmıyorum, bu kültürün içinden gelen biri olarak yapıyorum. Aldığı tepkilere bakarsam çok da yanlış bir şey yaptığımı hissettirmiyor.

» Bir hayli yorucu bir işi üstlenmişsiniz…

Bunlar bütçe meselesi. Ben bu iş için Kültür Bakanlığı’na başvurdum, ancak şirketim olmadığı için de dernekler aracılığıyla vs… Bana göre Kültür Bakanlığı yeni bir düzenleme getirmeli bu tür çalışmalar için. Çünkü kültürel bir iş yapıyorsunuz, farklı kültürel belleklerin kendilerini ifade etmesi için özel bir destek sunulmalı.

Gülşen İşeri

Birgün

Yorum


işlemi tamamlayınız: