“Tiyatroculara Linç!”: Bu Kadar Kanlı mı Bu Oyun?


(Bu yazı “İşgüzar Bir Tekerrür” ekibinin dün akşam başına gelen korkunç olay için  Aslı Ceren Bozatlı tarafından kaleme alınmıştır.)

Ve böylece sürüp gider yaşam.

Sabah olur işlerimizde güçlerimizdeyizdir. Deriz ki burası gerçekten dünyaya bir şeyler kattığımız yer. Bir coşku vardır her sessizlikte bile. Bir heyecan vardır her ter damlasında…Çünkü severiz biz bu işi. Budur bizi tamamlayanlar. Bir kaç ışık, açılan perde ve içinde hikayeler yaşayıp yaşattığımız sahne denilen o “kutsal” yer.

Sahi ya tiyatrocuyuz biz.

Hani şu yediden yetmişe bize saygı duyulduğu her yerde dile getirilen, kimsenin öyle hemencecik olamadığı, olanın hakkını vermek için ömrünü adadığı ama bir o kadar da çabucak oluverilen şey… meslek. Evet, evet meslekti bu!

Biz tiyatrocuyuz oyunlar oynarız, güldürür ağlatırız biz. Söz sahnededir, kılıcın ucu keskindir kimi zaman deler geçer, kimi zaman sadece hani şu “toplumun kanayan bir yarası” denilen şeyi gösteririz. Bizim işimiz göstermek öylece. Bunu herkes biliyor öyle değil mi? Bunda bir suç yok öyle değil mi? Malum bizim fabrika böyle çalışıyor. Sendikası olmayan, hiçbir sosyal güvenliği bulunmayan işçileriyle, üreten, hayalleri gerçeğe dönüştüren şu büyülü fabrika.

“Wonderland”

O zaman biz yine işimizi yapalım. Ve gelin size bugün o fabrikada neler oldu bir gösterelim.

Tiyatrocuyuz biz.

“Show must go on!” derler buralarda. Hadi buyurun “show”umuza ey seyirci! Başlıyooooorr, Başlıyooooooorrr!!!

Bizim meşhur fabrikanın mevsimlik işçileri tüm o bahsettiğim coşku ve heyecanlarıyla provalarındalar… Aaa durun bir dakika, şu an seyirciyle aramızda hala bir mesafe var arkadaşlar! Özdeşlik kurmak gerektiğini unutmayın.

Tabii ya bizler tiyatrocuyuz!

Pekala o zaman lokalize ediyorum panik yok.

Oyun başlasın…

Kişiler

Uğur 20 li yaşlarında

Tilbe 20 li yaşlarında

Ant

Yücel

Halil

Azat

Hasan

Doruk

Hakan

Ergün

Akşam saat 19:00 suları

(Yağmurlu bir hava hakim, Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun Altındağ’daki Yıldız Kenter sahnesinde prova almaktadırlar. Akşam saatleri provalarını bitirip, eşyalarını toparlamak üzeredirler. Kimisi dinleniyor, kimisi dışarıda hava alıp sigarasını içiyordur. Hava karanlıktır ve pusludur. Aniden içeriye Altındağlı oldukları belli olan gençler girip, öylece dolanmaya başlarlar. Halil sahnede sigara içmemeleri için onları uyarır, ama çocuklar dinlemez, küçük bir tartışma yaşanır. Sonra bir anda her şey olup biter, ellerinde çeşitli silahlarla prova yapan gençlere saldıran Altındağlı çocukların adeta gözleri dönmüştür. Ölesiye vuruyorlardır. Bizimkiler de durmaları için yalvarıyor ama dinletemiyorlardır. Bu kaos bir süre devam eder. Ve nereden geldiği belli olmayan bir el (DEUS EX MACHINA) onları içeri alır ve böylece kahramanlarımız ölümden son anda kurtulurlar…)

Evet farkındayım, bir anda parantez içi yazıverdim tüm oyunu. Diyalogmuş, karakterin iç çatışmasıymış hak getire değil mi? Kötü bir tiyatrocuyum ben.

Aaa değil mi tiyatrocuydum ben!

Oyunumuzun Perde Arası On Dakikadır!

Ben o “kutsal” varlığım. Hani şu ayakta alkışlanılan, hani her geçen gün bir çıta yükseltmek adına verilen amansız savaşın başkişilerinden. Yaratma cesaretinde olanlardan. (Meğerse büyük cesaret istermiş.) Ölümsüzü isteyenler. İz bırakmak için didinenlerden…

Kimilerine, yaşadığı sanatsal doyumun alacağın milyarlara bedel olduğu rahatlığıyla başlarını rahatça yastıklarına koymalarına izin veren kişi. Aylarca didinilip, bin bir çabayla çıkarılan oyunların ardından prömiyer günü bütün enerjisiyle bütün güzelliğiyle ve coşkusuyla ( ah o coşku yine o coşku) orada bulunan kişi. Öyledir evet. Bilenler bilir bizi. Hepimiz kaymak gibi geliriz o gün. Yüzlerimiz kaymak gibi, elbiselerimiz öyle, oyun da öyle elbet. Kaymak gibi…

Aaa ama bir dakika tiyatrocuyuz biz..

Beceremediğimiz şeyler var bizimde. Biz onu yapar çekiliriz ve gerçek hayat devreye girer.

Biz insanlara gerçek hayatı özleten kişileriz.

Gerçek hayatın kavgalarını özlerler, hırslarını,gerçek hayatın mutluluklarını,aşklarını. Ve dolup taşarak bu koltuklarda dörtnala onlara koşarlar. Bir an evvel yapmalıyız derler. Ömrümüzden iki saat gitti bile. Biran evvel vakit öldürmelere,yalakalıklara, ölmelere, öldürmelere başlayalım..

Oyunumuz İkinci Perdesi Başlamak Üzeredir, Lütfen Yerlerinize Geçiniz!

Kahramanlarımız bu kez karakoldalar, hastanedeler..Kimi baygın,kimi yaralı, kiminin durumu acil. Polis konuşur; “Anlat!” Anlatırlar. Şoktadırlar hala. E öyle yapsaydın, e niye böyle yapmadın ki, iyi ki öyle demedin amcaların arasında konuşmaya,eşkal belirlemeye çalışmaktadırlar. Hastaneye götürülürler, arkalarında kan izleri onları takip etmektedir. (e siz dediniz iz bırakacağım diye, hiç söylenmeyin) Evet şaşırırlar,bu mudur derler kendi kendilerine. Bu mudur mücadelenin sonucu. Bu kadar kanlı mı bu oyun? Bana sormayın, ben onlara burada kan akacak yazarım gerisi yönetmene kalmıştır. Derken saatler geçer… Herkes döner gelir evine. Kim o herkes sahi. Ha şu tiyatrocular.

Doğru yaa tiyatrocuydu onlar.

Çoğunun neredeyse boğaz tokluğuna aşkla işine sarıldığı,bir sosyal güvencesi bile olmadığı için acile giriş yaptırmaktan çekinen ama bir yandan akıttığı kanı durdurmaya çalışılan kişi. Oydu tiyatrocu değil mi? Öyle olmak zorundaydı.

Doğru yaa..

Siz dediniz kardeşim sanat yapacağız diye alın buyurun size sahne! Kim olduğu önemli mi,seyirci olması önemli mi? Bizim çocuklara yapın tiyatroyu. Hem bunlar daha interaktif seyirci, vallahi bak. Kendilerine gösterilen şeyin altında kalmaz bunlar. Bugün Avrupa böyle sanat yapıyor işte daha ne!

Evet oyunumuz bu kadar.

Umarım beğenmişsinizdir. Ha bilanço mu? Şöyle ki; Bir ağır yaralı, bir linç edilmiş,bir bıçak darbesi, diğer linç edilmekten son anda kurtulanlar ama sağlam dayak yiyenler ve bütün oyun kişilerinin geçirdikleri şok ve ardından gelen psikolojik çöküntü.Hatta alın size bir de kekin kreması; bu kişiler hayal ürünü değil. Gerçek.

Ne ilginç değil mi? Bunlar bizimkiler. Bunlar sizlerin okul, sizlerin meslek arkadaşları, bunlar kimler kimlerin öğrencileri, kimlerin hocaları, kimlerin çalışanları, kimlerin kankaları, dostları, anneleri, babaları…

Bunlar size bu çarşamba Sabancı Kültür Sarayında İşgüzar Bir Tekerrür’ü sahneleyecek arkadaşlar. Hatırladınız mı? Hani oyun sonunda alkışlayacaktınız, duygulanacaklardı. Mutlu olacaklardı. Bir “iyi ki bu mesleği yapıyorum” katharsisine daha ulaşacaklardı. Buna değer, her şey buna değer diyeceklerdi üstüne basa basa.

Hani şu tiyatronun lanet kutsallığı var ya her iki kişiden birinin ağzına pelesenk olmuş olan şey. Onu bekler herkes bu oyunun finalinde benden, biliyorum. “Ve onlar her şeye rağmen o gün sahneye çıktılar” gibi bir finalle perde bekler ki seyircinin katharsisi de gelsin ardından. Al sana özdeşliğin babası denilsin isterdi.

Üzgünüm biz o kadar kutsal olamadık, üzgünüm biz gerçeğiz, biz de sizler gibi gerçeğiz, hayatlarımız var, biz de yaşadık, hissettik. Gerçek tokattı, gerçek yumruktu, defalarca yüzümüze inen. Üzgünüm birisi varsa haykıracak o biz olmalıyız. Kimse iple çekmesin bu oyunu. Kimse ne kadar mağrur olduğumuzu alkışlamasın bizim. Biz kimsenin çocukları değiliz, biz kimsenin şovenizm malzemesi değiliz…

Başka bir oyunda görüşmek üzere, yine bekleriz.

İmza: Ben Tiyatrocu.

Yorum


işlemi tamamlayınız: