Kemal Kılıçdaroğlu Geç Kalıyor

Nedim Saban

Milli Gazete’de yayınlanan bir anket, AKP’nin oy kaybının sürdüğünü belirtirken, Türkiye’deki en büyük sorunu “işsizlik” olarak tanımlıyor. Ankete katılanların yüzde 60’ı CHP’nin yeni yönetimine başarı şansı tanımazken; AKP rejiminin saldığı korku ve sefaletin yerini ille de doldurmak uğruna CHP’ye sarılmak, daha sonra da Amerika’nın Obamasal hayal kırıklıklarına uğramamak için, gerçek bir ilericinin, parti yenilenirken ileriyi görebilmesi ve iyi niyetinden hiç şüphe duyulmayan lider adayı Kılıçdaroğlu’nu zamanında uyarması gerektiğini düşünüyorum.

CHP’yi “idareten” idare eden, boşluk dolduran bir parti olarak görmenin kısa vadede AKP’den kurtulmak için yararı olabilir, ancak uzun vadede AKP’yi aklayarak daha da kalıcı hale getireceğini düşünüyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu, partisinde yenilenme hareketini başlattı, ancak en önemli şeyi yapmakta geç kaldı: Mustafa Kemal’in ilk başta yaptığı şeyi, “kültür devrimini!”

Kültüre ne zaman sıra gelse, partinin kasası boştur, parası yoktur…

Bayrağı AKP’den devralan belediye başkanı ağlar: Kasayı öyle bir boşaltmışlar ki, inanın işçimin maaşını ödeyemiyorum!

Önce buna inanasınız gelir…

İkinci dönem yine seçilir, yahu kasa senin kasan, seçimi tekrar kazanan, koltuğa tekrar oturan sensin, ne oldu kültüre?

Oysa Kurtuluş Savaşı’ndan çıkan yoksul memleketin devrim öncüsü ilk önce kültür devrimini başlatır.

Niye?

70 yıl sonra gericiler onu batı hayranlığıyla suçlasın diye değil herhalde!

Mustafa Kemal, kültür birliği olmayan bir ulusun devrimci mücadeleyi kazanamayacağını bilir.

Küçüktüm, okulda “düşmanı denize döktük” diye okuduğum hayat bilgisi kitabında, Ege Denizi’nde Yunanlıların yüzdüğünü düşünüyordum. Düşmanın gerçekten denize dökülüp dökülmediğini, cephenin gerçekten temizlenip temizlenemediğini anlamak için 12/13 yaşında “emperyalizm” sözcüğünü keşfetmem ve bunun yanına “kültür emperyalizmi terimini oturtmam gerekmişti.

Mustafa Kemal Atatürk, J.S.Bach dinlerken bir Japon ile aynı derecede haz alan dünyaya bedel bir Türk yaratırken, bir gün teknolojinin altında ezilen bir genç kuşak yaratılmasın diye düşünecek kadar ilericiydi!

Aynı derecede Münir Nurettin Selçuk dinleme keyfini, hızlı geçen görüntülerle klip seyretmek için terk etmeyen, tiyatroya geç kaldığı zaman perdenin açılmış olabileceğini tahmin eden, opera/bale/güzel sanatlardan modern çağın dayattığı yenilikler kadar zevk alırken, batıdan gelen rüzgârlarda hastalanmayan bir kuşağın yaratılmasına öncülük etmişti.

Cumhuriyet, önce üstten alta doğru yayılmacı bir politika izledi. Kültür halkevleriyle, yaygınlaşacak ve toplumun her kesimini kucaklayacaktı. Gel gör ki, kanımca İsmet İnönü devrinde yine CHP, kültür devriminin önünü keserek, halkevlerini kapattı.

Türk ulusu, bu koşulsuzluklar içinde, kültür talep edemedi.

Çok doğaldır ki, 2010 yılında bile en büyük sorunu “işsizlik” olarak tanımlıyor.

Ancak sorunun çözümlerinden birini, kültür birliğinde aramıyor.

Kültür birliği derken Türk’ün Kürt’e, Kürt’ün Ermeni’ye asimile olmasından söz etmiyorum, aksine Trabzon’dan çıkan gencin düşmanlık duygularıyla Hrant’ları vurmaması için, Hrant’ı anlayabilmesinden söz ediyorum.

Kültürün kültürünün kurulması lazımdı.

Hikmet Çetinkaya, 24 Ocak tarihli yazısında Tiyatro Ayna’nın sunduğu, Ayşe Kulin’den oyunlaştırılan, Dilek Türker’in oynadığı “Türkan” adlı oyunu CHP’li belediyelerin niye sahiplenmediğini soruyor. Oyunu göremedim. Ancak kötüyse, birinin çıkıp “beğenmediğim için sahiplenmiyorum” diyebilecek kadar onurlu olması gerekiyor!

Sosyal demokrat başkanlarımızın çoğunun profili maça giden, konser organizasyonlarda boy gösteren cinsten. Bir oyun izleyip beğenmek ya da beğenmemekten geçtim, Çetinkaya’nın yazısından anladığım kadarıyla Dilek Türker’in telefonuna bile çıkacak kadar cesur değilmiş bazıları.

Bugün Kılıçdaroğlu taraftarı, yarın Baykal aday gösterirse Baykalcı, ertesi gün MHP’den aday olabilirler, belki başka partilere geçebilirler!

Kültüre yatırım yapmayı, salon tahsis etmek sanıyorlar bazıları, onda bile ayrımcılık yapıyorlar; bir dünya görüşleri yok, adam kayırıyorlar!

Oysa AKP, kendi kültür politikasını oluşturma peşinde. Yurdun dört köşesinde tiyatro açıyor, tiyatroyu yaygınlaştırıyor, kendi politikasına uygun oyunlar üretilmesi için çaba harcıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, tez elden kılıçları çekip, bir kültür devrimi yapmazsa, kılıç kalkan ekibiyle, üzerine gelecekler, hayatı ona dar edecekler!

Biraz devrimci ruhu varsa, önce ekmek dememeli, çok geç olmadan ekmek için ağlayanı anlayabileceğimiz ortak dili kurabilmeli!

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: