Ölüm ve Acıyla Hesaplaşma

Dikmen Gürün

Tiyatro Oyunevi’nin Sahneye Taşıdığı ‘Son Bir Kez’de Yedi Yönetmen, Yedi Metin

‘Son Bir Kez’in sahneye taşınma sürecinde, Mahir Günşiray, her bir monologu genç bir yönetmene ve onunla çalışacak genç bir oyuncuya teslim ederek oyuncu-yönetmen ilişkisinde arayış sürecini destekleyen bir zemin oluşturmuş. İsimsiz hayatların, tecavüzün, derin acıların, ölümün, şiddetin, ‘öteki’ olmanın, sosyal adaletsizliğin sorgulandığı metinler birbirinden ince çizgilerle ayrılıyor ve buluşuyor.

Tiyatro Oyunevi’nde genç bir ekip tarafından sahneye taşınan “Son Bir Kez,” Mahir Günşiray’ın program kitapçığında belirttiği gibi, Lübnan asıllı Kanadalı yazar Wajdi Mouawad’ın “Bir çocuğun -şartlar farklı olsaydı şair olabilirdi ama bombacı oldu- kısa bir süre önce ölen annesine yazdığı aşk mektubu” metninden tema olarak esinlenen bir çalışma. Mouawad, iç savaşın adeta yaşam soluğunu kestiği topraklarda, 19 yaşında olgunluğa erişmek zorunda kalmış olan Wahab’ın ölüm döşeğinde olan anasına ulaşmak için çıktığı yolculukta ölümle ve acıyla hesaplaşmasını dile getirir. “Son Bir Kez”de söz konusu olan da, bu anlamda çıkılan içsel bir yolculuktur.

Güçlü Monologlar

Bejan Matur, Beliz Güçbilmez, Ece Temelkuran, Murat Uyurkulak, Şamil Yılmaz, Ümit Kıvanç’ın metinlerinden oluşan bütünde, kişiler/karakterler/figürler Aslı Erdoğan’ın “Taş Bina ve Diğerleri” adlı öykü kitabındaki kişiler/karakterler/figürlerden uzak değillerdir. Zaten, Mahir Günşiray da, parçalar halinde çalışılan bölümlerdeki figürlerin Aslı Erdoğan’ın kitabındaki taş bina insanlarının ruhuna uygun olduğunu söyler. Güçlü monologlar, bir anlamda, Aslı Erdoğan’ın öykü kitabındaki “bir ömür boyu süren vedaların, darağaçlarının, rüzgârın, taşların, ağıtların, suya vuran, toprağa akan, gözlere dolan yağmurun, söylense de söylenememiş her şeyin ezgisidir” deyişine göndermeler içerirler.

Genç yönetmenler; Bedir Bedir, Fırat Aygün, Ezgi Yentürk, Nilay Erdönmez, Serhat Erekinci, Nalan Kuruçim ve oyuncular; Gökçe Yiğitel, Ezgi Çelik, Nalan Kuruçim, Yaman Ceri, Bedir Bedir, Neslihan Derya Demirel, Banu Fotocan’ın uyumlu çalışmalarında acılar, çaresizlikler, sıkışmışlıklar dile getirilir. İsimsiz hayatların, tecavüzün, derin acıların, ölümün, şiddetin, ‘öteki’ olmanın, dışlanmanın ve de umursamazlığın, vurdumduymazlığın, eşitsizliğin, sosyal adaletsizliğin sorgulandığı metinler ince çizgilerle ayrılır ve buluşurlar birbirlerinden/birbirleriyle. Öyküler kadar insanların bedenleri ve ruhlarıyla hesaplaşmalarıdır öne çıkan…

Başka topraklarda genç bir doktorun yeni doğan oğlu için duyduğu ölüm korkusu ile bu topraklarda oğlunu askerde kaybeden bir ananın elindeki silahı tanrıya doğrultarak tetiğe basması öylesine insana dairdir ki… Ya da defalarca ırzına geçilen, kimden olduğunu bilmediği çocuğu bedeninden kopartılan genç kadının acısıyla, babasının bıyıklarını ölmekle özdeşleştiren ve de onu öldürme hayalleri kuran genç kızın acısı hangi noktada buluşur? Acılarını bir ağaca seslenen yalnız bir kadının durduğu yerde mi? Peki, acıların en uç noktalarda yaşandığı bir toplumda, bir başka katmanda, ‘son nefes’in anlamı nedir sağlıklı, sorumlu, sorunsuz genç kadın için? İşte, tüm metinler böylesi yolculuklar, hesaplaşmalar, boşluklar, uçurumlar üzerine odaklanır… Bu yolculuklarda, bir anlamda, Aslı Erdoğan’ın “Melek” öyküsündeki figür oluşturur kesişme noktalarını. Bu dünyada var olmanın türlü gerçeklerini işleyen metinler arasındaki köprüleri sanki gerçeküstü bir dille kurar.

Yalın Bir Yorum

Son Bir Kez”in sahneye taşınma sürecinde, Mahir Günşiray, her bir monologu genç bir yönetmene ve onunla çalışacak genç bir oyuncuya teslim ederek oyuncu- yönetmen ilişkisinde arayış sürecini destekleyen bir zemin oluşturmuş. Yazarların, dramaturgun (Şamil Yılmaz), yönetmenlerin, oyuncuların ve tabii ki bütünü genel anlamda değerlendiren, parçaları eklemleyen Mahir Günşiray’ın kotardığı bu buluşmada metinler sahne üstünde bir örgü gibi ilmeklerle birbiri içinden geçiyorlar. Kişiler ve olaylar arasındaki bu geçişlerde, oyuncuların metinlerle kurdukları bağlarda zaman ve mekân kavramları da önemli rol oynuyor. Claude Leon’un sahne tasarımında mekânsal özelliklerin küçük detaylarla yakalanması da bütünde amaçlanan ‘temsil’ özelliği ile örtüşüyor. “Son Bir Kez” izleyiciyi yalınlığı ve yoğunluğu içinde yakalayan, sorgulayan bir çalışma…

25.01.2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: