Aşk Tesadüfleri Sever Peki Ya Tayyip Erdoğan

Nedim Saban

Tiyatroda dramatik yapısı iyi kurgulanmış bir yapıtın tesadüfe dayandırılmaması gerekir.

Finali tesadüflerle tırmanan bir yapıt ağzınızda hiçbir tat bırakmaz. Amatör yazarların sıkıştıkça bir karakteri öldürmesi ya da sahneden çıkartmak için seyahate göndermesi, aşık etmesi, tesadüflere bağlı olayları özetlemek için uzun uzun telefon konuşmaları yaptırması dramatik zaaflar olarak nitelenir.

Geçtiğimiz hafta sonu vizyona giren ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ filmi ise, iyiliğin tesadüflere bağlı olduğu dünyaya bir selam niteliği taşıyor.

‘The Secret’ kitabı çıktığından beridir, ortada bir iyi enerji lafı gidiyor. İyilikler dolaşıyor ve biz bunları çağırıyoruz, tesadüfleri kendimiz yaratıyoruz muhabbeti yani. Bunu duyduğumdan beri Beşiktaş senin, Pangaltı benim bön bön dolaşıyorum. Ulan bir tesadüf çatmaz mı? Takside unutulmuş cüzdandan geçtim, manavda tesadüfen turfanda bulunan bir körpe hıyar ya da kurban bayramında kesimden kurtulmuş bir kuzucuk… Aşkın büyüğünden vazgeçtim, yeğenime beşik kertmesi yapabileceğim bir bebecik, evdeki köpeğimin cinsine uyan bir dişi american cocker… Her şeyden vazgeçtim, sokakta el altından 4,5 liraya satılan bir Marksist Leninist kitap, sakıncalı bir yayın… Yok, anam yok! Tesadüfün içine toptancılar çarşısında mı sıçtım nedir?

Böyle yazmayı bırakın, konuştuğum zaman bile çığlık atan arkadaşlarım türedi.

“Kötülüğü çağırma!”

Kanser dersem kanser olurmuşum.

Kanser, kanser, kanser.

Şimdi üç defa kanser yazdım, siz de üç defa okudunuz diye, üç yerinizden tümör fışkıracak ya da üç arkadaşınız tez elden kanserden ölecek.

Nedim Saban kötü düşündü, kanseri çağırdı.

Bu gazeteyi hemen fırlat, denize at ya da bilgisayarından sil at. Silerken de bir fakire üç kuruş para ver.

Toplantıda kötü enerji yolladığımız için, işimiz olmaz. Toplantıya hazır gitmediğimiz, tembellik ettiğimiz, ezelden beri hıyar olduğumuz için değil.

Tesadüfen toplantıya Ahmet değil, Ayşe ile girseydik, Ayşe ile evlenirdik, Ahmet ile girdiğimiz için, hepimiz aynı anda eşcinsel olduk.

Şimdi ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ filmini, tesadüfleri sevmek ya da Mehmet Günsür’e aşık olmak için sevmiyorsanız, size başka bir sorum var.

Aşk Tesadüfleri Sever, peki ya Tayyip Erdoğan?

Mesela, tam seçime birkaç ay kala, Soner Yalçın’ın CHP’nin kuracağı televizyonun başına geçmesine ramak kalmışken tutuklanması tesadüf müdür?

Oda TV’nin, birtakım belgeleri yayınladıktan sonra Ergenekoncu oluvermesi, bu belgeleri yayınlamadan önce Ergenekoncu olmadığı anlamına mı gelir yani? Oda TV’nin tam bazı belgeleri yayınladıktan sonra Mustafa Balbay’ın, “sırada Soner Yalçın’ın olduğunu biliyordum” demesi sadece bir tesadüf mü, yoksa artık oynanan oyunun üçüncü perdesinin profesyonelce kurgulandığının göstergesi mi?

Yani bu olanları, işini tesadüflere dayandırmayan usta yazarın kurgusu olarak mı; yurtseverlerin ısrarla kötü enerji salgılayarak hapis yatmayı istemesine mi yormalı, kafam karıştı dostlar!

Aşk tesadüfleri sever de, bu hükümet neyi sever anlayamadık yani!

Ay bence, Oda TV, kötü enerji saçtı…

Yayıncılık yaparak, polisi ayağına çağırdı!

Üniversitedeki hoca efendide de kafa aynı.

“Kadın dekolte giymesin” diyor. “Giyinirse erkeği tecavüze çağırır” diyor.

Yakında kadın evden çıkmasın diyecek, kadın kapansın diyecek, kadın pencereden bakmasın diyecek.

Aslında kadının başına gelecek olanlar da tamamen tesadüf!

Kadın pencereden bakmasın ki, tecavüzcü eve dalıp, tecavüz etmesin.

Kadın, açık giyinmesin ki, erkek onu kapatmak zorunda kalmasın.

Yazar yazmasın ki, polis orayı basmak zorunda kalmasın.

‘Aşk Tesadüfleri Sever’ filminde, trafik kazası olmasa, arabalar çarpışmayacak, erken doğum olmayacak, bu bebeler dünyaya gelmeyecek, bir gün aşık olmayacaklardı

Kızmayın, filmin başını söyledik sonunu değil.

Filmlerin sonunu dinlemeyi sevmeyen canım ülkemin insanları, son yıllarda üzerimizde oynanan, sonu ustaca yazılmış bu oyuna nasıl seyirci kalıyor, anlamak mümkün değil!

Aşk Tesadüfleri Seviyor, peki ya Tayyip Erdoğan neyi seviyor?

Filmde en çok sevdiğim yan, Ankara nostaljisiydi benim için!

Yok, ne Melih Gökçek’in, ne Murat Karayalçın’ın Ankara’sı…

Mecliste yumrukların konuştuğu, çiğ köftelerin atıldığı Ankara değil…

“Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak” türküsünün söylendiği Ankara!

Militarist değilim, ama tesadüfen bu türküyü duyduğumda çok ağlıyorum şu sıralar.

Türkünün “düşmanı esir ettik” filan gibi savaş sonrası heyecanlı sözleri bir kenara atsak da, şu vatanı kazanmak için verdiğimiz mücadelenin bir tesadüf olmadığını nasıl anlatsak bebelerimize?

Susurluk’ta tesadüfen bir trafik kazası oldu, gerçekler ortaya çıkacakken derin bir örtü kapladı üzerimizi, belli ki, bu tesadüf değildi.

Şimdi, ucu bucağı belli olmayan Ergenekon örgütüne “şu örgüt nerede ben de üye olmak istiyorum” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na yanıt bulunamazken, bu kadar aydının hapislerde çürümesinin kötü bir tesadüf olduğuna kim inanır?

İnsan sadece aşkın değil, hayatın da tesadüfleri sevmesini istiyor bazen.

Tesadüfen gelenler tesadüfen gider mi? Tarihe bakmak lazım. Tesadüfen bildiklerim böyle olmadığını söylüyor.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: