Dünyaları Kesişen İki Oyun

Dikmen Gürün

Bay Hiç ve Kafka Fragmanları’nın ayrı anlatım biçimleriyle özde buluşması üstüne birkaç gözlem

Peter Sellars’ın rejisini yaptığı Kafka Fragmanları ile ondan çok önce var olan Bay Hiç’in kişileri, dünyaları tiyatro dili olarak kesişiyorlar bir anlamda. İki oyun da, hepimizin, farklı biçimlerde de olsa çok derinlerde hissettiğimiz yalnızlık ve uyumsuzluk girdabını incelikle irdeliyor.

Dilin şiirselliğinde, dilin müzikalitesinde ve dilin taşıdığı anlamlarda yolları kesişen iki farklı yapıtın ayrı anlatım biçimleriyle özde buluşmasından söz etmek istiyorum bu yazıda; Sabahattin Kudret Aksal’ın 1969 yılında yazdığı Bay Hiç ve Macar besteci Gyorgy Kurtag’ın 1980’lerin sonunda bestelediği Kafka Fragmanları.

BAY HİÇ

Bir Kerem Ayan–Ülkü Duru projesi Bay Hiç. 2010 Haziranı’nda, 17. İstanbul Tiyatro Festvali’nde Sabahattin Kudret Aksal’ın doğumunun 90. yılı nedeniyle perde açtı. O günden bu yana mekân sorunuyla boğuşarak yoluna devam ediyor. Aslında, daha sıklıkla seyirciyle buluşması gereken bir oyun Bay Hiç. Ama, bugün İKSV Salon’da, yarın Kumbaracı50’de, bir başka gün ya da hafta daha başka bir mekânda gerçekleştiriyor bu buluşmayı. Pek çok özel topluluğun yüzleşmek durumunda kaldığı çok bir ciddi sorun. Ama, AKM’yi bile bir inat uğruna unutan/unutturmaya çalışan sistemden kaynaklanan sonuçlar bunlar…

Sabahattin Kudret Aksal bir söz ve dil ustası. “Tiyatroyla şiiri özdeş saydım” diyen yazar, 1990 yılında kendisiyle yaptığım bir konuşmada “Bu oyunu yazmaya oturduğumda kafamda ne bireysel ne de toplumsal hiçbir gerçek yoktu. Birkaç cümlelik bir öykü vardı sadece. Ne yazık ki öykünün bu kadarı olmadan yazılmıyor tiyatro” demiş ve devam etmişti: “Söylemeye gerek yok. Her şey yazarken oluştu. Diyebilirim ki o kişilerin beni götürdükleri yere kadar gittim.”

Bay Hiç’in öyküsü, uzaktaki evlerin birinde ışığını gözlediği ve orada bir kadının yaşadığını düşleyen adamın o eve gidip kapıyı çalmasıyla başlar. Düşlemek, sanmak ve gerçekle yüzleşmek… Bu noktadan itibaren soyutlamaya yönelir yazar. Bu süreçte seyirci, hayalleriyle gerçekler arasında gidip gelen, içinde bulunduğu düzene ayak uydurmaya çalışan ama, düzen içinde nasıl var olacaklarını bilemeyen, parçalanmış kişiliklerin peşine takılarak onların yalnız, yabancılaşmış dünyalarına girer.

Ülkü Duru’nun ve İştar Gökseven’in yorumlarında Kadın’ın ve Erkek’in sıkışmışlıkları, düş kırıklıklarıyla hesaplaşmaları izlenir. Ülkü Duru Kadın’da her zamanki duru ve etkileyici oyunculuğuyla Sabahattin Kudret Aksal’ın metnindeki soyut şiirselliğin altını çizer. Davranışları, peş peşe sıraladığı sözcükleri bir ruh halinden diğerine geçişleri, geri dönüşleri vurgular. Erkek ise hayatı daha solgun renklerle algılayan kişidir. Tedirgindir. Düş kırıklığı onun yaşamının bir parçasıdır. Kadın’la olan diyaloğunda bu özelliklerini yansıtır.

Yönetmen Kerem Ayan, metnin gerektirdiği yalınlığı Kadın ve Erkek arasında gelişen ve de genelde Kadın’ın baskın çıktığı diyalog örgüsünü kendi akışına bırakarak yakalamış. Bu bağlamda, Ayan’ın mesafeli duruşu,“oyunda içine düşülen yalnızlık girdabını ve uyumsuzluğun şiirsel halini” daha da belirgin kılar. Sabahattin Kudret Aksal da“bana öyle geliyor ki Bay Hiç toplumda yalnızlığı simgeliyor” der… Hepimizin, farklı biçimlerde de olsa çok derinlerde hissettiğimiz yalnızlık ve uyumsuzluk girdabıdır oyunda incelikle irdelenen, işlenen.

KAFKA’NIN FRAGMANLARI

György Kurtag’ın müziklerini, Peter Sellars’ın rejisini yaptığı Kafka Fragmanları ile ondan çok önce var olan Bay Hiç’in kişileri, dünyaları sanki tiyatro dili olarak kesişiyorlar bir anlamda. Kafka Fragmanları ile tanıdığım Kurtag, Kafka’nın günlüklerinden, mektuplarından, aforizmalarından yola çıkarak 1980’li yılların sonunda bestelemiş bu eseri. Kafka Fragmanları’nda ilginç olan, çağımızın öncü yönetmenlerinden Peter Sellars’ın 2005 yılında yaptığı sahne düzenlemesiyle olaya tiyatro boyutunu katması.

Kafka Fragmanları o tarihten bu yana bir Old Stories: New Lives (Eski Hikâyeler: Yeni Hayatlar) ve Carnegie Hall yapımı olarak dünyayı dolaşıyor. Roma Europe Festivali’nin 20. yılında da (2010) özel bir gösteri olarak ve de “Tiyatro” bölümü altında sahnelendi. Soprano Dawn Upshaw’ın yorumladığı Kafka Fragmanları Peter Sellars’ın vurguladığı gibi; insan yaşamındaki soruların, sorunların, kuşkuların ve yalnızlıkların, hayallerin ve gerçeklerin, düş kırıklıklarının insanın sıradan günlük yaşamıyla ne denli iç içe olduğunu gösteriyor.

Sunuş yazısında dikkat çeken bir husus da şu kısa tanım: “Soprano ile keman elbette müziğin iki parçasıdır, ama her şeyden önce iki kişi gibi davranırlar sahne üstünde. Bu da Peter Sellars’ın sahneye taşımayı başardığı teatralliğe can verir.” Evet, tiyatro yeni okuma ve algılama biçimleriyle farklı boyutlar kazanıyor.

Bu yazı 22.02.2011 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: