Seyirci Koltuğundan İstanbul’da 2010 Yılı Dans Sahnesi

Mehmet K. Özel

İstanbul’da 2010 yılı dans açısından dopdolu geçti.

Şehrin yerleşik sanatçı ve kurumlarının üretimlerinin yanısıra, iki yılda birlik tiyatro ve yıllık İdans festivalleri, iki yılda birlik bale yarışması, Avrupa kültür başkentliği vesilesiyle bütün yıla yayılan Dans Platform İstanbul ve bilumum dans projeleri, ve son anda açıklanan sürpriz etkinlikler sayesinde İstanbul’da şimdiye kadar olmadığı ve bundan sonra da kolay kolay olamayacak kadar renkli ve çeşitli bir dans yılı geçirdik.

Sidi Larbi Cherkaoui, Akram Khan, Slyvie Guillem, Polina Semionova, Louise Lecavalier, Emio Greco, Kitt Johnson, Ko Murobushi, Vladimir Malakhov, Conny Janssen gibi dünyada uzun yıllardır “yıldız” olan dansçı ve koreograflar ilk defa 2010’da İstanbul’a konuk oldular.

Sidi Larbi en popüler yapıtı Sutra’yla, Akram Khan en yüzeysel yapıtı Gnosis’le, Louise Lecavalier onun için tasarlanmış en kötü yapıt Children ile sahnedeydi, ama ne gam; kanlı canlı karşımızdaydılar.

Sidi Larbi Sutra’da asistanına devrettiği rolü ilk akşam bizzat sahneye çıkıp dans ederek, Akram Khan Sylvie Guillem’le samimiyet yüklü Sacred Monsters’ı sunarak, Louise Lecavalier ise programının ikinci bölümünde Eduard Lock’dan nefeskesici A Few Minutes Of Lock’u sahneleyerek gönlümüzü almayı bildi.

İstanbul’a daha önce gelmiş uluslararası toplulukları ve sanatçıları bir yıl içinde arka arkaya şehrimiz sahnelerinde tekrar izlemek, bu dans fakiri ülkede biz dansseverler için bulunmaz nimetti.

Paul Taylor’ın dans topluluğu yirmi yıl, Pina Bausch’un Tanztheater Wuppertal’i yedi yıl sonra İstanbul’a tekrar konuk oldular.

Programındaki dans bölümünü aza ve öze indirerek geçtiğimiz sezon tek -ama kallavi- bir topluluğu, Paul Taylor Dance Company’i ağırlayan İş Sanat, Nisan’da farklı içerikli iki akşamla bizlere altı yapıtlık bir Paul Taylor ziyafeti çekti.

Ajans 2010 ise İstanbul 2010 kültür başkentliği programı ilk açıklandığında iki ayrı yapıt ile konuk etmeyi taahhüt ettiği Tanztheater Wuppertal’i -gerekçesi mekansızlık zannettiğim ama herhangi bir açıklaması yapılmayan nedenlerden dolayı- eninde sonunda tek yapıt ile, Pina Bausch’un 2003 İstanbul projesi Nefes ile Haziran ayında üç akşam İstanbullu dansseverlerin beğenisine sundu.

Ursula Kaufmann’ın Pina Bausch’un yapıtlarından derlediği büyük boyutlu baskılarından oluşan fotoğraf sergisi hem Pina Bausch’u ölümünün birinci yılında anmamıza vesile oldu hem de ülkemizde ender olarak ele alınan dans fotoğrafları konusuna dikkat çekti.

Önemli uluslararası dans topluluklarının ikinci derece versiyonları olan Nederlands Dans Theater II ve Compania Nacional De Danza II ise -ne tesadüf ikisi de- 16 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’daydılar.

CNDII bütünüyle Nacho Duato’nun yapıtlarına ayrılan bir akşamla, NDTII ise Kylian’lı, Naharin’li karma bir akşamla bizleri büyülediler.

Türkiye’de daha önce Efes, Aspendos gibi devasa antik amfitiyatrolarımıza konuk olan Tokyo Balesi ise bu sefer Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun orta büyüklükteki sahnesine 60 dansçıyla sığmak zorunda kaldı.

Tümüyle Maurice Bejart’ın yapıtlarından oluşturulmuş programda topluluk teknik ve disiplin olarak kusursuzdu, ancak Bejart’ın avrupai uzun kollar ve bacaklarda estetiğini bulan koreografileri ergonomik ölçüler nedeniyle japonlarda aynı artistik etkiyi yaratamadı.

Bimeras Vakfı bütün bir Ekim ayı boyunca, dördüncüsünü gerçekleştirdiği “yenikozmopolidans” temalı İdans festivali ile, 2010 Avrupa Kültür Ajansı’ndan tek kuruş yardım almadan, 2010’un “kentin mahallelerine, sokaklarına, insanlarına ve hayvanlarına en derin nüfuz eden, en saygılı ve en insancıl/hayvancıl” etkinliğine imza atmış oldu.

Eski İdanslardan aşina olduğumuz Xavier Le Roy, Jerome Bel, Pichet Klunchun, Pieter Ampe & Guillherme Garrido gibi dünya dans sahnesinin yenilikçi, aykırı, underground koreograf-dansçılarını tekrar izlemek ne kadar keyifliyse, Jardin D’europa ödülü kapsamında Avrupa’nın genç sanatçılarını keşfetmek o kadar heyecanlıydı.

Beyoğlu sokaklarını mesken tutarak, yaşadığımız kamusal alanlara başka bir gözle bakmamızı sağlayan Willi Dorner’ın Bodies in Urban Spaces projesi, insan bedenini başkalaştırarak yeni ufuklar açan Kitt Johnson’ın Rankefod’su, Bloom! adlı genç topluluğun City’si, Mette İngvartsen’in Giant City’si ve toplumsal geçmişimizi sorgulayan Sanja Mitrovic’in Will You Ever Be Happy Again? adlı çalışması bana göre idans04’ün doruk noktalarıydı.

Şehrimizin yerleşik kurum ve koreograflarına gelince:

Hemen 2010 arifesinde, 2009’un Aralık’ında Araz’ı sunan Zeynep Tanbay yıl boyunca sessiz kaldı.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi George Balanchine, Patrick De Bana ve Jose Martinez’in birer yapıtından oluşturduğu renkli buketle 2010’a girdi. Yılın ikinci yarısında ise Erdal Uğurlu’nun Dört Duvar ve İzmir’den ithal ettiği Uğur Seyrek’in Othello’su ile yerli sanatçılara ağırlık verdi.

Yurdun dört bir tarafındaki devlet balelerinden çağrılan dansçıların görev aldığı, 2010 Avrupa Kültür Ajansı’nın projesi, Beyhan Murphy imzalı Barbaros genel olarak pek iyi eleştiriler almadı. İstanbul kültür başkentliği ile denizci Barbaroslu Hayrettin Paşa’nın ilişkisinin nasıl kurulup da bu projenin Ajans’dan destek aldığını kimse sorgulamadı; zira kültür başkenti ajansı, yıl boyunca istanbul kıyılarında düzenlenen yat yarışlarına ve bilumum yelkenli geminin rıhtımlarımızı ziyaretine de -nedense- sponsorluk yaptı.

Beyhan Murphy’nin, Ajans’ta Dikmen Gürün’ün istifasıyla boşalan koltuğa oturmasıyla, daha önce Ankara’da düzenlediği dans platform fikrini İstanbul’a taşıması bir oldu.

Cemal Reşit Rey Konser Salonu Eylül ayında bir hafta boyunca fuayesine kurulan stüdyolarla ve salonuyla tam bir şenlik ortamına dönüştü. Günboyu uluslararası uzmanların verdiği master-class’lar sonrasında akşamları da farklı başlıklar altında yerli koreograflarımız en yeni işlerini sundular. Maalesef genellikle vasat olan yapıtlar arasında fikrini dağıtmadan, zorlamadan, “sarkıtmadan” derli toplu anlatan çalışmalar çok çok azdı.

Oldukça iyi bulunan Aydın Teker’li, İlyas Odman’lı, Mustafa Kaplan’lı kapanış programı Şantiye’yi ise maalesef izleyemedim.

2010 yılında dans alanında garip şeyler de yaşanmadı değil. Bunların çoğu da 2010 Avrupa Kültür Başkenti projeleriydi:

Ne doğru dürüst flamenko ne de çağdaş dans yapan, yaptıkları sadece “şov” olan Los Vivancos’un Dans Platform İstanbul’da ne işi vardı!

Meg Stuart’ın İstanpoli projesi kapsamında hazırladığı yapıtı kaç kişi izleyebildi; yoksa özellikle gözlerden ırak tutulmaya mı çalışıldı!

Barbaros’u da içine katarak, Ajans 2010’un diğer projelerinden Sultan-ı Seyirlik ve Shaman Dans Tiyatrosu’nun 7edi’sinin sanatsal kaliteleri hangi düzeydeydi; ne sorgulandı ne tartışıldı!

Bir işadamının kişisel çabası ve ilgisiyle kalabalık La Scala Balesi İstanbul’a geldi; maalesef Roland Petit’nin belki de en kötü çalışmalarından birini sergilemek üzere: Pink Floyd Balesi’ni. Yapıtın sahnelendiği İstanbul Kongre Merkezi sahne boyutları açısından uygundu ancak seyirci salonu açısından oldukça elverişsizdi, zira kongre amaçlı yapılmış ve eğimi buna göre hesaplanmış salonda bir çok noktadan sahneye hakim olmak imkansızdı.

İstanbul’un 2010’da dans açısından -tabii aslında bütün kültürel etkinlikler açısından- en büyük şanssızlığı Atatürk Kültür Merkezi’nin kapalı olmasıydı.

Şehrimizde o boyutlarda ve o imkanlara sahip başka bir sahne olmadığı için; ya Pina Bausch’un Nefes’i yeniden inşa edilirken uluslararası standartlara göre yapılmamış Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne sıkışmak zorunda kaldı, ya da Roland Petit’nin Pink Floyd Balesi’ni İstanbul Kongre Merkezi’nde hakkıyla seyredebilmek için uzun boylu olmak gerekti.

2010’un bence en iyi yerli çalışması Tuğçe Tuna’nın Islak Hacim’iydi.

Tiyatro Festivali kapsamında sunulan Islak Hacim Bayrampaşa Ceza Evi’nin terk edilmiş mekanlarında gerçekleşti. “Yer”e özgü; ilhamını ve biçimini “yer”den alan kuvvetli, etkileyici bir yapıttı.

2010’un en üretken ve yaratıcı yerli sanatçısı ise İlyas Odman’dı.

Yıl boyunca Yorgun III, Cam adımlar, Ölü Doğa gibi; eski yapıtlarının yeni sürümleriyle karşımıza çıkarken; dert edindiği konular etrafında bıkıp usanmadan tekrar tekrar gezinen, fetiş temalarını her seferinde yeniden ele alan, değiştiren, dönüştüren, bozan, ekleyen, çıkaran, çoğaltan tavrıyla ve çalışkanlığıyla övgüyü, takdiri ve beğeniyi fazlasıyla hak etti.

“2010’dan sonra tufan” mı olur, yoksa dans açısından bu kadar yoğun bir yıl, hemen akabinde olmasa bile ilerleyen zamanlarda meyvalarını verir mi?

İyimserliği arttıracak bir iki küçük kıpırdanma var: Zeynep Tanbay bundan böyle düzenli olarak Crr Konser Salonu’nda yapıtlarını sergileyecek, Beyhan Murphy İstanbul Devlet Opera ve Balesi bünyesinde İstanbul Modern Dans Topluluğunu kurdu.

Ancak ne AKM’yle ilgili umutlandırıcı bir haber var, ne de artık İstanbul’a gereken büyük çaplı dans topluluklarını programına alan bir dans festivalinin gerçekleştirileceği haberi.

danzon2008.blogspot.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: