Üç Kuruş

Zafer Diper

Macaristan’ın AB Dönem Başkanlığını üstlenmesi dolayısıyla Ankara’da düzenlenen konsere katılan Kültür ve Turizm Bakanı  Günay, “Türk sanatçıları  Avrupa Birliği’nde vizesiz dolaşabilmeli” demiş. Macaristan Büyükelçisi İstvan Szabo ise, “Türkiye ile vize diyalogunun başlaması önemli bir çabamızdır. Birlikte adil ve makul çözümler bulmalıyız. Vize konusunda Türk vatandaşların hassasiyetini anlıyoruz” biçiminde  konuşmuş. “Macaristan’ı üyelik sürecinde karışılacağımız zorluklarda bir dost olarak görüyoruz” diyen Günay da; evet, demiş ki: “Türk sanatçıları  Avrupa Birliği’nde vizesiz dolaşabilmeli”..

Sanırım, bundan şu çıkıyor ki, diğer vatandaşlar vizeli dolaşabilmeli.. ya da belki hiç değilse: “sanatçılar bizim bir tanemiz gül tanemizdirler, ülkemizin tanıtımına katkılar sunarlar, onları önemsiyoruz da..” diye falan filan biçiminde yaklaşmış konuya..  “Ve biliyor musunuz ki biz kimi sanatçılarımızı devlet sanatçısı diye de taltif ediyoruz, onlara kimi ayrıcalıklar da tanıyoruz..”  Bu ilgilere, bu dikkatlere ne demeli bilmem; kimileri bu devletin de, kimileri bu devletin vatandaşı sanatçılar değiller sanki; olsun, büyüklerimiz bilirler, sağ olsunlar.. Öyle ya kendi koyduğu ölçütlere göre  devlet sanatçısı dedin mi bir özelliği de, Türkiye’yi dünyada da tanıtan birileri olmalı başta.. Yesinler sizi.. Avustralya’dan Kanada’ya, dünyanın pek çok ülkesine gittik oynadık, kimlikte yazdığına göre T.C vatandaşı olarak. Belki de bu denli dışarıya açılan az tiyatrocu var, ne ki bu kişiler ne mutlu ki devlet sanatçısı olarak değerlendirilmediler.. “Yaptığın işin mantığına uy bari”yi de geçelim bir kalem, ana konu “devletin sanatçısı” olamayacağı.. “Bu ülkenin” sanatçısı, aynı zamanda kafa kağıdında da belirtildiği üzere “bu devletin” sanatçısı değil mi?! O zaman niye kaç yıl üst üste çağrıldık durduk Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna ki hiçbir zaman, hiçbirine gitmedim ben kişisel olarak.. Sen önce tiyatro yasasını çıkar..Hazırlamışız yıllar yıllar önce.. Nerede duruyor acaba?.. Bir devletin, dahası böylesi kültür-sanata sanatçıya yaklaşımlı(vergili, stopajlı, yaşamsal sorunları güvenlik altına alınmamış, telifsiz, salonsuz vd. bin bir konulu, bin bir sorunlu)  bir devletin sanatçısı nasıl olunur ki; olunamaz değil mi.. Hem olunursa bu ülkede bir avuç sanatçıya, diğerlerine sövgü olmaz mı: Bu devlet bana önem veriyor da, sana değil.. Özetlenmeli salt-yalınca:  devlet sanatçısı olunamaz.

Birkaç kez başıma geldi.. Ama en iyi anımsadığım 1996 yılı, Berlin Festivali’ne çağrılmışız “Yargı” oyunuyla..  Belediye başkanı göndermiş çağrı mektubunu; lütfen’li, gelmemizden onur duyduklarını belirten bir yazıyla.. Neyse, vize konusu var kuşkusuz .. Alman konsolosluğuna başvurulmuş ve birkaç gün sonra onların izinlerine mazhar olabilmek için, düşmüşüz kapılarına gene.. ” Evet, ücreti nedir?” dediğimizde gelen yanıt şu: “Siz kültür elçisisiniz, sizden vize ücreti alamayız, buyurun!”

Çıldırdığım bir diğer konu..Havaalanından dış ülkelere uçmadan önce çıkış parası ödeniyor ki o dönem az buz bir rakam değil.. Ama iş parasında değil; yaklaşıyorum bir görevliyi,  “Bakın Almanlar vize parasını bile almadılar, siz sanat elçisisiniz dediler.. İş için, gezi için falan gitmiyoruz, tiyatro için bir festivale gidiyoruz,  bizden bu ücreti almasanız?!.. “Siz,” diyor görevli , “oradaki polisle görüşün bu konuyu..”  Oradaki polise gidiyor, aynı durumu iletiyorum: “Olmaz kardeşim!” diyor, “Bizde öyle tiyatorocu falan..”  Ve ekliyor; bilmem ne kadarı doğru ne kadarı yalan: “Herkes öder bu parayı, cumhurbaşkanı bile..”

Aynı olay geçen ay da başıma geldi oyun için Hamburg’a giderken, çıkışı ödedik paşa paşa..

Yani, efendim sen geçiver bi kalem şu çözemeyeceğin vize konusunu da, bırak sanatçısını şusunu busunu da, kendi insanını dışarıya yollarken önce dalma onun cebine, üç kuruş üç kuruştur diye…

Evetbenim.com



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: