Halka Dair Ne Varsa Bu Tiyatro’da

(Serbay Mansuroğlu ve Onur Aktolun’un Nihat Çapar ile yaptığı 14 Mart 2011 tarihli Birgün’deki röportajı yayınlıyoruz.)

Çağrışım Tiyatrosu, 12 yıl önce kurulduğu Mersin’den ufkunu genişleterek yol almaya devam ediyor. Samuel Beckett’in tek perdelik yazdığı başyapıtı ‘oyun sonu’ bu akşam Tarsus 75. Yıl Kültür Merkezi’nde prömiyerini yapıyor. Biz de zaman tünelinde Çağrışım Tiyatrosunu ve ‘oyun sonu’nu tiyatronun kurucusu ve sanat yönetmeni Nihat Çapar ile söyleştik

Çağrışım Tiyatrosunu kısaca anlatacak olursanız, bu tiyatro nedir? Mersin’de yola çıkmışsınız.
Çağrışım Tiyatrosu, 1998 yılının son aylarında faaliyet göstermeye başlamış, ilk oyununu ise 2000 yılının ilk aylarında sahnelemiş olan; Tarsus’un ilk, Akdeniz Bölgesi’nin de sayılı profesyonel ve köklü ekiplerinden birisidir. Kuruluşundan bu güne, Haldun Taner, Nazım Hikmet Ran, Melih Cevdet Anday, Aziz Nesin, Anton Çehov, Dejan Dukovskı, Jean B. Molıere, Hristo Boytchev, Guilherme Fıgueıredo, Samuel Beckett gibi yazarların oyunlarını repertuarına alarak, kentin sosyal nabzını tutmanın yanı sıra, diğer şehirlerdeki insanların izlemesini amaç edinip festivaller ve lokal turnelerle geniş bir paylaşım ağı örmektedir.

Yerelde bir tiyatro inisiyatifi oluşturmanın zorluğu nedir?
Taşrada, sosyal örgütlenmenin de temel yapısını oluşturan dinamiklerin, geçmişten günümüze uzanan‘’baş ağrısı’’ nedenlerine liderlik eden kolektif bilinç yoksunluğu; sanat izleyicisinin, icra edilen sanat olayına rağbet gösterirken ki acemiliğiyle gün yüzüne çıkarak, taşrada sanat yapma sürecini daha en başından sekteye uğratıyor. Taşrada yaşayan bir kumpanyanın raftan indirdiği oyun, yaklaşık iki ay prova edildikten sonra perdelerini kentin sosyal yaşamına açıp, tiyatro perdeleri kapandıktan sonra bir daha ne zaman açılacağı bilinmeksizin zorlu bir bekleyişe demir atıyor. İzleyicisini bekleyen kumpanyanın kaderi; okurunu bekleyen kütüphane, dinleyicisini bekleyen opera ve izleyicisini bekleyen sergiler zincirine eklenerek, taşrada sosyal yaşamın en zayıf halkasını kendiliğinden oluşturmuş oluyor. Bu minvalde soluk almanın zorluğunu, sanırım, bir de Hamlet’in meşhur kafatası çekiyor.

Yerelde bir tiyatro inisiyatifi oluşturmanın zorluğu nedir?
Taşrada, sosyal örgütlenmenin de temel yapısını oluşturan dinamiklerin, geçmişten günümüze uzanan‘’baş ağrısı’’ nedenlerine liderlik eden kolektif bilinç yoksunluğu; sanat izleyicisinin, icra edilen sanat olayına rağbet gösterirken ki acemiliğiyle gün yüzüne çıkarak, taşrada sanat yapma sürecini daha en başından sekteye uğratıyor. Taşrada yaşayan bir kumpanyanın raftan indirdiği oyun, yaklaşık iki ay prova edildikten sonra perdelerini kentin sosyal yaşamına açıp, tiyatro perdeleri kapandıktan sonra bir daha ne zaman açılacağı bilinmeksizin zorlu bir bekleyişe demir atıyor. İzleyicisini bekleyen kumpanyanın kaderi; okurunu bekleyen kütüphane, dinleyicisini bekleyen opera ve izleyicisini bekleyen sergiler zincirine eklenerek, taşrada sosyal yaşamın en zayıf halkasını kendiliğinden oluşturmuş oluyor. Bu minvalde soluk almanın zorluğunu, sanırım, bir de Hamlet’in meşhur kafatası çekiyor.

Yola nasıl çıktınız? Çağrışım Tiyatrosu’nu kurarken ne anlatmak istediniz?
Çağrışım Tiyatrosu’nun yapısal oluşumunu tetikleyen etkenlerin başında; kentte 1998 yılında faaliyet göstermeye başlayan Tarsus 75. Yıl Kültür Merkezi’nin, kapılarını Adana Devlet Tiyatrosu ve turne tiyatrolarına açmasıyla oluşan izleyici yoğunluğunun, bir başka değişle kentteki sosyal eyleme bireyin verdiği pozitif tepki ve yeni olana duyulan merakın getirdiği nicel oluşun izleri vardır.

Kentte bir tiyatro salonunun hizmete açılmasıyla ivme kazanan sosyal yaşama, Dünya’nın neresinde olursa olsun, doğrudan yön verme gayretiyle bir araya gelip insanlarla direkt temas halinde olma fikri, en az Arşimet Prensibi ya da İzafiyet Teorisi kadar önemli ve orijinaldir. Bu bağlamda önce denenir, bıkmadan usanmadan süren, açık bulunan her kapıdan içeriye girilerek tekrarlanan provalar bitirilir ve nihayet insanlarla yüz yüze, burun buruna, göz göze gelinir.

Bu andan itibaren anlatacaklarınız için yıllarınız yoktur. Bizim de yoktu ve zaten, ne biliyorsak, neye kızmışsak, kime bağırmak istiyorsak o kadarını anlatıp, kızıp, bağırdık. Bu süreçte, turne tiyatrolarının ettiği öncülüğün getirisi kendiliğinden, bir usta-çırak disiplinine dönüşerek gerek sanat inisiyatiflerini gerekse izleyiciyi ‘pek de farkında olmadan’ disipline ederek, ağır da olsa sanat çarklarının dönmesini sağlayıp küçük ilerlemelere/birikimlere sevk etti tüm kenti.

Taşrada olmanın zorluğunu anlattınız? Peki derdinizi yeterince anlatmayı başarabildiğinizi düşünüyor musunuz?
Bertolt Brecht, ‘mühim olan, kralların diliyle halk için yazmaktır’’ der. Metin seçimleri ve sahneleme biçimlerimizi de göz önüne alarak söyleyebilirim ki, ‘halk için, halka dair,halkla olan’ ne ise, perde açılışından itibaren ‘anlatılmak istenilen’i izleyiciyle buluşturma noktasına yürümeye gayret gösteriyoruz. Bu süreçte yenilikçi sahneleme biçimleri, avangart öğretiyle yorumlanmış metinler, izleyiciyle buluşma noktasında zaman zaman ‘tahmin edilir’ sorunlar çıkarsa da, metni ya da yönetsel yorumu, olduğundan daha fazla anlaşılır kılma yoluna gitmiyoruz. Sanırım bu, sanat ekibiyle değil, izleyicinin kendi yaşamıyla kurduğu bağ ile direkt ilintili.

Oyun sonu oyunundan biraz bahseder misiniz? Ne anlatıyor?
Oyun sonu, deneysel edebiyatın öncüsü kabul edilen, İrlandalı Yazar Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken ile birlikte başyapıtı kabul edilen, 1954-1956 yılları arasında yazdığı tek perdelik oyunudur. Metinler arasılık öğretisiyle değerlendirdiğimiz her iki oyunun da ortak sancısı; umutsuzlukları ve umutları, mutsuzlukları ve mutlulukları, beklenenin gelmemesi ve gitmek isteyenin gidememesi… gibi; damarları aynı kişilere bağlayan bir sistemle karşı karşıya kalınan bir metnin çalışması, ‘son hamlenin ne olduğu’ ya da ‘ne olacağı’ fikir yürütmeleri ve merakıyla harmanlanarak başladı… 1950’li yıllarda 2,5 milyar olarak saptanan Dünya nüfusu bilgisini aklımızda tutarak, İkinci Dünya Savaşı’nın alev topları arasında yazılmış Oyun Sonu isimli metni çözümlerken önce Beckett gibi bakmaya oldukça özen gösterdik. Dünya üzerinde 2,5 milyon insan vardı ve Beckett, tam da bu sırada savaş çanları çalarken, Dünya’da kalan son 4 insanı kaleme aldı. Yalnızca bu tezatlık bile üzerine günlerce, aylarca belki de yıllarca düşünülmesi ve tartışılmasını gerektiriyor kanımca. Bir oda içerisine hapsolmuş 4 insan. Üstelik iki tanesinin belden aşağısı yok, bir tanesi kör ve kötürüm, bir tanesi ise oturamıyor. Bir oda içerisinde bisküvi, lapa ve şekerle yaşamaya çalışan insanlar arasındaki ilişkiler düzlemi, tıpkı Godot’yu Beklerken isimli oyunda olduğu gibi efendi-köle, zalim-mazlum, beklenenin gelmemesi, gidecek olanın gidememesi ortak özellikleriyle anlam kazanıyor. Oyunun kör ve kötürüm olan başkişisi Hamm; bir çöp tenekesinde yaşayan anne ve babası Nell ve Nagg ile oturamayan yardımcısı Clov üzerinde kurduğu diktatörlük rejimini oyun boyunca sürdürmesini sağlayan tek gücün, oyun kişilerinin yiyeceklerinin depolandığı kilerin şifresini biliyor olmasıdır. Oyunda yürüyebilen tek oyun kişisi olan Clov’un oyun boyunca yinelemesine rağmen yaşadığı evi bir türlü terk edemiyor oluşu ise kilerin şifresini bilmiyor oluşundandır… Bu duruma bağlı gelişen ve mutsuzluğun hüküm sürdüğü odanın içerisinde baş gösteren ‘’alışkanlıklar’’ silsilesi, oyun sonunda beklenilen ‘son hamle’nin yapılmasıyla son bulur.

Oyuna bugünden baktığınızda, güncel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oyun sonu isimli oyuna, Beckett gözlüklerini çıkarıp bugünden baktığımızda ise, bu gün 7 milyar olduğu sanılan insan nüfusu içerisinde kalan son 4 insanı anlamaya ve anlatmaya gayret gösterirken buluyoruz kendimizi. Çaresiz ve zavallı, bir köşeye sıkışmış ve ‘kör-kötürüm’ efendisine itaat eden insanlığın yaşadığı düzenden soyutlanamayışın hikayesi, bu günün baş ağrılarının öncü depremlerinin başında geliyor. Bu günün mutsuz insanının itaat eylemi karşısındaki tepkisizliği, 7 milyar insanı Beckett’in küçük odasına hapsediveriyor.
Oyun kişisi Nell’in, “hiçbir şey mutsuzluktan daha gülünç değildir’’ dediği oyunun; başlangıcın içindeki sonun, sonun içindeki başlangıçın, ümidin içindeki ümitsizliğin, ümitsizliğin içindeki ümidin hikayesidir.

Bu son sahneleyeceğiniz oyun kimlere ulaşacak?
Çağrışım Tiyatrosu olarak, ‘oyun sonu’ isimli oyunumuzun prömiyerini bu akşam Tarsus 75. Yıl Kültür Merkezi’nde yapıyoruz. Ardından Mersin, Ankara, Erzurum ve Eskişehir turnelerini gerçekleştireceğiz. Bu sezon ise ‘oyun sonu’ isimli oyunumuzla Mayıs ayında 2. Ulusarası Erzurum Tiyatro Festivali ve Haziran ayında yapılması planlanan Eskişehir Tiyatro Festivali’nde sahne alacağız. Aynı zamanda yine bu sezon ODTÜ Tiyatro Festivali’nde sahne almak üzere başvurumuzu tamamladık.

Birgün

Yorum


işlemi tamamlayınız: