Tiyatro Stüdyosu 20. Yılında

Metin Boran

Tiyatro Stüdyosu 20. yılını, Rus gerçekçiliğinin Klasik Yazarı Anton Çehov’un dünya tiyatrolarında en çok sahnelenen Vanya Dayı adlı oyunu ile kutluyor. Deneyimli Yönetmen Ahmet Levendoğlu’nun farklı bir sahneleme denemesi ile seyirci karşısına çıkarılan oyun, Tiyatro Stüdyosu’nun ciddi ve nitelikli sahneleme örnekleri ile dolu olan itibarlı 20.yılına özel bir armağan niteliğinde.

Ahmet Levendoğlu’nun “Genel Sanat Yönetmenliği”nde çalışmalarını sürdüren Tiyatro Stüdyosu, repertuvar tiyatrosu olarak 1990 yılında Ahmet Levendoğlu, Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay tarafından kuruldu. İlk olarak Harold Pinter’ın Aldatma oyunu ile seyirci karşısına çıkan topluluk ardından Willy Russell’dan Kan Kardeşleri, Ben Elton’dan Derin Bir Soluk Al, Turgay Nar’dan Çöplük, Jean Genet’den Balkon adlı oyunları sahneleyerek önemli yazarları seyirci ile buluşturdu. 20. yılında tiyatroya dair yaptıklarının dökümünü bir kitapta toplayan Tiyatro Stüdyosu, kitapta oyunlar, oyun kişileri, gösterimler, seyirci ve eleştirmen tepkisini bir arada sunarak okuyucuya yirmi yılın sanatsal macerasını sunuyor.

Seçtiği oyunlar, oyuncu kadrosu ve sahneleme niteliği ile adından söz ettiren Tiyatro Stüdyosu bu sezon, doğumunun 150. yılında Anton Çehov’u özel bir oyunla repertuvarına dahil ediyor. Ataol Behramoğlu’nun çevirisi ile sahnelenen oyunun sahne ve giysi tasarımı Efter Tunç, ışık tasarımı ise F. Kemal Yiğitcan tarafından gerçekleştirilmiş. Müzik yönetmenliğini Besteci Çiğdem Erken’in yaptığı oyunda Mehmet Ali Kaptanlar, Emrah Elçiboğa, Gülsen Tuncer, Metin Beyen ve Selda Kondeler Aktuna gibi deneyimli oyuncular görev alıyor.

Yazılışından (1899) sonra ilk olarak Moskova Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenen Vanya Dayı’da Çehov, Rusya’da iki dönem arasına sıkışmış, umutsuz ve karamsar insanların hayatlarından hüzünlü yaşantı parçacıklarının fotoğraflarını getirir ramp ışıklarına. Oyunda, umutsuz ve endişeli insanların birbirleri ile kurdukları yapay ilişkiler, kırgınlık ve tükenmişlikler, çıkar çatışmasından rencide olmuş aydınlar, bir çiftlikte kapana kısılmış gibi yaşayan ve geleceksiz bırakılmış genç insanlar, yılgın ve korkak insanların sinsi aşk denemelerinde yaşadıkları umutsuzluklar ve her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan çaresiz insanlar. Çehov’un devrim öncesi Rusya’sında insanların yaşadığı bunalım ve karamsarlığı ve genel olarak yaşanılan toplumsal gerçekliği, nesnel bir gözlemle, sahici bir tablo olarak seyircinin ilgisine sunduğu Vanya Dayı kişilerin derinliği ve gerçeğe yatkın kurgusu ile bir başyapıt sayılıyor.

Yönetmen Ahmet Levendoğlu, Vanya Dayı’da farklı kederlerin girdabında boğulan bu insanların dramını farklı bir sahneleme denemesi ile sahneye getiriyor. Yorumunda daha çok öykünün anlatım tarzında yoğunlaşan Levendoğlu, biçimsel denemelerle oyuncuyu gösterimin başat unsuru haline getiriyor ve alışılmışın dışında bir yorumla oyunu “açık” bir anlatıma dönüştürüyor. Bu anlatım tarzına Çiğdem Erken’in piyanosu eşliğinde çaldığı müziklerle gösterinin kendi atmosferini yaratmasını ve etkisini artırmasını hedeflemiş Levendoğlu. Bu girişiminde genel olarak başarılı olan deneyimli Yönetmen Ahmet Levendoğlu gösterimin bir parçası olan dekor, kostüm ve efekti de ustaca yorumlayarak özenli bir yapım ortaya koyuyor. Oyuncuların her biri ayrı ayrı başarılı olmalarına kimi sahnelerde gerçekten göz dolduran oyunculuklarına karşın, bir takım oyunculuğu oluşturmakta zorlanmaları özel tiyatroların özel bir sorunu olsa gerek.

Türkiye’de özel tiyatro yapmanın iktisadi ve siyasal toplumsal koşulları göz önüne alındığında Vanya Dayı başarılı bir sahneleme olarak karşımıza çıkıyor. Salon sıkıntısından her hafta başka bir mekanda gösterimi yeniden hazırlamak, yeniden ışık düzeneği oluşturmak, tekrardan bir mizansen kurgulamak yönetmenin ilk yorumunu zedeleyen ve bir anlamda dağıtan bir çaresizliği de beraberinde getiriyor. Özel tiyatroların salonsuzluktan ve ekonomik sıkıntılardan dolayı sürekli kadro bulunduramaması sahnelediği oyunlara da yansıyor. Tiyatro Stüdyosu da bu sorunu yaşayan bir topluluk. Vanya Dayı’da görev alan oyuncuların ortak bir oyunculuk tarzı oluşturamaması da sanıyorum bu sorunun en önemli göstergesi. Ancak Tiyatro Stüdyosu’nun Türkiye’nin karanlık bir ülke yolunda hızla ilerlerken tiyatro ve sanat etkinliğinde ısrar etmesi, bütün zor şartlara rağmen inatla gösterim yaratması ve seyirci ile buluşma kararlılığı bugün daha önemlidir.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: