Türkiye’de Bale Sanatının Efsane Kuğusu: Meriç Sümen

(Özkan Binol’un Türkiye’nin ilk balerinlerinden Meriç Sümen ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.)

Cumhuriyetimizin ilk Kültür Bakanı Prof. Dr. Talat Sait Halman, Meriç Sümen için “İngiliz olsa bugün ‘dame’ unvanını taşıyacaktı. Türk balesinde ‘prima, ballerina, assoluta’ mertebesi yok, ama olsa idi bu şanı hak etmiş tek ve ilk sanatçı olarak onu bu isimle anacaktık” diyor.

O hem ilk büyük balerinimiz hem de gelmiş geçmiş listesinin en başındaki isim. Londra’da, Moskova’da balenin efsane topluluklarıyla başrol oynayan ilk Türk. 1981’de ‘Devlet Sanatçısı’ unvanını alan ilk ve tek bale sanatçımız. 50. sanat yılını kutlayan bir efsane, Sayın Meriç Sümen bu haftaki konuğum.

-Hayattaki en büyük aşkınız dans etmek miydi?

Bu seçimi çok küçük yaşta yaptığım için en büyük aşkım bu diye düşünmemiştim çünkü seçim benim değil, milli dans hocamındı. İlkokulda okurken Ankara’da milli dans derslerine kaydolmuştum. O hocam beni talebelerin önünde dans ettiriyordu. Aileme “Konservatuarda bale bölümü açıldı, Meriç’i mutlaka oraya gönderin” demiş. Babam o zaman yüzbaşı olduğu için tayini çıkacak diye pek ilgilenmemişler. Annem ısrar edince göndermişler. Sorunuza gelince, benim en büyük aşkım tabii ki oğlum. İnsanın hayatındaki bölümlerde aşkları değişiyor. Ama baleyi içsel olarak seçmişim.

-Çağdaş Türkiye’yi temsil eden çok önemli simge isimlerdensiniz. Bu nasıl bir duygu?

Ağır bir duygu… Yurtdışında temsiller başladığı zaman 25 yaşındayım. Çok dik durmak zorundasınız. Bunun için de büyük bir sinirsel güç lazım. Asker bir aileden geldiğim için milliyetçiliğim çok önde. Duygularım böyle olunca ben de bir savaşa girdim ve bayrağımı aldım önde gittim.

-Dansınız normal bir balerinlik değil. Adeta uçuyorsunuz…

Teşekkür ederim. Ben size bunu daha bilimsel anlatayım. Bu bahsettiğiniz şeyin arkasında çok detay çalışması var. Hocalarım çok iyi çalışırdı, ben de onlara uyum sağlamak için sıkı çalışırdım. Bir dönem kendi kendime kalmam lazım dedim. Çünkü eksiklerimi sadece ben biliyordum. Yapamazsam diye korktuğum hareketleri ayrıca çalışıyordum. Bir de oyunculuk, müzikalite ve vücut dili çok önemli. Balede üçünün birleşimi lazım. İşin teknik kısmı da bunların hepsinin aynı anda yukarı doğru çıkması. Bu matematiği de sizin yapmanız lazım. Bunları bir araya getirdim ve de şanslıyım, çok değerli dansçılarla büyüdüm.

-Kimlerdi onlar?

İlk söyleyeceğim isim Dame Ninette de Vales, bale dünyasındaki adıyla Madam. Kendisi Türk balesini kuran kişidir. Yazları beni Londra’ya davet ederdi. Orada hem Londra Kraliyet Balesi Okulu’nun öğretmenleriyle çalışırdım hem de Kraliyet Bale Topluluğu’nun derslerine girerdim. Madam’ın beni ilk götürdüğünde koyduğu sınıf, dünyanın en büyük bale starlarının olduğu sınıftı. Margot Founteyn’den Sevtlena Beriosova’ya, Nadina Nerina’ya kimler yoktu ki o sınıfta. Her biri ayrı efsane. İlk gittiğimde başaramazsam diye çok korktum. Başaramamak ölümdü benim için. İngilizcem kıt, kendine güvenim az. Kantine gidip ne yemek istediğimi bile söyleyemiyordum…

-Madam evinde misafir edermiş sizi…

Evet. Gündüzleri okula gider, akşamları da temsiller izlerdik. Madam’ın locasını ilk kez Covent Garden’daki opera binasına gittiğimde gördüm. Madam locasına girdiğinde diğer localardan alkış kopar, madam da onlara başını eğerek bir selam verir sonra da bana dönüp yanına çağırıp otururdu. Ben Madam’dan sadece sanatçılığı değil, yeme içmeyi, mütevazı olmayı, sanatçı yaşamını, insan olmayı öğrendim. Kraliçenin sağ kolu olan bir hanımın, kocasına omlet yaparken inanılmaz mütevazı oluşundan etkilendim…

“ÇOK DAYAK YEDİM”

-1960’lı yıllarda balenin mabedi “Bolşoy”da dans ettiniz. O kapılar nasıl açıldı?

O zamanlar cumhurbaşkanları hem galalara gelir, hem de kral, devlet başkanı gibi misafirleri olduğu zaman onlara özel temsil oynardık. Sonra Cumhurbaşkanlığı locasında bizi de misafir ederlerdi. Yine böyle oldu ve o dönemki Cumhurbaşkanı’nın Rusya’dan bir misafiri vardı. Temsil sonrası bizi Rusça tebrik etti ve “Siz hiç Rus balesini gördünüz mü?” dedi. “Hayır” deyince “Görmek ister misiniz?” diye sordu. Önce Moskova’ya misafir gittim

Sınıfları bile şaşırtıcıydı. Çok dayak yedim oralarda. Bayağı vurdular çalışırken. Onların tekniği ve sahneleri İngiliz Balesi’nin tam tersiydi. Sahneleri de çok eğimliydi. Paris’te de, Viyana’da da sahneler hafif eğimli.
Fakat Rusya’dakiler inanılmaz. Hele bir yerde Kiev’de oynadım ve hiç provasız çıkıyorum sahneye. Bütün öne olan hareketlerinizi, vücut ağırlığımızı anında değiştirebilir misiniz?

O kadar zor ki o şekilde dans etmeniz ve iyi dans etmelisiniz. Kusura bakmayın burası eğri de ben alışık değilim deme hakkına sahip değilsiniz.

-Balerinler ne zaman anne oluyor?

Hamileliğin vücudu bozduğu falan yok. Kafanızı iyi kullanırsanız istediğiniz zaman doğurabilirsiniz. Benden evvelki kuşağın hiçbiri doğum yapmamış. 9 ay 10 günün arkasında 3 aylık bir süre var ama ben süt veriyordum ve yiyordum. Kendi kendime “bir kere anne olacağım” dedim ve annelik yaptım. 4-5 kilo fazlam olmasına rağmen Romeo&Juliet oynadım mesela. Bunu da çok doğal karşıladım. Bizim nesilde herkesin 2-3 çocuğu var.

-Biz hep yemiyorsunuz diye tahmin ediyoruz…

Neler yiyoruz neler? Diyetisyenime “Senin bu verdiklerine gülerim. Ben bunları kahvaltıda yerim” derdim. Tatlı da tuzlu da çok yedim. Yememe süreçleri de var tabii ki. Bunlar da çok aktif dönemlerde olur. Birdenbire aşağı düştüğünüzde ki bunlar tatillere denk gelir. Tabii o yemeği devam ettirmeyeceksiniz.

BALET ERKEN BIRAKIR

-Baletler biraz geri planda mı kalıyor ?

Büyük eserler sahneye konurken hep kadın dansçıların çok olduğunu görürüz. Tabii hep erkeklerin gücü kullanılmış, erkeksiz dans olmaz. Hiç unutmam bir oyunda neredeyse kadronun tamamına kızları koymuştuk ve bir tane erkek dansçı vardı. Neredeyse bütün ilgiyi o topladı. Erkek dansçıların yorgunluğu bizden farklıdır. Erkek varyasyonları daha çok zıplamaya dayalı olduğu için ciğer ve kemik tahribatları daha fazladır. O yüzden baleyi bizden biraz evvel terk ederler.

-Yeni sanatçıların iz bırakabilmesi için sizin yaptıklarınızın üstüne işler mi yapması lazım?

Hayır, bizim yaptıklarımızın üstüne çıkmamak lazım, bence herkes kendi tahtını yapmalı.

Rudolf Nureyev’le dans etmekten vazgeçtim”

-Efsane Rus balet “Nureyev” sizinle dans etmeyi çok arzu etmiş ama bu gerçekleşememiş. Nasıl bir talihsizlik oldu?

Nureyev’le Londra’da arkadaş olmuştuk, aynı stüdyoda çalışırdık. Yıllar sonra bir projede başrolü birlikte oynamamız gündeme gelmişti. Büyük bir heyecanla hazırlıklara başlandı. Basında epey haber oldu. Derken Ankara’daki Sovyet Kültür Ateşesi ziyaretime geldi ve Rudolf Nureyev’i davet etmememizi rica etti. Çünkü Nureyev Rusya’dan İngiltere’ye iltica etmişti ve ülkesinde vatan haini olarak algılanıyordu. Ateşe bana Türk-Sovyet ilişkilerinin çok iyi olduğunu, Nureyev’in burada dans etmesiyle ilişkilerde sıkıntı yaşanabileceğini anlattı. O dönemde Sovyetler Birliği en iyi hocalarını konservatuarımıza göndererek Türk Balesi’ne büyük destek sağlıyordu. Benim de Ankara Balesi’nin başında olduğum günlerdeydi bu görüşme. Düşündük, diğer ilgililere de danıştık. Rus dostlarımızın ricasını kırmamaya karar verdik.

Çok istememe rağmen Türk Balesi’nin geleceğini düşünerek Rudolf’la dans etmekten vazgeçtim.

“Black Swan” baleyi yansıtmıyor!

-“Black Swan” filmi yeniden baleyi tekrar popüler yaptı.

Çok sinirlendim, baleyi yansıtmıyor. Başroldeki kafayı üşütmüş bir kızcağız. Yönetmen “Black Swan”ı görmüş, beğenmiş ve film yapmış. Zaten baleyi bilmeyen birine bile sorsanız “Kuğu Gölü” der… İstediğin kadar çalış, bir anda sahnede yapamazsın. Ya sinirin atar, ya pabucun, bale pamuk ipliğine bağlıdır. Dikkatli olmalısınız…

Bütün bu depresyonun sebebi bir çalışma. Deli değil ama biraz üşütük oluyorsunuz. Anneniz “yesene kızım” diyor, “Yiyorum” diye bağırıyorsunuz. Karbonhidratlar gösteri yaklaştıkça yeniyor, çünkü sinirsel bir enerjiye ihtiyaç var. Bu telaşlarla, insan sinirsel olarak bitiyor. Allah’tan dans da bitiyor. Ama kemik ve adalelere iyi bakmalısınız.

-Onu nasıl korudunuz?

Biraz ilaç, biraz sükunetle. 35’ten sonra beni strese sokacak insanlardan ayrı kalmaya çalıştım. Zaten sinir sistemim iyi değil. Stres altında iyice zayıflıyor ve en ufak bir şeyde sarsılıyorum. Bu durumlarda da cesaret ve güven önemli.

Özkan Binol

Yeni Asır

Yorum


işlemi tamamlayınız: