Türkiye’deki İkonconlar

Kendini canlandırdığı ‘Büyük İkramiye’ adlı oyunda, mazbut bir Türk ailesinin kızından ikoncan yaratmaya çalışan Armağan Çağlayan, “Türkiye’de ikoncan olarak anılanlar; mesela Deniz Berdan, yaratık gibi giyiniyor. İkoncanlarımız, giydikleri abuk sabuk kıyafetlerle besleniyor” diye konuşuyor.

Televizyon dünyasının renkli ve sivri Hilli ismi Armağan Çağlayan, bir süredir Tiyatrokare’nin ‘Büyük İkramiye’ adlı oyunuyla tiyatro sahnesinde! Fransız yazar Jean Marie Chevret’nin kaleme aldığı oyunu Türkçe’ye çeviren ve yöneten Nedim Saban! Çağlayan’a kendini canlandırdığı bu ilk tiyatro deneyiminde Celal Kadri Kınoğlu, Suzan Aksoy, Pelin Ermiş ve Yılmaz Sütçü eşlik ediyor. Oyun, Fındıkzade’de yaşayan mazbut bir Türk ailesinin bir şans oyunu sonucunda 25 milyon TL’lik büyük ikramiyeyi kazanması ve kızlarını bir ikoncana dönüştürüp sosyeteye sokması için Çağlayan’ı kaçırmasıyla başlıyor.
Ebru Şallı’nın yumurta göbeğinden Cem Yılmaz’ın otomobil tutkusuna, Kaya Çilingiroğlu’nun golfünden sosyetik ikoncanlara, magazin dünyasının popüler figürlerine gönderme yapan oyun, Ateş Ailesi’nin zengin olduktan sonra yaşadığı değişimi güldürürken düşündüren bir dille anlatıyor. İşte Çağlayan’ın sivri-dilinden ‘Büyük İkramiye’ ve magazin dünyasına ilişkin yorumlar…

■ Nereden esti tiyatro yapmak?

Nevra Serezli beni aradı, “Bir rol var, Nedim Saban seni istiyor” dedi. “Anlamam o işlerden” dedim ama kendimi oynayacağımı ve zorlanmayacağımı söyleyip aklımı çeldiler. Çok zorlanmadım da çünkü tiyatronun gerektirdiği disiplin bende vardı. Sadece sesimi doğru kullanmayı öğrenmem zaman aldı. Bir de seyirciyle göz teması kurmamam gerekiyor ama tiyatroda reyting seyirci olduğu için, gülüyorlar mı diye bakmadan duramıyorum.

■ İlk selam anında, alkışları duyduğunuzda ne hissettiniz?

Televizyonda alkışlanmaktan farklı değildi. Tiyatro alkışının daha kutsal olduğunu düşünmüyorum.

■ Bugüne dek hep jüri koltuğundaydınız ama artık başkaları jüri konumunda. Nasıl tepkiler?

İnsanlar, tahmin ettiklerinden çok daha iyi bir performans sergilediğimi söylüyor genellikle.

■ Tiyatro artık hep olacak mı?

Bilmiyorum. Tiyatroya büyük bir tutkuyla bağlanamadım. Çok uzun ve sizden çok şey götüren bir çalışma süreci var. Para da kazanamıyorsunuz. Bu kadar zamanı televizyona harcasam, iki tane villa alırdım.

KAPRİSLİ BİR ADAM DEĞİLİM

Bence oyunda kendinizi oynamıyorsunuz. Gerçekte açıksözlü birisiniz. Oyundaki Armağan ise küstah, insanlara tepeden bakan, fakirleri hor gören bir adam…

Çoğunluk gerçek hayatta da öyle olduğumu sanıyor. Kaprisli olduğumu düşünüyorlar ama benim abuk sabuk isteklerim, kaprislerim yoktur. Sadece dilimin kemiği yok o kadar! Sıradan zevkleri olan bir insanım. Kasabada büyüdüm; kapuska yerim, kıymalı ıspanağa bayılırım. Bahar gelse de annem Hereke’deki demiryolunun etrafındaki yabani otları toplayıp mancar yapsa diye beklerim. Ama maalesef insanların bana yönelik algıları tamamen farklı!

■ Bu konuda sizinle aynı kaderi paylaşan başka ünlüler var mı?

Deniz Akkaya, toplumdaki imajının aksine sıcacıktır, mütevazıdır, çok iyi arkadaştır. Ebru Gündeş de öyle! İkisine yönelik algı da yanlış!

Kendi ismine yabancılaşan şöhretler var!

■ Bu oyuna sadece sizi izlemeye gel en çok insan var. Reytinginizi kaybetmekten korkuyor musunuz?

Altyapısız ünlüler, “Reytingimi kaybedersem ne yaparım?” diye paniğe kapılabilir ama ben korkmuyorum. “Bugüne kadar yaptığım işlerden keyif aldım, para kazandım” deyip yol uma bakarım. Kendilerinden isim leriyle bahseden ünlülerden değilim. “Ben, Armağan Çağlayan’a bunu yaptırmam” tarzında cümleler hiç çıkmadı ağzımdan. Oysa etraf, kendine kendi isminden bir başkasıymış gibi söz edecek kadar yabancılaşmış ünlülerle dolu! Bunlar sahte insanlar! Reytinglerini kaybettiklerinde ne yapacaklarını onlar düşünsün!

■ Bu kadar sahte bir dunyanın içinde aşka inancınız kaldı mı?

Bu dünyada ilişki yok, egolar savaşı var. Sosyete evliliklerinin çoğunun temelinde, kendinden güçlü biriyle birlikte olma arzusu yatıyor. Hep daha güçlüsü ve soylusu olacağı için de, aldatmak kaçınılmaz hale geliyor. Şu an yalnızım ve aşkı aramıyorum. Aşk beni bulursa, yaşarım.

ÜLKEMİZİN TEK GERÇEK İKONCANI BÜLENT ERSOY’DUR!

■ Gerçek hayatta da sizden, kendilerinden ikoncan yaratmanızı isteyenler oluyor mu?

Olmaz olur mu? Onlara, “Ben kimseye sihirli değnek değdiremem” diyorum.

■ Oyunda, “Yumuşacık kadın bir yaratığa dönüştü” deniliyordu…

Bizim ikoncanlar ve sosyetikler, başta fazla estetikten yaratığa dönüşüyor. Kıyafetleri de yaratık kıyafeti! Deniz Berdan’ın giydiklerini normal birinin sokakta giyme ihtimali sıfır! İkoncanlık ‘benim giydiğimi kimse giyemesin’ mantığı üzerine kurulu bir müessese olduğu için Türkiye’nin tek ikoncanı Bülent Ersoy’dur! Kalanlar ikoncan değil! Onun giydiklerini Deniz Berdan da giyemez, Ivana Sert de! Tarzı var! Lady Gaga’ya tasarlanan etten kıyafeti, dünyada bir de Bülent Hanım taşıyabilirdi. İkoncan geçinenlerin tek derdi, “Bir sonraki davette daha abuk ne giysem de fotoğrafımı çekseler” demek. Her davette bir öncekinden daha saçma giyiniyorlar çünkü bundan besleniyorlar. Bu sayede gündemde kalıyorlar.

Paranın satın alamayacağı şey yok!

■ Bu ülkede tek hayali şöhret olmak ya da sosyeteye girmek olan çok insan var cidden! Nasıl bir sığlık bu! Çok yazık!
İnsanlar doğru düzgün eğitim alsalar, bu noktaya gelmezler. Ayrıca, bu sığlıktan mutlu olanlar da var. Oyunda bahsettiğimiz, sosyete dergilerine, “Bu hafta kaç fotoğrafım çıkmış?” diye bakan, üşünmeyip fotoğraflarını sayan ya da “Fotoğrafım niye göbekte 16. sayfada değil de, 30. sayfada çıktı?” diye üzülen insanlar gerçekten var bence! Oyunda paranın satın alamacağı şeyler vardı ama maalesef gerçek hayatta paranın satın alamayacağı bir şey yok!

■ Oyundaki kritik soruyu sormanın tam sırası; bunlara rağmen mutlu musunuz?

Bilmem! Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete! Tek bildiğim; böyle bir dünyada kendin kalmak, sahnede kendini oynamaktan çok daha zor!

Ece Saruhan

HTMagazin

Yorum


işlemi tamamlayınız: