Gelgitli Bir Buluşma Yeri

Gülin Dede Tekin

Üsküdar’daki eski Muzahipzade Celal Sahnesi yıkılarak ve sonrasında büyük bir oranda küçültülerek yeniden inşa edilen, akustiği, mimarisi gerçekten yürekleri yakan yeni binada izledim Buluşma Yeri’ni. Ve gene ne yazık ki Şehir Tiyatroları seyircisinin can yakıcı şekilde değiştiğini deneyimleme şansı! yakalayarak. Bunun ayrı bir yazının konusu olabilecek kadar önemli bir mevzu olduğunu düşündüğümden, durumun oyuna konsantrasyonumu oldukça zorlaştırdığını söylemekle yetinebilirim şimdilik.

Tüm bu verilerle oyuna baktığımızda; Underground filminin muhteşem senaryosuyla kalbimi kazanmış olan kara mizah ustası Kovaçeviç’in bir oyununa yakışır şekilde başlıyor Buluşma Yeri. Balkanlar’ın keyifli müzikleri, çalgıcıları, eşlik eden insanları ile kalabalık bir grup tiyatronun giriş holünde başlıyorlar müzik yapmaya. İlk defa bir oyuna erken girip oturduğum için pişman oluyorum, bu müzik ziyafetini giriş holünde izleyemediğim için. Sonrasında anlıyorsunuz ki bu güruh hikâyenin geçtiği evin yanındaki düğün ekibinden. Hikâye daha en başından düğün merasimi ile başlıyor başlamasına ama asıl amaç düğün ve cenaze kavramlarını kullanarak, öldükten sonra öbür taraftaki, buluşma yerinde sevdiklerini, mesleğini, sahip olduklarını, geçmişini gözlemleme şansı bulan insanın durumunu sorgulamak.

Bu sorgulamanın metin dışında, teatral olarak da başrol oyuncusu şüphesiz ki oyunun yönetmeni Nurullah Tuncer, çünkü aynı zamanda oyunun sahne tasarımcısı da. Hem yönetimin hem de sahne tasarımının elinde olmasının getirdiği bir avantajla sahnede kalabalık ama pratik bir yol izlemeye çalışmış. Bütün bu kalabalığın içinden nasıl çıkacağını düşündüğünüz anda, dekor biraz yardımla, basit çözümlerle kendi kendini toplayabiliyor. Arkada tasarımını çok başarılı bulduğum bir perde ile düğün ve ölüm alanlarını ayırmak doğru bir seçim gibi görünse de sahneye giriş çıkışlarda -düğün evinden girişlerde, yatak odasına geçiş ya da evden çıkışlarda- herkesin yakın noktaları kullanması biraz kafa karışıklığı yaratıyor. İlk sahnede arkeolojik eserlerin saklandığı, daha sonra da tabuta dönüşen kutular, hikâyenin geçtiği yer itibariyle fazla modern görünse de kullanışlı, yukarıdan sarkıtılan iskeletler ise gereksiz görünüyor.

Oyunun bütününe baktığımda dekorun genel olarak başarılı olduğunu düşünüyorum. Ancak ön sahnede yapılan oyunların, aşağıya gidip gelmelerin, tuhaf ışık hareketlerinin gereksiz olduğunu ve oyunu yavaşlattığını da belirtmek isterim. Bu sene izlediğim çoğu İBŞT oyununda olduğu gibi bu oyunda da bolca yer verilen projeksiyon gösterileri ise diğer oyunlardan farklı olarak gözü yormaması ve bölücülere vurgu yapması açısından keyifliydi.

Kostümler ve müzik ise kesinlikle başarılı. Ki Nurullah Tuncer de bu durumun farkında olarak, bu öğelerden daha fazla yararlanmaya çalışmış, oyun içinde kesintilere giderek müziğin rolünü mümkün olduğunca artırmış. Ancak bazı noktalarda problem yarattığını söylememek olmaz. Oyun süregelirken, müziğin gereğinden fazla bir ses seviyesinde arkadan devam ettiği sahneler, zaten iğneleyici olan metni kaçırmaya sebebiyet veriyor ve kopmalar yaratıyor. Ölünün tıraş edildiği sahne ise görsel ve müzikal açıdan doyurucu olsa da, o da süregelen oyun içerisinde ani bir kesintiye sebep oluyor.

Mihayl Pavloviç’i oynayan Sezai Aydın’ın oyunculuğuna ve deneyimine çok saygı duyarım. Bu oyunda da deneyimini fazlasıyla ortaya koyuyor ve oyunu ayakta tutuyor. Tek problem diğer oyuncularla ortak bir hızı yakalayamamış olmaları. Oyunda aynı tempoyu yakalayabilmiş çok az oyuncu var. Hatta, tempodan ziyade sahnede olmaktan mutsuz olduğunu düşündüğüm oyuncular bile var. Oyunu ayakta tutan en önemli diğer oyuncular ise Bora Seçkin ve Müge Akyamaç. Uzun zamandır sahnede izlemediğim bu iki oyuncu başarılı oyunculuklar ortaya koyuyorlar. Bennu Yıldırımlar, Arda Aydın ile birkaç oyuncu daha bu dengeyi yakalamaya çalışıyor. Bennu Yıldırımlar, diğer Kovaçeviç oyunundaki başrolünde gösterdiği performansın biraz altında kalsa da onu sahnede izlemek oldukça keyifli.

Oyun esnasında en çok takıldığım oyuncular ise Pavloviç’in karısını oynayan Özge Kırış ve oğlunu oynayan İbrahim Can oldu. Özge Kırış’ın “R” leri söyleyemiyor olması benzer bir durumda olmamdan dolayı ilginç ve göze batan bir durumdu benim için. İbrahim Can’ın sesindeki ve tonlamalarındaki ayarsızlık ve yanlış vurgular da kendi adıma oldukça rahatsız ediciydi. İlk başlarda haddimi aşan, yersiz bir eleştiri mi yaptım diye düşünsem de İntiharın Genel Provası’nda da ortaya koyduğu benzer oyunculukla bendeki hissiyatını değiştiremedi.

Son olarak ışığından, dekoruna, kurgusundan oyuncularına kadar oldukça gelgitli olduğunu söyleyebileceğimiz bir oyun Buluşma Yeri, bir sahnesinden inanılmaz tat alırken, bir sahnesinin fazlasıyla gereksiz olduğunu düşünebiliyorsunuz. Ancak tüm olumsuzluklarına rağmen sahnedeki görselliğin ve müziğin kanı kaynattığını ve damakta hoş bir tat bıraktığını söylemeden geçemem.

Bu sene üç oyunuyla izlediğimiz için, bu oyunlardan sonra uzun süre Kovaçeviç izleyememe ihtimalimiz var. Bu yüzden mutlaka gidiniz, kendi damak zevkinize göre tadına bakınız.

Okuyucu Yorumları

“Gelgitli Bir Buluşma Yeri” yazısına3 birden fazla yorum var.

  1. sezin dedi ki:

    İnsanlar eleştirirken biraz daha ellerini vicdanlarına koyarak bunu yapmalı.emeğe saygı denen bir şey var.intiharın genel provasında sizin fark ettiğiniz bu detayı Nurulllah Tuncer göremeyecek kadar kör değil… Hazmedemiyorum bu yazdıklarınızı. Ben de size diyorum ki bir kerede İbrahim Can’ın rolünü siz oynayın da görelim tonlamalar nasıl olur… Sizin oyuncuyu eleştirme hakkınız olduğu kadar benim de sizi eleştirmeye hakkım var. Umarım bu yorumu açık yürekli olup yayınlarsınız…

  2. gülin dede tekin dedi ki:

    Sayın sezin,
    Söylediklerinizde kesinlikle haklısınız, Nurullah Tuncer’in bunu gözden kaçırmasının mümkün olmadığının ben de farkındayım. Haddimi aştığımı da yazımda zaten belirttim. Ben yalnızca, kendi çapında eleştiriler yazmaya çalışan biri olarak, çok kısa aralıklarla izlediğim iki oyunda da oyuncunun bende fazlasıyla bıraktığı hissiyatı belirtmek istedim.
    Eğer ki birileri benim yazımdan etkilenecek ve oyuncu ile ilgili izlemeden yorumlar yapacaksa şimdiden oyuncunun kendisinden özür dilerim.
    Emin olun tiyatro, benim için de en az sizin düşündüğünüz kadar emeğe saygı işidir. Benimkisi sadece şehir tiyatroları kültürü ile büyümüş biri olarak beklentileri yüksek tutmakla ilgili.
    Saygılarımla.

  3. Ahmet UTUŞ dedi ki:

    Benim bildiğim kadarıylada ibrahimcan intiharın genel provası ile afife jale ödüllerinde komedi dalında en iyi yardımcı erkek oyuncu adaylı olmuştu

Yorum


işlemi tamamlayınız: