Oyun Atölyesi 11 Yaşında! Macbeth, Karanlık Bir Komedi!

İhsan Ata

Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay’ın, Tiyatro Stüdyosu’ndan ayrıldıktan sonra birlikte kurdukları Oyun Atölyesi, Zuhal Olcay’ın ardından Kemal Aydoğan ve Haluk Bilginer ile 11. yılı geri de bıraktı. Repertuarına aldığı; Ermişler ya da Günahkârlar, Othello, Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü, Hırçın Kız, Cimri, Macbeth gibi oyunlarla Oyun Atölyesi, 11 yılda bir marka haline geldi.

Oynadıkları oyunlarla her geçen gün çıtayı yükselten Oyun Atölyesi, birçok ödülünde sahibi oldu. Oyun Atölyesi’nin 11 yıllık repertuarına baktığımız zaman klasik oyunların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Büyük bütçeler göz önüne alındığında risk almak istemeyen birçok özel tiyatronun yanaş(a)madığı klasik oyunları, kurulduğu günden bu yana repertuarından eksik etmeyen Oyun Atölyesi’nin cesareti takdire şayan. Oyun Atölyesi’nin sürdürdüğü bu istikrarlı çizgi aslına bakarsanız sonradan birçok özel tiyatronun da klasik oyunlara olan ilgisini artırdı. Özellikle son 5 yılda klasik oyunlarda olan artışta Oyun Atölyesi’nin katkısı, su götürmez bir gerçek. Oyun Atölyesi, 7 Şekspir Müzikali ve Macbeth ile Shakespeare oynamaya devam ediyor.

Yeryüzü kurulalı beri erkek- kadın ilişkileri ve iktidar savaşı hep var olmuştur. Temelde ele alınan her konunun bugün milyonlarca farklı anlatımlarını okur ve izleriz. Asırlar önce yazılan eserlerin ve yazarların günümüze kadar gelmesindeki en büyük faktör, getirdiği yenilikler, yaşadığı dönemde ele alınan konuların evrensel oluşu ve bunu gelecek nesillere aktarırken yarattığı hikâye ya da olayları ele alış biçiminde oynattığı kaleminin ustalığından kaynaklanır.

Shakespeare aşığı Oyun Atölyesi 11. sezonunu yine bir Shakespeare oyunu ile açtı. Shakespeare’in en kısa olmasının yanı sıra en etkili tragedyalarından biri olan Macbeth, erkek egemen toplumda kadının yerini ve iktidar hırsını konu ediyor. 16. yüzyılda yazılmasına karşın içerdiği konu itibariyle güncelliğini her zaman koruyacak bir eser.

Macbeth, kazandığı kanlı savaş sonrası Banquo ile dönerken cadılarla karşılaşır. Cadılar üç kehanette bulunur. İlk kehanet Cowdor Beyi olacağıdır. Macbeth başta kehanetlere kulak asmasa da bir anda Cowdor Beyi olduğunu öğrenince iktidar hırsı vücudunu sarmaya başlar. İkinci kehanet ise kral olacağıdır. Ne var ki krallık makamının Banqou oğlu tarafından devam edileceğidir. Lady Macbeth’in etkisiyle evine davet ettiği önce kralı ardından nöbetçileri öldüren Macbeth büyük bir çıkmaza girer. Kiralık katilleri Banquo’yu öldürseler de oğlunu öldüremez.

Son kehanet ise Macduff ve Malcolm’un topladığı ordular tarafından orman yürümedikçe yenilemeyeceğini duyan Macbeth uzun süre önce kaybettiği kendine güveni tekrar yerine gelir. Üstelik bir de insandan doğmuş kimse tarafından öldürülemeyeceği söylenince, çılgınlığı bambaşka bir boyut kazanır. Bu süreçte cadıların söyledikleri kehanet olmaktan çıkıp Macbeth’in beyninde yarattığı canlı kişilere dönüşür. Macbeth’in var olmayacak bir geleceği, gidişatın başrol oyuncusuna dönüştürür.

Macbeth, Banqou’nun hayaletini görmesiyle akıl sağlığını kaybettiğini yemekte belli eder. Macbeth’in iktidar hırsının temelinde yatan Lady Macbeth ise vicdan azabı nedeniyle cadıların açtığı kapıdan delirmiş bir şekilde kaderini yaşamaya devam etmektedir. Özgüvenin kendi sonu olacağını düşünemeyen Macbeth, kötülüğün yaverlik ettiğini unutmuştur. Kendi sonunu hazırlayan kehanetlere ilk sekteyi, ağaçların gizlenmiş olup düşman ordularının ormanın yürüyormuş gibi göstermesi vurur. Ve Macduff’un aslında ana rahminden alınarak dünyaya getirildiğini öğrenmesi onun sonu olacaktır.

Shakespeare’in en karanlık tragedyalarından biri olan Macbeth belli bir tema üzerinden değil birçok konu üzerinden ele alınmıştır. Temelde iktidar hırsı düşünülse de kadınların bilinçaltında yatan ihtirası ve güçlü erkeklerin egemen anlayışı trajikomik ele alınarak tragedyaya dönüşmüştür. Kader ve kadercilik anlayışı Oidipus’un hikâyesinde de olduğu gibi “İnsan kendi kaderini kendisi yazar.” noktasında buluşuyor. Din anlayışına da vurgu yapılan eserde alınyazısı komik bir dille ele alınarak aslında karanlık bir komediye dönüşüyor.

Kemal Ayoğan’ın Oyun Atölyesi’nde sahneye koyduğu oyunlarla Türk tiyatrosunda çok önemli bir yer edindiğini söyleyebiliriz. Yönettiği oyunlar hangi dönemin oyunu olursa olsun günümüze taşımasını beceriyor. Asırlar önce yazılan eseri de, günümüz komedyasını da güncel siyasi koşutları göz önüne alarak söyleyeceğini sahneden söyleyen sosyalist bir yapıya sahip.

Konuşan, konuştukça insanı düşündüren, yapımlarıyla izleyene yeni ufuklar açmayı amaçlayan, tabulardan sıyrılmamızı, tabuların yıkılabileceğini gösteren bir tiyatro adamı Kemal Aydoğan… Yıllardır el değmeyen, dokunmaktan hicap duyduğumuz olgulara eğilerek kutsalımıza da dokunan bir yazar. Klasik bir oyunu şablon olmaktan çıkarıp üzerine düşünerek “Neler katabilirim?” “Günümüzle nasıl bağdaştırabilirim?” veya “Günümüz sorunlarına nasıl değinebilirim?” fikriyatlarıyla devamlı yenilik arayan, yenilikçi, çağın ritmini yakalamayı amaçlamış bir yönetmen olarak çıkıyor karşımıza. Bunu diğer oyunlarında da görmek mümkün…

Yıllardır süre gelen “Yine mi klasik oyunlar?” anlayışına cesurca karşı çıkıp Oyun Atölyesi’nde 11 yıldır ağırlıklı olarak klasik oyun yöneten ve oyunlarına getirdiği spesifik bakış açısı, yorum gücü sayesinde izleyicide farkındalığı sağlayıp bu ön yargıyı kırmayı başarıyor.

Kemal Aydoğan’ın Macbeth’i, yine günümüz siyasi koşullarına küçük bir gönderme yaparak başlıyor oyuna. İktidar hırsının temeline inen Kemal Aydoğan, günümüz iktidarını Uğur Kaymaz ve Hrant Dink cinayetine Nuri Bilge Ceylan üzerinden sorgulayarak “güzel ve yalnız ülkemde üç maymunu oynayanlara” selam gönderiyor. İlerleyen süreçte genel olarak oyunun dokusuna ve dönemine dokunmamayı tercih etmiş. Böylelikle ego, iktidar hırsı, bencillik gibi insani özellikleri günümüze çok net taşımış.

Metnin satır aralarını kavrayarak, yazarın niyetini açıkça ortaya çıkarıp tiyatroda görmenin duymaktan daha etkin olduğunu kanıtlıyor bize. Çünkü Shakespeare’in oyunlarında beden dili metin dilinin önüne geçmiştir. Böylelikle izleyicinin aksiyon planı içerisinde algılama sürecine destek vermiştir. Sahne geçişlerinin genelde kısa tutulması konunun anlatımını ve izleyiciye geçiş sürecindeki sadeliğini de destekleyerek çok doğru bir tercih yapmış.

Oyunda gördüğümüz tüm eylemin Duncan’ın ölümüyle başladığı düşünüldüğünde Ender Yiğit’in doktor rolüyle tekrar sahneye çıkması izleyicinin gözüne batıyor. Yan rollerde birden fazla tiple izleyici karşısına çıkmak çok fark edilmese de Duncan gibi bir kralın bir süre sonra doktor olarak Macbeth’in karşısında el pençe duruşu yerine bu kısa ve pasif rolü bir başkası oynayabilir düşüncesi dışında saat gibi işleyen bir oyun izleten Kemal Aydoğan’ı kutluyorum.

Haluk Bilginer onlarca farklı çeviriye rağmen Macbeth’te kendi çevirisini tercih etmiş. Bu süreç yazarın konuya yaklaşımını, aksiyon hızını ve izleyici ile olan iletişimini sağlamış. Macbeth hakkındaki kişisel görüşünü dile getirmiş. Bir saplantı haline gelmiş iktidar hırsına bakış açısını eklemiş. “Eskiden de olduğu gibi şimdi de kan dökülürdü her yerde. Akla hayale gelmeyecek şekilde hem de. Fakat eskiden beyni patladı mı, adam ölürdü hikâye biterdi. Şimdi kafatasına yediği yüzlerce darbeyle bile gelip yolumuza dikiliyor. Bu cinayetten de beter.” Haluk Bilginer, Hrant Dink için broşürüne aldığı Macbeth’ten bu cümleyle aslında birçok şeyi anlatıyor.

Oyunun kadrosu, İlker Aksum, Esra Kızıldoğan, Ender Yiğit, Murat Tüzün, Barış Yıldız, Muharrem Özcan, Gözde Kırgız, Pınar Bekaroğlu, Osman Akça, Saygın Soysal, Sertan Müsellim, Berke Yağış isimlerinden oluşuyor. Bu genç ve kalabalık kadro Shakespeare’in karanlık komedyasında güneş gibi parlıyor. Oyunun geneline bakıldığında güçlü bir takım oyunculuğu göze çarpıyor.

Oyunun büyük yükünü Macbeth karakteriyle İlker Aksum sırtlamış. Bu zor ve amansız rolü sanki sahneye ilk defa çıkmışçasına heyecanla oynuyor. Amatör ruhunu kaybetmeyen İlker Aksum, karakter analizinde çok ama çok başarılı… Macbeth’in devamlı değişen ruh halini sekteye uğratmadan canlandırıyor. Sadakat, korku, Lady Macbeth’in sağladığı cesareti, cadıların kehanetiyle akıl sağlığını kontrol edemeyişi gibi birçok temel duyguyu o kadar net veriyor ki aslında üzülmememiz gereken Macbeth’e üzülmeye başlıyoruz. İnsani özelliklerin dışa vurumu olan duyguların değişimini saniye saniye gördüğümüz İlker Aksum, Macbeth karakterinde inanılmaz bir performans sergiliyor. Tüm bu duygu geçişlerinde kıl payı kurduğu dengenin kendisine ödül getireceğinden şüphem yok.

Esra Kızıldoğan, Shakespeare’in en ihtiraslı kadını olan Lady Macbeth rolünde izleyicinin huzuruna çıkıyor. Lady Macbeth, zeki, zekâsına ve vicdanına yenik düşerek yoldan çıkan, sonrasında deliren, kötü, hırsının tutsağı haline gelen, iktidar için bebeğini boğabileceğini ama babasına benzettiği için Duncan’a dokunmayan çelişkili bir karakter. Esra Kızıldoğan bu kadar çelişkilerle dolu, obsesif karakteri canlı sunumu, başarılı anlatımı ve düşmeyen temposuyla ete kemiğe bürümeyi başarıyor. Lady Macbeth’in karakterindeki ikna gücünü oyunculuk gücüyle harmanlayarak izleyici ikna etmekte hiç zorluk çekmiyor.

Oyun Atölyesi’nin terminolojik uyarısına göre dekor ve giysi tasarımı, sahne tasarımı başlığında toplanmış. Sahnede icra edilen her türlü teknik donanım sahne tasarımına girecekse müzik ve ışığında sahne tasarımı başlığında toplanması gerekmez mi? Elbette Oyun Atölyesi’nin neden böyle bir seçime gittiğini bilmiyoruz ama bu seçimi onların takdirine bırakıyoruz. Bengi Günay’ın dönemi çok net yansıtan ve karakterleri ortaya çıkaran kostümleri oyuncuların rahat hareket etme koşulu gözetilerek sade ve şık tasarlanmış.

Dekor tasarımında ise; sahnenin ortasına koyduğu platformun etrafını kafataslarıyla doldurmuş. “Taşlanmış insan ruhunu temsil ediyor. Aynı zamanda çöküş içindeki doğayı, cesedin toprak olacak iskelete dönüşümünü simgeliyor. Kafatası insan varlığının kibirliğinin ve dünyevi gücün geçiciliğinin imgesi olarak düşünmüşler. Yıkıntıda benzer şekilde insan medeniyetinin beyhudeliğinin, geçici görkeminin simgesidir. Bunun içinde tarih durmak bilmez bir çözülme süreci olarak okunur.” Bu satırlar Susan Buck Morss’un “Görmenin Diyalektiği” adlı kitabından Oyun Atölyesi broşürüne aktarılmış. Shakespeare’in gördüğü iktidar hırsını dönemsel bir süreçte yansıttığı ve günümüze taşınmasındaki şaşmaz ilkenin evrenselliği düşünüldüğünde kafatasçılara gönderme yapan Oyun Atölyesi’nin haliyle Bengi Günay’ın dekor tasarımını çok başarılı ve yerinde buldum.

İrfan Varlı’nın ışık tasarımı özellikle sahne geçişlerindeki etkisiyle oyun içerisinde çok önemli bir yere sahip. Sahnede hiçbir obje kullanılmadığından İrfan Varlı’nın ışıkları aynı zamanda bir dekor görevi üstlendiğini söyleyebiliriz.

Tolga Çebi’nin müzikleri ise başta gergin müzikler ve temsili müzikler olmak üzere (kralın gelişi, gidişi vs. gibi) cadıların oyun başında kullandıkları defin armonisi ve şaman ezgileri oyunun demecine uygun olduğu kadar özgünde bir çalışma olmuş.

Oyun Atölyesi 2010 sezonunu Macbeth tragedyasıyla açtı. Oyun Atölyesi, “Üç Maymun”u oynayan “güzel ve yalnız ülkeme” akıl dolu bir gönderme yaparak başlıyor oyuna. Uğur Kaymaz, Hrant Dink ve Nuri Bilge Ceylan’ın maskeleriyle, Macbeth’in iktidar hırsını günümüze taşıyor. Ve oyunun sonunda kafatasçılara Macbeth’in sonunu hatırlatıyor. Ne var ki, iktidar hırsı, iktidarın cazibesine kapılan güç düşkünleri, dünya var oldukça devam edecek ama bunun karşısında Macbeth’de sahnelenmeye devam edecek.

Oyun Atölyesi’nin sahneye koyduğu “Gerçek” bir tiyatro şöleni olan Macbeth’i mutlaka ama mutlaka görün!

(OYUNUN KÜNYESİ):

Yazan

W. Shakespeare

Çeviren

Haluk Bilginer

Yöneten

Kemal Aydoğan

Sahne Tasarımı

Bengi Günay

Müzik

Tolga Çebi

Işık Tasarımı

İrfan Varlı

Yönetmen Asistanları

Zeynep Alkaya

Seda Türkmen

Dilara Akın

Sahne Tasarımı Asistanı

Cansu Aslan

Kılıç Koreografisi

Janbi Ceylan

Yoga Eğitmenleri

Selime Yavuz

Gökçe Yavuz

Oynayanlar

İlker Aksum

Esra Kızıldoğan

Ender Yiğit

Murat Tüzün

Barış Yıldız

Muharrem Özcan

Gözde Kırgız

Pınar Bekaroğlu

Osman Akça

Saygın Soysal

Sertan Müsellim

Berke Yağış

Stajerler

Aygül İleri

Bahar Akpınar

Burak Safa Çalış

Burcu Çelik

Cem Çevikayak

Duygu Ergüven

Eray Pekcan

Halil Köse

İpek şen

Nilay Gök

Selin Yeninci

Volkan Öztürk

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: