Resmi Sanat Yandaş Sanattır

(Melis Alphan’ın 19 Nisan 2011 tarihli Hürriyet’teki yazısını sizlere paylaşıyoruz.)

Saray günlerinden kalma “resmi sanat” artık son bulmalı. Devlet desteğini çekmemeli ama Devlet Tiyatroları’nı çeşitli şartlarla özerkleştirmeli. Tabii böyle olduğunda oyuncuyu çağırıp fırça da atamayacak, oyunundan atamasına bir şeyine de karışamayacak.

Ertuğrul Günay’ın olayı bu mudur?
“Aslında öyle demek istemedim, demek istediğim buydu…”
“Aslında Başbakan heykele ucube demedi, onun demek istediği şuydu…”
Tipik siyasetçi tavrı, iki ileri; baktı tepki var; o zaman bir geri…
Şaşırıyoruz diyemeyeceğim.
Neyi derken aslında ne demek istediğini anlıyoruz, saf değiliz.
Dolayısıyla bakanımız “Devlet hâlâ Devlet Tiyatroları’nı taşımak zorunda mıdır?” dediğinde devletin bu yükü üzerindenatmayı düşündüğünü anlıyoruz.
Bu lafı yeniden döndürüp “Ben tiyatrolar kapatılacak demedim”lere gerek yok.
Oradan ilerleyelim gitsin.
Çünkü mantıklı olan da tam olarak bu değil ama- bu minvalde. “Devlet Tiyatroları’nı kapamak” değil belki ama başka bir formül bulmak…
Devlet, tiyatronun devlet babası olmalı ama tiyatronun da artık özgürlüğünü elde etmiş bir çocuk gibi baba evindençekip gitmesi şart. Devlet tiyatroyu desteklemeli ama onu yönetmemeli.
Madem Günay bunu kastetti, o zaman bunun arkasında durmalı ve dediğini yapmalı.
Sonuçta şu anda bu kurum köhne bir sistemle yönetiliyor. Krallık, imparatorluk günlerinden kalma, çağın epeygerisinde bir sistem. Vaktiyle krallar, soylular parasını verip istediği oyunu oynatmış, istediği müziği besteletmiş, istediği resmi yaptırmış. Bizde şimdi sarayın yerini devletin doldurduğunu görüyoruz. Dünya çoktan farklı yapılanmalara gitti.İngiltere’de devlet tiyatroyu destekliyor ama tiyatrolar özerk ve sanatçı devlet memuru değil. Almanya’da federal yapı olduğu için eyaletler tiyatroyu destekliyor, eyalet sistemi olunca tek ses olmamış oluyor.

Bizde ise hâlâ eski tas eski hamam. Ama artık bu ülkeyi saray yönetmiyor, arada bir yerde memlekete Cumhuriyet degeldi, demokrasi de… Artık “resmi sanat” diye bir şey olmamalı.

Devlet Tiyatrosu oyuncularının devlet memuru sayılması kadar saçma bir şey olabilir mi?

En basitinden, yeşil pasaportları var. Üst düzey devlet memuru muamelesi görüyorlar. Adam bir yıl oyun oynamıyor ama maaşını almaya devam ediyor. Dizide rol alacak diye, sahneye çıkmamak için gidip doktor raporu alıyor.

Bu köhne sistemi düzeltmek varken neden yok edelim? Alın işte, AKM’yi düzeltmek varken iş nerelere geldi…

DEVLET TİYATROLARI ÖZERKLEŞTİRİLSİN

Madem tartışma başladı, bundan bir hayır doğsun.
Yönetmelik revize edilsin ve Devlet Tiyatroları özerkleştirilsin.
Ama özerkleştirirken geleceğiyle ve Anadolu’da vereceği hizmetlerle ilgili şartlar koşulsun. Sonuçta devlet özelleştirmeyaparken bile alıcıya daha iyi ve yaygın hizmet şartı koşuyor. Örneğin şimdi THY’yi satsa bazı şartları sözleşmeye koymayacak mı? Alıcı bir tek büyük şehirlere sefer koysa, “Diyarbakır’a uçmayacağım” dese kabul edecek mi?

Aynı şekilde, Devlet Tiyatroları’nı özerkleştirirken Anadolu’da yeni tiyatrolar açılmasını, bilmem kaç adet oyun oynanmasını vs. de şart koşabilir.

Ama o zaman Kültür Bakanı şunu da söylemek zorunda kalacak: “Hangi oyunun oynanacağından rol dağılımına ve atamalara kadar hiçbir şeye karışmayacağım.”
Çünkü Devlet Tiyatroları özerkleştiğinde, oyuncuyu çağırıp fırça da atamayacak, “Genç Osman’ı izleyip bir tarihi oyuniçin fazlaca sulu buldum ama uyarma ihtiyacı hissetmedim” de diyemeyecek. Uyarma ihtiyacını hissettiğinde uyaramayacak zaten.
Tiyatro, Devlet Su İşleri’ni ya da Elektrik İdaresi’ni yönetir gibi yönetilmez.
Ki oralarda bile iş değişti artık. Bankaları, televizyonu, tütünü, alkolü ayrı kurumlara bağlıyorsun. Ama sanatı hâlâBakanlık’tan idare etmeye kalkıyorsun.

Melis Alphan

Hürriyet
Sorun bu.