Türkiye Güzeli

Hüseyin Erdoğdu

2008’de, Amerika’da orta sınıf bir ailenin hayatını konu alan Hayallerin Peşinde adlı filmi izlemiştim. Filmde çekirdek ailenin babası Frank ile annesi April, rutin hayatlarına hareket getirmek, bu sıkıcı hayatlarını değiştirmek için Amerikan banliyösünden Paris’e taşınmak gibi bir ”maceranın” hayalini kurarlar. Hayalini kurar ama gitmezler. Tipik orta sınıf karakterini sergilerler tabi ki. Orta sınıf, her an her durumdan şikayetçi, her şeyden sıkılan ama var olan durumu değiştirmek için asla zahmete girmeyen, hep kararsız, yeni bir karar almaktan aciz, karar aldıklarında pratiğe geçirmeyen bir yapıya sahiptir. Kaldı ki çoğu zaman hayalini kurdukları şeyleri hayata geçirseler bile yaşam biçimini değiştirecek şeyler değildir bunlar. Yaşam biçimlerini değiştirecek yeniliklerden ölesiye korkarlar. Filmin yönetmeni Sam Mendes, daha önce de (ülkemizde de çokça bilinen) Amerikan Güzeli filminde yine orta sınıf yaşam tarzını deşmişti…

Geçenlerde Maya Sahnesi’nde, Yeni Bir Hayat İçin adlı oyunu izlerken nedense aklıma bu filmler geldi. Gerçi nedeni belli; oyun da orta sınıfın bir üyesi olan Selim Bey’in üzerinden orta sınıfı konu alıyordu. İzlediğim filmler ile oyun arasında çok fark var mıydı? Bence yok. Sadece biri sinema filmi biri tiyatro oyunu. Biri Amerikan güzeli biri Türkiye güzeli (siz Türkiye orta sınıfı diye okuyabilirsiniz). Yalnız bizim güzelimiz Amerika güzeline karşı her daim biraz ezik. Ben burada Sam Mendes’in filmleri ile oyunun karşılaştırmasını yapmayacağım. Ben size oyunun başkarakteri Selim Özben’in (tabi ki orta sınıfımızın da) hikâyesini anlatmaya çalışacağım.

Selim Bey’in hikâyesi tam olarak olmasa da şöyledir: Selim Bey yedi yıllık eşini aldattıktan sonra az pişmanlık ve çokça korkuyla durumu eşine itiraf eder. Eşinden hiç beklemediği bir tepki alır; ”Bitti. Yarın gelip eşyalarımı alırım.” Küçük burjuva karakterinden kaynaklı Selim Bey’in hiç eksik olmayan can sıkıntılarına, yalnızlık hissine eşi tarafından terk edilme ile biraz da bunalım eklenmiştir. Selim Bey, kendini içkiye vermiştir. Merak etmeyin bu durum geçicidir. Yukarıda da dediğim gibi ister Amerika’da olsun ister Türkiye’de olsun Selim Bey ve Selim Bey gibileri, yaşam tarzlarından kesinlikle ödün vermezler. Düştüğü bunalımdan dolayı işini terk edip, her zaman merhametle acıdığı, canı gibi sevdiği(!) işsiz (veya işçi) kardeşlerine benzemek istemez asla. Hatta onlara benzeyeceği bir günün düşüncesi bile Selim Bey gibilerini dehşete düşürür. Kendinden aşağı, onuruyla yaşayan işçi sınıfını hep takdir eder ama biraz daha tembel olmasalar onların da yükseleceğini pekâlâ iyi bilir! Sistemin ekonomik yapılanmasında Selim Bey’in üstünde de yaşayanlar var elbet. Küçük burjuvamız onlardan da ölesiye nefret eder ama kendisinin de biraz daha çalışkan olması durumunda onlar gibi bir hayata sahip olacağını bilir! Bunları bilir ve durumunun da farkındadır Selim Bey: ”Orta yaşlıyım, orta sınıfım, orta yolcuyum, orta halli bir ailenin ortanca çocuğuyum, orta katta oturuyorum, gol atmaktan değil orta yapmaktan hoşlanıyorum, oyunlarda ortada sıçandım…” vb. sayıp devam eder. Selim Bey gibileri tam da böyledir ve değişmemek için yeminli gibidirler. O yüzden Yeni Bir Hayat İçin karar aldıklarında yaptıkları; işten sonra geceleri bar ve meyhanelere takılmak, o kurs senin bu kurs benim dolaşmak, trekking gibi doğa sporlarına katılmaktır. Selim Bey’in Yeni Bir Hayat İçin çabaları bu tarz etkinlilerle sınırlıdır ve böyle böyle hayatlarını tüketerek geçirirler. Selim Bey, değişmek için gösterdiği çabayı(!) anlatırken çocukluğuna kadar gider, ordan gençliğine, gençliğinden orta yaşına kadar bütün hayatını bize anlatır. Yaşadığı çeşitli hikâyeleri, hikâyelerdeki bir çok kişiyi ayrıntılarıyla sergiler. Esat Abisi, kayınpederi, kaynanası, annesi, şirketteki arkadaşları, karısı, karısının sevgilisi Caşua Mak Menımın ve ismini sayamadığım bir sürü tipleme. Yani oyunun sonuna kadar birçok sürpriz, bir sürü tipleme, süper bir oyunculuk ama değişmeyen tek şey izliyoruz; tekdüze, bezgin, sadece tüketen orta sınıf yaşam biçimi. Gerçi Selim Özben’i tanıdığımızda buna pek de şaşırmıyoruz.

Yeni Bir Hayat İçin 2000 senesinde bir yaz çalışmasında ortaya çıkmış, metnin oluşma sürecinde BGST kadrosunun da katkısıyla Uluç Esen ve Cüneyt Yalaz tarafından kaleme alınmış. Oyun izlendiğinde bir çok güncellemenin yapıldığı hemen fark ediliyor. Bu güncel göndermeler oyuna oldukça renk katmış. Örneğin Selim Bey yaklaşan referandum öncesi evet-hayır oylamasına dair tavrını telefonda karşıdakine anlatırken ”Yok yok kesinlikle canıımm ben o kadar gerici miyim? Tabi ki ‘evet’ demeyiceğim.Yani ben ‘hayır’ diyorum. Yani ben diyorum ki yüzde 50.01 evet olsun yüzde 49.99 da hayır olsun.Yani benim politik çizgim bu.” diyor. Politikayı birazcık takip eden biri bizim orta sınıfın yakın dönem politik tavrının bu iki replikle ne kadar net özetlendiğini hemen fark eder. Aslında metin güncellenmezse, yazıldığı gibi kalsa da orta sınıfa yönelik tarihsel, bilimsel, politik ve ahlaki açıdan çizdiği genel çerçeve değerinden bir şey kaybetmeyecektir. O yüzden BGST yayınlarından çıkan Yeni Bir Hayat İçin, oyunu bundan sonra sahnelemek isteyen tiyatro adayları için önemli bir yerde duruyor. Ayrıca metine tek kişilik gösteri olarak bakmamak lazım. Yukarıda da dediğim gibi oyunda Cüneyt Yalaz’ın anlattığı bir sürü yan hikaye ve canlandırdığı bir sürü karakter var. Yani metin müdahaleye açık bir yapı arz ettiğinden, sahnelemek isteyen topluluklar oyuna yeni kişiler ekleyebilir veya başka tür müdahaleler yapabilirler. Tabii tiplemeleri canlandıracak kişilerin performanslarının toplamı Cüneyt Yalaz’ı yakalamak zorunda. Şaka bir yana Cüneyt Yalaz ana karakter Selim Özben başta olmak üzere bütün tiplemeleri oyunda en ufak dağınıklığa sebep vermeden ayrıntılarına kadar başarıyla canlandırıyor. Oynarken anlatıyor, anlatırken oynuyor. Çok hikayeli oyunu, hikayedeki her tiplemeyi yaptığı taklitlerle farklarını ortaya koyarak, bir meddah becerisiyle bize aktarıyor. Selim Bey’in hayatından bize orta sınıfı anlatırken bizi bol bol güldürüyor ve hiç düşündürmüyor. Çünkü karşımızda orta sınıf fotoğrafı vardır ve biz bu fotoğrafa bakarak hiç düşünmeden orta sınıfın haline acıyarak gülüyoruz. İnsanlık, insanlar arasındaki hiyerarşinin olmadığı, kişiler arası eşitsizliğin son bulduğu, sınıflar arası uçurumun ortadan kalktığı bir dünyanın hayalini hep kuracak ve bunun için gereken mücadeleyi verecektir. Orta sınıf, içinden birçok aydın çıkarsa da genel karakteri bakımından maalesef bu yönde umut vermez insanlığa. Elbette bunun birçok nedeni var ama bu yazının konusu değil. Ki oyununda derdi bu değildi. Oyunun derdi seyirciye Türkiye Güzelini anlatmak. Ben biraz aktarmaya çalıştım. İyisi mi siz gidip oyunu izleyin. Göreceksiniz ki güzelimiz o kadar da güzel değilmiş…

Yeni Bir Hayat İçin, 15 Nisan Cuma, 16 Nisan Cumartesi ve 28 Nisan Perşembe günleri Beyoğlu Maya Sahnesi’nde ve 24 Nisan Pazar günü Kadıköy’de Barış Manço Kültür Merkezi’nde. İyi seyirler…

Yorum


işlemi tamamlayınız: