Kolektif Tiyatro Tartışmaları

Behiç Cem Kola

Geçtiğimiz bir ay boyunca katıldığım hemen tüm şenliklerin fuayelerinde kullanılan bir sözcük: kolektivite (kolektif tiyatro). Artık kulak aşındırmaya başlayan, bazı fuayelerin neredeyse merkez tartışmasını oluşturan bu konu üzerine bir iki şey söylemek istedim. Böyle bir yazıya da -en klasik biçiminde- önce kolektivitenin sözlük anlamını temiz bir şekilde ortaya koymaya çalışarak başlamak istedim. “kolektif: birçok kimseyi ya da nesneyi içine alan; birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan. Ortaklaşa.’’ Şimdi; Bu konuda ki ilk ayrım –bana kalırsa-….

… bu kolektifliğin oyun odaklı mı yoksa bütün seneyi kapsayıp kapsamadığı sorunsalında çıkıyor. Yani bir üniversite tiyatrosunda “kolektif çalışma” denilen şey o sene çalışılan oyunu hep beraber oluşturmak ve veya buna bir şekilde katkı sağlamak mı yoksa topluluğun varoluşu açısından bir “ortaklaşa” durum mu? Her ne kadar böyle bir soruya, üniversite tiyatrosu yapanlar –tüm sene– cevabını direk olarak verecek olsa da, durum tam olarak bu değil bence. En azından benim bu sene katıldığım 50’ye yakın fuayenin 10-15 tanesini meşgul eden tartışma tam olarak bu değil. Örnek olarak; İTÜ sahnesinin tek kişilik oyunu Kulak Kesilmiş Bir Kral’ın fuayesinde bir solo performansın üniversite tiyatrosundaki kolektif yapıya zarar verebileceğiyle ilgili bir tartışma olmuştu. (Bu tartışmanın oyun odaklı olduğu aşikar diye düşünüyorum.) Aslında burada da aklıma şöyle bir soru geliyor; üniversite tiyatrosu kolektif çalıştığını diğer topluluklara ispatlama gibi bir duruma gidiyor mu; yani oyuncu kadrosunu oluştururken hatta broşür yazısını yazarken bile.

Konular böyle olunca soru da şuna dönüşüyor; üniversite tiyatroları “kolektif yapı” altında eziliyor olabilir mi? Özellikle Seyyar Sahne ile yaptığımız fuayede buna benzer konular açılmış ve beni düşünmeye itmişti. Kolektif çalışıyor olmanın bir adım ötesinde; kolektif olmak için kolektifleşen (hatta kolektif olmayınca üniversite tiyatrosu olmamakla itham edilen) topluluklara dönüşebilir miyiz? Şöyle bir bakınca, bu türden tartışmaların çıktığı oyunlar sahne üstü oyuncu kadrosu az olan oyunlar. Bu da bizi ikinci bir tartışmaya sürüklüyor. Üniversite tiyatrolarında sahne üstü-sahne altı kavramları.

Teorikte; üniversite tiyatrosunda –grubun çalışma disiplinine göre; çalıştırıcı ve teknik ekibi ayrı tutarak- bir grubun sahne altı olması; daha doğrusu aynı topluluktan bir grup insanın başka bir grup insanı “oyunun oyuncu kadrosuna” dahil etmemesi (edememesi) doğru bir tutum değil. Fakat pratikte bu böyle yaşanmıyor elbet; en büyük problem bazı grupların gün geçtikçe kalabalıklaşması tabi ki, fakat bunun dışında sahne altı-sahne üstü dinamikleri de işin içinde. Burada –biraz da kendi deneyimlerinden- bunun zorunlu bir durum olduğunu savunabilirim. 60-70 kişilik bir oyun çıkarmak –hele ki buna uygun bir metin bulmak- imkansız gibi görünüyor. Kişi sayısının azaltılmasında da bir karar mekanizması –reji grubu- devreye giriyor. Reji grubunun; grupta kararlarına güvenilen, grup tarafından (belki de sadece bu görevi yerine getirmek için) seçilmiş, grupta bir tür çalıştırıcı mekanizma olduğunu ve bunun %100 verimli işlediğin dahi varsaysak; bu o grubun “kolektif” olma durumunda bir sıkıntı yaratır mı? Ben –şahsen- yaratmayacağını düşünüyorum; hatta bazı toplulukların sırf bu sıkıntı dolayısıyla sahne üzerini şişirme gibi eğilimleri olduğunu da eklemek isterim. (Bizim de EÜTT kapsamında yer yer buna benzer kararlar aldığımızı düşünüyorum.) Fakat bahsettiğim diğer dinamikler işin içine girince (kadro dışındaki) işler pek de böyle yürümüyor. Sahne altı bir cezalandırma mekanizmasına dönüşebiliyor; bu da sahne altına alınan kişilerde motivasyonsuzluk ve oyunun dışında tutulduğuna dair bir izlenim oluşturuyor. (Bu problemleri bilmemize rağmen, “sıkıntılı” olmayan insanları da sahne altına alamadığımızdan, problemin biraz üstü kapatılıyor.) Ortaya çıkan durum; kolektif olmaktansa kolektif görünmeye daha çok önem verebilen topluluklar.

Bu konularla alakalı belki sadece bizim ve diğer birkaç topluluğun yaşıyor olabileceği bir sıkıntıya da değinmek istiyorum. Ege Üniversitesi’nde; bizim anladığımız anlamda üniversite tiyatrosu yapan tek grup EÜTT. Aynı zaman da bu konuda kazanımları (sahnesi, atölyesi, topluluğa bağlı eskileri) ve bu kazanımlara sahip çıkılan bir kültürü de var. Fakat; örnek olarak İTÜ’ye baktığımızda; TİMİS, İTÜ Sahnesi, İTÜ Taşkışla vb. tiyatro grupları var. Dolayısıyla İTÜ’de okuyan ve tiyatroyla ilgilenmek isteyen insanların seçenekleri var. Yapacakları (yapmayı düşündükleri) tiyatro hangisine yakınsa oraya doğru bir eğilim içindeler. Benzer örnekleri İstanbul’daki diğer üniversiteler ve Eskişehir’deki tiyatro toplulukları için verebilirim. Burada da –biz İzmir’de tiyatro yapan insanlar için bir sıkıntı ortaya çıkıyor. (Grupta hiçbir üstten ya da dışardan etki olmadığını vurgulamak gerekir diye düşünüyorum. Zira bahsettiğim tartışma senedaşlar arasında.) (Bu arada üniversitelerde farklı kampüsler bulunması ve bunun sonucu olarak farklı klüpler oluşması durumunu göz ardı etmiyorum fakat bunun yarattığı seçebilme şansını da göz ardı etmemek lazım) Biz izmir’de tiyatro yapan insanlar olarak sürekli bir uzlaşma noktası aramak zorundayız. Bu tabi ki bir grubun –grup olmasında çok önemli bir faktör fakat grupta zamanla bazı fikirlerin ve sahip çıkılan ideolojilerin (sırf tartışmaktan yoruldukları için) kaybolduğunu düşünüyorum. (Bu sorunsal tabi ki verdiğim diğer örneklerde de ortaya çıkıyordur.) Bu ortaklaşmanın topluluk olabilmek için gerekli olduğunu anlıyor; yine de bir grubun sene içinde farklı oyunlar çalışabileceğini, çünkü kolektif oluşumun oyundan öte grubun tamamını kapsadığını düşünüyorum.

Sonuç olarak; tek kişilik oyun sergileyen topluluklar, sahne altında kesinlikle “kişi” bırakmayan topluluklar, sahne altına bırakılanların teknik ekip yanılsaması yaratıldığı topluluklar, iki veya daha fazla oyun çıkaran topluluklar, yönetmenli çalışan topluluklar, yönetmensiz yönetmen tiyatrosu yapan toplulukların bu kolektiviteyle daha çok çarpışacağını düşünüyorum. Bir oyuncu, bir tiyatrocu olarak bu tartışmalara ne kadar alan ve zaman tanınması gerektiği konusunda ise kararsızım.

Yorum


işlemi tamamlayınız: