Oyunu Sonlandırmak

Oksal Güracar

ODTÜ Tiyatro Şenliği ’11 kapsamında, 5 Mayıs 2011 tarihinde, Samuel Beckett’in kaleme aldığı, Çağrışım Tiyatrosu’nun sahnelediği Oyun Sonu adlı oyun seyircisiyle buluşmuştur. Oyunun finalinde ve söyleşisinde grubun aldığı olumlu tepkiler yoğunlukta olsa da, sahne etmenleri ve Beckett yazımına/yorumuna ilişkin bazı enteresan noktalar göze çarpmaktadır.

Oyun, daha en başta afişiyle birlikte birçok şeyi yansıtarak, alımlayıcıya nasıl sesleneceği hususunda bilgi vermektedir. Analog bir saat üzerindeki “sıfır” rakamlarının bolluğu, rejinin zamanla ilişkili olarak bir sorunsalı sahne üzerine dökeceğini imlemektedir. Aynı şekilde, seyirci salona girdiğinde çoktan başlamış olan oyun, bir sürecin hâlihazırda var olduğunu göstermek istemektedir. Clov’un sürekli odada dolaşması, gözlerini ara sıra tavana dikmesi; bir o yana, bir bu yana yol kat etmesi, odada çok da fazla bir şey yapılamayacağını anlattığı gibi, gündelik yaşam dilimlerinin de yansılanmasına önayak olur. Bu anlam odakları ışığında odanın tavanına asılı olan çarklar, bir sanayi toplumu göstergesi olarak okunabileceği gibi, işlemesi gereken olguların (belki de zamanın) işlemediğini, durduğunu algılatmaktadır.

Metne göre tekerlekli sandalyeye mahkûm olan Hamm ise, sahnenin ortasında konuşlanmış minyatür bir döner sahne üzerinde koltukta oturmaktadır. Hamm’in sahnenin tam ortasında, üstelik döner bir sahnede merkezde konuşlanması da, yine ister istemez zamanın merkeziliği veya zamanın merkezsizliği, durağan ya da sıfır olduğu noktaya ulaşabilecek düşüncelere hizmet ederek oyun açılmaktadır.

Hamm’in sahnenin merkezinde olması, akla bazı soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir. Çünkü oyunun ortalarına doğru Hamm, bulunduğu yerin tam olarak ortada olmadığından şikâyet edecek ve sürekli bu durumdan rahatsız olduğunu dillendirecektir. Bu noktada, oyunla ilgili olarak sıkça bahsedilen, oyunun “adeta” bir satranç tahtası üzerinde geçtiği fikri zihinlerde canlanmaktadır. Çünkü bu yoruma ilişkin metinde bolca malzeme bulunmaktadır. Gerek oyunun İngilizce isminin Endgame oluşu (satrançta son hamleye verilen ad), gerek Clov’un sahne hareketlerinin satrançtaki atın hareketlerine olan benzerliği bu yorumu kuvvetlendirmektedir. Aynı şekilde Hamm’in de bulunduğu konum itibarıyla, tam ortada olamamanın yaşattığı çözülmeyle, kendini sürekli rahatsız hissetmesi bunlara örnektir.

Ancak oyundaki merkezi çaba, bu yorumun tamamen dışında bir noktadan seslenmektedir. Dolayısıyla oyunun bir satranç tahtası üzerinde geçtiği imgesi/fikri/yorumu es geçilmiştir. Buna istinaden reji yorumunun bunun dışında farklı bir seçeneği ortaya dökmesi beklenmektedir.

Bu düzlemde, tam da bu fikre karşı olan merkeziyetçi yaklaşım, daralan, yoğrulan ve algılanamayan bir zaman kayganlığına sahip olmalıydı. Hatta buna, aynen afişteki gibi mutlak sıfır noktasının verdiği akıl almaz zamansal soğukluk diyebilmeliydik. Ancak aksine, durağan ya da mutlak bir zaman noktasının verdiği an/durma/durgun uzam oyunda işlenmemiş, süreç birbiriyle bağıntılı olarak işleyen ve sonunda da zaman diliminin başına gönderme yapan bir işleve bürünmüş. Kısaca, sahne metninde final, oyunun başıyla birleştirilmiş.

Bir kısırdöngünün imlendiği, oyunun sonunun başına bağlandığı fikri, oyun sonrası söyleşide netlik kazanmıştır. O ana kadar, oyunun finaliyle ilgili bir sürü spekülasyon yapılabileceği gibi, son derece ucu açık yorumlara da olur verilebilir. Bu nedenle tutarsız ve bir o kadar da anlaşılmaz oyun finali, dramatik etkinin arttırılması için uğraş verilen dramatik bir müzikle desteklenince, ister istemez vurucu bir final yapıldığı izlenimini doğuruyor. Ancak bu izlenim, yalnızca bir izlenimden ibaret olarak öylece duruyor.

Oyunun finalinde Clov, bir elinde şemsiyesi, bir elinde bavuluyla öylece dururken görülür ve oyun biter. Ancak izlenilen oyun metninde Clov, gitmeyi “tercih eden”, sanki tercih şansı olduğuna ve bu tercihlerden birine karar verebilecek yetiyi barındıran geleneksel/konvansiyonel/dramatik çatılı bir oyun karakteri gibi, gerçekçi ya da natüralist bir algıyla, zemini tamamen doldurulabilen bir karar anını yansıtması, oyun zemininin tam anlamıyla çöktüğü nokta olarak belirmektedir.

Clov, ne bir Ibsen karakteri gibi geçmişe dair iz taşıyan bir zaman süzgecinden geçer, ne de bir Çehov karakteri gibi durağan formun içinde tercihleri nedeniyle kaybolan karakterlere benzer. Clov, tarihin/zamanın yıkıntıları arasından seslenen, yaşamaya mahkûm ve efendi-köle diyalektiğinin en gülmece anına tanıklık eden bir “figür” olarak, sahnedeki varlığının bilinciyle modernite altında ezilen kimliklerin bir parodisi olarak var olur. Ancak sahne metnine göre, Clov elinde bavuluyla Hamm’i terk eder ve dışarının ölüm demek olduğunu bile bile odadan ayrılır. Hâlbuki Clov figürünün iç ve dış aksiyonları, oyunun finaline hizmet edecek gelgitleri değil; o durağanlığın, merkezsizliğin ve var olma hezeyanının süreğenleşmiş olan acısı altında ezilirken, “sanki” bir tercih varmış gibi umutla “oyun” oynamasına işaret eder. Oyun metninin sonunda Clov’un, bir yere ayrılamadan kalakalması, olasılık dâhilinde olan ancak hiç de güvenilir bir alan barındırmayan göstergelerle (şemsiye ve bavul) şekillenir. Gitmek ya da kalmak, Clov’un çoktan terk ettiği olgulardır. Clov bu olgularla oynayarak zamanı öldürür ve o bahsedilen mutlak sıfır noktasını aşılar. Bu nedenle sıkılmaksızın duvara bakar veyahut sahne metninde olduğu gibi dakikalarca tavanı seyre dalar.

Bir diğer çıkış noktası da, oyun sonrasındaki söyleşide yönetmenin, Ayşegül Yüksel’in yorumlarından oldukça etkilendiğini ve bu yorumlar üzerinden de fikirler geliştirdiğini söylemesidir. Söyleşide, bunun haricindeki yorumlara “ezberci” diyen yönetmenin, absürdist düzlemin eleştiri alanında unutulmaya yüz tutmuş yapısalcı söylemleri kendine anahtar edinmesi de oldukça ilginç bir durumu gün yüzüne döker. Yönetmenin, absürd öğelerle harmanlanmış, modernizmden postmodernizme geçiş kayganlığına damgasını vurmuş Beckett’i, yapısalcı bir çözümlemeyle oluşturulan fikirlerin sağlıklı olup olmadığıma ilişkin akıl yürütmemesi ya da bunu problem haline getiremeyişi oldukça sıkıntılıdır. Kurgusökümcü ya da postyapısalcı eleştirinin tarihsel arkadaşlığına soyunmuş absürd öğeler içeren tiyatro metinlerinin, kendisinden daha eski olan yapısalcı uygulamalarla yorumlanması tarihsel vurgu açısından problemli gözükmektedir. Aynı şekilde modern sonrası bireylerin akıl yürütmelerine sağlayacağı katkı da tartışılabilir durumdadır.

Özellikle ülkemizde Oyun Sonu adlı oyun, tiyatro çevrelerince Clov merkezli ya da Clov’un ön plana döküldüğü bir oyun olarak anımsanmaktadır. Çağrışım Tiyatrosu bu oyunuyla bu önyargıyı kırarak, Hamm’i merkeze almış ve Hamm’i odak olarak vurgulamıştır. Sahne metninden ya da gösterimden çıkarabileceğimiz en sağlıklı veri de budur. Oyun, Clov’un davranışları üzerinden şekilleniyor gibi gözükse de, oyuncuların performansları açısından irdelendiğinde Hamm’in ön plana çıktığı aşikârdır. Çünkü sahne metninin vurucu alanları, Clov’un diyalog paslarından çok Hamm’in bitirici noktalarına dayandırılmıştır. Oyunculuk performansı da buna eklendiğinde, Clov’dan çok Hamm’in bitirici noktalarını sürekli bekler halde kalışımızın sebebi de budur.

Oyunun finalinde, Clov’un odayı terk ederken seyirciye seslenen dramatik müziğin eşliğinde bir çocuğun elinde fidanla sahneye girişi oldukça akılda kalıcıdır. Hamm son sözlerini sürekli tekrar ederken, Clov’un çocukluğunun sahneye girişi ve Clov’un yerini alışı (üstelik elinde bir fidanla!) sürecin yeniden ve yeniden işleyişine bir zemin hazırlamaktadır. Bu doğrultuda gösterge, direttikleri yapısalcı söylemin öykü çemberini kapatma ihtiyacından doğmaktadır. Oyun metninin finalinin havada kaldığını sanan reji anlayışı, zamanı/dramatik süreci örgütleme ihtiyacına bürünmüş ve açıkçası bir kronolojik tarih/zaman algısına yenik düşmüştür. Bu nedenle açılan öykü çemberini bir noktada kapatarak, “anlamlı bir dizge” yaratma hevesine kurban gidilmiştir. İşte tehlike tam da buradadır. Yapısalcı çözümlemeye pek fazla yardım etmeyen bir öykü düzleminin, zorla yapısalcı bir örgütlenmeye kurban gitmesi; finali bir müsamere havasında seyircinin duygularını esir almaya yönelik bu bitime dönüşerek noktayı koymaktadır, sonlandırma uğraşına girişmektedir. Hâlbuki üç noktayı yansıtan koskoca bir imge olan Clov, finalde elinde şemsiye ve bavuluyla öylece dururken, hiçbir şeyi sonlandırmazken…

Yorum


işlemi tamamlayınız: