Parçalanmış Mezar

Metin Boran

Geçtiğimiz hafta psikopat vandallığın bir örneği daha yaşandı. Can Yücel’in Datça’da bulunan anıt mezarına saldırdılar. Datça halkı ve demokratik kitle örgütleri saldırıya büyük tepki gösterdi. Aynı zihniyete mensup kişiler daha önce de halk ozanı Ruhi Su’nun İstanbul Zincirlikuyu’da bulunan mezarını parçalamışlardı.

Türkiye’de bir takım yobaz ve sanat düşmanı kişiler, ülkenin neresinde olursa olsun sanat yapıtlarını ve üretimlerini kırarak, parçalayarak, yakarak, yasaklayarak, susturarak, içine tükürerek sanatçıya kendi ülkesini dar etme konusunda sanki ağız birliği ve yemin etmiş gibi davranıyorlar. Sanatçılar uzunca bir dönem devletin baskıcı tutumu ile karşı karşıya kalarak zor koşullarda üretimlerini gerçekleştirdiler; yasaklandılar, sansür edildiler hatta tutuklanıp mahpuslara atıldılar. Son yıllarda ise bu baskıların yanına bir de siyasal iktidar ve onun uzantıları, merkezin gücünü kullanarak sanata ve sanatçıya saldırmayı marifet sayarak sanatçıyı ve eserlerini hedef göstermekten geri durmuyorlar.

Datça’da şairin ölüm yıldönümünü mezarının başında şarap içerek kutlayan gruba AKP ilçe yetkilisinin karşı çıkması ve görüşlerini basın aracılığı ile dile getirmesi bu saldırının başlangıç noktasını oluşturduğuna sanırım kimsenin itirazı olmaz. Bu densiz adamcık, gençlerin mezar başında şarap içmesini halkın dini ve ahlaki duyguları ile bağdaştıramadığını beyan ederek durumu kınadığını belirtmişti.

Tuhaf olan şu; bu adamın bu kaba, hoşgörüsüz ve faşizan söyleminin iktidar partisinden her hangi bir yetkili tarafından ayıplanıp kınanmaması bir anlamda iktidarın sanata ve sanatçıya yaklaşımının da bir göstergesi olarak bir kez daha tescillenmiş oldu. Bugüne kadar sessiz kalmaları, aslında onlara göre bir ‘ucube’nin daha yok edilmesinde bir sakınca yok anlamına geliyor. İktidar mensuplarının bu tavrı artık biliniyor. Bizden olmayanın canı çıksın kurnazlığı ile oluşturulmuş, tek yanlı, başka bir anlayışa tahammül etmeyen, edemeyen, farklı bir ideolojiye hizmet ettiğini düşündükleri eserleri esirgemekten sakınan ilkel bir kültür ve sanat politikası uyguluyorlar. Bu politika biliniyor artık.

Ancak bu ülkenin bir Kültür Bakanı var, bir de uluslararası sanat ortamında eserleri ile tanınan bir heykeltıraş, bir de yılların birikimi ve renkli kişiliği ile şiirler yazmış, çeviriler yapmış bir şair ve onun parçalanmış mezarı var. Üstelik bu şair ülkede sadece sanatçılar ya da şairler arasında değil halk tarafından da sevilen, benimsenen şiirleri elden ele, dilden dile dolaşan popüler bir şair. Bu şairin anıt mezarı vandallar tarafından (hangi saiklerle olursa olsun) parçalanıyor ve fakat bu ülkenin Kültür Bakanlığı makamında oturan zat nedense sesini çıkarmıyor sonra da sağda solda şortlarla müze denetliyor, kazı alanlarını dolaşıyor, kendince caka satıyor. Demek ki onların anlayışı şu; ‘bizden biri kullanmıyorsa mezarlık bile kutsal değil.’ İktidara ve onun özellikle kültür sanat politikalarına çok çabuk ve hızlı bir biçimde eklemlenen bakanın suskunluğu bu anlayışın uzantısı olsa gerek.

Umarım, daha fazla gitmez bu ‘ileri demokrasi’ teranesi.

Evrensel

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: