Kürt Açılımından Kurt Açılımına

Metin Boran

Kürt açılımı, bir kısım insan için başlangıçta kulağa hoş gelen, insanın içini rahatlatan bir söylemle başlatıldı. Demokrasi, insan hakları ve özellikle ana dilde eğitim konularında ‘hassas’ olunduğu ve aşamalı olarak uygulamaya geçileceği umudu yaratıldı toplumda. Toplumun bir kesiminde kabul görmeye başlayınca bir anda adı uygulamadaki her türlü tezatlığına rağmen “Demokratik Açılım” olarak değiştirildi. Ancak bir yandan toplum, yapılacak ‘ileri hamlelere’ sözüm ona ikna edilmeye çalışılırken bir yandan da harekete geçmesi gereken makamlar geviş getirmeye başladılar. Daha sonra demokratik açılım, kıytırık bir Kürtçe televizyonla sınırlandırılarak farklı uygulamalara gidildi. Tam anayasa değişikliği yapıldı özgürlükler genişletilecek denildi ardından açılımın adı bir kez daha değiştirildi ve adına da “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” dendi ve ardından faşist uygulamalar başladı. Açılım, makas değiştirmeye başlamıştı. Bundan sonra daha milli ve daha dinsel bir dil kurgulanılarak iki halk arasındaki makasın daha da açılmasına zımni ve sarih olarak destek olundu.

Bu arada kurdukları Kürtçe televizyonda da ‘Amaca giden her yol mübahtır’ kabilinden dinsel içerikli programlar uydurarak ‘milli ve dini’ bir görev olarak öteleyici ve ayrımcı bir söylemin (İronik bir biçimde) Kürtçe kullanılarak bölge topraklarında da yaygınlaşması için ekran desteği sağladılar.

Bu uygulamalarla bir belediye başkanı Kürtçe konuştuğu için ceza aldı, Kürtçe tiyatrolar yasaklandı ya da sansürlendi, İsmail Beşikçi yazdığı bir kitaptan dolayı hapis cezası aldı ve en önemlisi de bir takım insanlara yalandan yargı kararları ile legal siyaset yolu kapatıldı. Aslında açılım denen mefhumun aslında bir maval ve yalandan ibaret olduğu uygulamalarla tescil edilmiş oldu. Açılım programı ile tezatlık oluşturan bu olayları iktidar nedense görmek istemiyordu. Bu antidemokratik uygulamalara iktidarın sessiz kalması aslında bir niyeti ortaya koyuyordu istenilen sona geliniyordu, açılım iktidarın programında sona ermiş ve açılım da bir anlamda kapanım doğru ilerleyerek kendi sonunu hazırlıyordu.

Seçim sürecinde ayrımcı ve ırkçı bir dil kullanmaktan çekinmeyen başbakan ve AKP’nin ileri gelenleri seçim sonrası mağrur ve muktedir bir komutan edasıyla açılım defterini kapatarak, şimdilerde onun yerine, içinde, savaş diline kodlanmış, yok sayma, inkar ve imha konseptini barındıran “Kurt Açılımı” denilebilecek azgın bir politikayı uygulamaya koydular.

AKP’ yi oluşturan politikaları bilen ve bu derin ideolojinin ayrımında olanlar için gelinen sonuç aslında hiçte şaşırtıcı değil. Ancak şaşırtıcı olan ilk zamanlarda açılıma koşulsuz destek veren basın ve medya kuruluşlarının başlangıçta kurdukları barışçı ve demokratik bir dilin, bir an da tersyüz edilerek genel olarak faşizan bir söyleme dönüşmüş olması. Ne oldu da bütün köşe yazarları ve program yapımcıları bir an da saldırgan bir kurda dönüştüler acaba?

Yakın tarihten tanıdık bu faşizan söylemin ortaya çıkardığı ve körüklediği kaosun Türkiye’ de ekonomiye, toplum psikolojisine, sanata, kültüre verdiği zararın acısı hâlâ tazeliğini koruyor. Ama şimdilerde basından bazı aklı evveller, yeni bir savaşı göze alabilen, kışkırtıcı yazı ve yorumlarıyla toplumu bir kez daha kaosun ve yoksulluğun içine sürüklemek istiyorlar. Trajik öykü ve olaylarla örülmüş geride kalan bir 30 yıl yaşadık, bu kara geçmiş, hiç olmazsa bir ölçüde ders olmalı hepimize. Bu temennimi yazarken bir yandan da aklıma bir Acem atasözü geliyor; “Kurttan Kürk Terzisi Olmaz”.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: