Bir Tiyatro Resitali: Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi

Üstün Akmen

‘Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi–It Felt Empty When The Heart Went At Fırst But It Is Alrıght Now övgüye değer tiyatrocularımızdan Mehmet Ergen’in varını yoğunu ortaya koyarak kotardığı, sonuç itibariyle tarifsiz kederler içinde kalıp açamadığı ve de artık açmaktan caydığı talihsiz mi talihsiz Talimhane Tiyatrosu girişiminin bir yapımı. Genç İngiliz yazar Lucy Kirkwood’un (1984) yazdığı Seçil Honeywill’in ülkemiz koşullarına uyarladığı Mehmet Ergen’in yönettiği uzun başlıklı bir oyun Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi. Deniz Altun dramaturgisini yapmış, Nilüfer Alptekin konuya uygun kostümleri, Önder Ay ise oyuna katkı sağlayan ışık düzenini tasarlamış.

Kirkwood’un Oyunu Honeywill’in Sayesinde ‘Bizden’ Olmuş

Oyunda Ukraynalı Dijana, insan tacirlerinin eline düşüp fuhşa zorlanan yüzlerce kadından biri. İstanbul’a gelirken daha iyi bir yaşamın ve mutlu bir geleceğin hayalini kurmuş, ama ‘gıyabında’ planlananlardan asla haberdar olamamış. Modern çağın en önemli sorunlarından biri olan ‘kadın ticareti’ konusunu işleyen oyun, insan tacirliğinin geldiği boyutu sahneye taşıyarak özellikle kadınlar üzerine dayatılan sistemi mıncıklamayı amaçlıyor. Başlığı anlamlandıran: “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi”, kalp nakli gerçekleşen küçük bir kızın sözleriymiş. Dayanılması güç gerçeklik ve dehşetengiz ironi bu sözlerden kaynaklanıyor. Burada, 7 yaşındaki çocuk bile bir başkasının kalbiyle yaşayabiliyorsa, cesaret gösterip hayatın akışını değiştirerek bir başkasının kalbiyle bambaşka hayatlar yaşanabilir iletisi ortaya çıkıyor. Ama olmuyor!

Neden olmuyor? Çünkü anında fuhşa zorlanan Dijana, pezevengine karşı aşka tutuluyor ve başına geleceklerden habersiz, doğacak çocuğuyla mutlu bir gelecek hayal etmeyi sürdürüyor. Dijana özgürlüğüne kavuşma hayaliyle ‘iş tuttuğu’ erkeklerin ‘artığı’ prezervatiflerin çetelesini tutarken, doğmamış çocuğu için mayo çalıyor ve her şey tersine dönüyor, hapse atılıyor, böylece özgürlük özlemi daha da kısıtlanıyor. Alıkonulan kadınların yaşamının dramı oluyor anlatılan. Seçil Honeywill’in oyunda Odesa, Ataköy, Antalya hattı üzerinden bir coğrafya seçmesi, Dijana’nın Levent’te bir villada bakıcı olma hayalleri, Kanyon’dan alışveriş etmek, Tefal ürünleri, Arçelik Elektrik Süpürgesi sahibi olmak gibi ürünlerin, mekânların isimlerini tanıdık-bildik adlara dönüştürmesi ise oyunu doğal olarak daha “bizden” kılıyor.

İyi Yönetmen Mehmet Ergen

Lucy Kirkwood’un yazdığı metnin sağlam olduğunu söylemek zor. Eseri okumak şart değil, bu gerçek, oyunu seyir sırasında da belli olmakta. Dil, tanıdığımız/bildiğimiz İngiliz yazar kuşağının temsilcilerininki kadar vurucu değil. “Sanki daha dar bir pencereden bakıyor kapsama alanı çok derin bir olaya” diyor Dikmen Gürün Hoca ya, doğru diyor. Mehmet Ergen’in sağladığı bütünlük ve dramatik çizgi Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi’yi ‘iyi’ tiyatro yapıyor.

Mehmet Ergen, oyunu yönetirken üç birlik kuralına (konu, çevre, zaman birliği) hiç ihanet etmiyor. Konu Ukraynalı genç bir orospunun yaşamından bir kesit, kahraman rastgele seçilmiş, ama çevre belli. Kaba ifade tarzı, sözcük oyunları, kötüleyici imalar hiç de rahatsız edici boyutta kullanılmıyor. Oyuncuyu izleyiciye sürekli dönük oynatması, hatta neredeyse interaktife kaydırması yadırgansa da, izlediğimiz bal gibi bir karakter taraması. Mehmet Ergen’in oyuncuları (Esra Bezen Bilgin ile Güliz Gençoğlu) seyircide buruk bir gülümseme/sonsuz bir hüzün empresyonu yaratırlarken, aniden Dijana’nın duygusunu, düşüncesini de seyirciye benimsetiyor. Mehmet Ergen gerçek tiyatro hazzını oyuncusuna reji yeteneğiyle sahneden seyircisine ince ince enjekte ettiriyor.

Güliz Gençoğlu’nun Oyunculuğu

Pek bilinen bir gerçektir ki, bir oyuncu ancak gerçek coşkusal deneyim yoluyla bir roldeki insan doğasının gizli nimetlerine nüfuz edebilir ve orada insan ruhunda saklı olan o görülemezi, o işitilemezi ya da o bilinç yoluyla ulaşılamazı tanıyabilir, duyumsayabilir. Güliz Gençoğlu Türkmenistanlı Bahar karakterini çözümlemiş, keşfetmiş, incelemiş, araştırmış, tartmış, tanımış, kimi yapılarını yadsımış, kimilerini onaylamış ve onunla özdeşleşmiş.

İki Gözümün Bebeği

Esra Bezen Bilgin’e gelinceee…

Esra Bezen Bilgin (ki benim iki gözümün bebeğidir), gerçek yaşamdakinin aynısı olan duygulanımların yakalanmasını, dolayısıyla duygulanımlarının yarı ‘isteksiz’ olarak dışa vurmasını gerekli görmemiş. Nitekim duygulanımlarını kimi kez kendi özel oyunculuk biçemi içinde kodlamış, listelemiş ve kategorize etmiş. Seyirci, Esra Bezen Bilgin’i bu oyunda izlerken, resmedilen karakterin içsel-ruhsal imgelerini veren tutkuları üretenin, aynı türden bireysel malzemeler olduğuna tanık oluyor. Esra Bezen Bilgin’in sahne üzerindeki yataklar üzerindeki devinimi, tıpkı Dijana’nın gerçek hayatındaki gibi, sürekli yükselen arzular, özlemler, aksiyona çağrılar ve onların içsel ve dışsal aksiyonlarda tüketimlerinden oluşuyor.

Esra Bezen Bilgin bu oyunda da, oyunculuk yeteneği ve becerisiyle tiyatronun tanrılarını mutlu ediyor.


‘Karanlığa Karşı Sanat Cephesi’ Çağrıma Yanıt Verdi

AKM’nin işgali ile ilgili olarak çağrıda bulunduğum sanat alanlarından olumlu yanıtlar gelmeye başladı. Her yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kutlamasını AKM önünde gerçekleştiren, ‘Karanlığa Karşı Sanat Cephesi’ adına açıklama yapan Orhan Aydın ve Orhan Kurtuldu: “Üstün Akmen’in yaptığı çağrının dünyada onlarca örneği var, bizi bu duruma kadar zorlayanlar asıl sorumlulardır. O gün orada yalnız olmayacağımızı biliyoruz. Dünya’nın neresinde olursa olsun bütün salonlar oyuncuların ve sahne yaratıcılarının ortak evidir. Bu eve sahip çıkmak, yaşatmak ve geleceğe taşımak ancak içinde üreterek gerçekleşebilir. AKM bu ülkenin bir kültürel varlığıdır ve değersizleştirip, işlevsiz hale dönüştürenler utanmalıdır” dedi.

Diğer taraftan, geçen haftadan bu yana oyun yazarı, yazar, şair, müzisyen ve sosyalist aydın Bilgesu Erenus ile tiyatro yönetmeni, tiyatro ve dizi oyuncusu, eğitmen, çevirmen Kemal Başar dışında oyun yazarı, yönetmen ve oyuncu Yeşim Özsoy Gülan ve İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusu, yönetmen ve eğitmen Ayşe Lebriz Berkem de kişisel olarak eyleme katılacaklarını yazılı olarak bildirdiler.

Hırsımı bilediler.


Vahşetten Can Acıtıcı, Can Alıcı Doğru Bir Kesit: Disko 5no’lu

DestAR-Theatre, Seyr-î Mesel Tiyatrosu, Teatre Avesta, Teatra Jiyana Nû, Teatra Demsal. Bunlar, günümüzde Kürtçe tiyatro yapan gruplar. Aralarından DestAr-Theatre ile yeni tanıştım. ‘Destar’, buğdayı inceltmekte kullanılan el değirmeni anlamına geliyormuş. Yani üretmek ve inceltmek… İzledim ve anladım ki, Disko 5No’lu başlıklı oyunlarında öğütmekten yola çıkıyorlar, ellerindeki malzemeyi öğüttükten sonra sanatla bir güzel inceltip yoğuruyorlar.

Terör ‘Hüdai Nabit’ Değildir

Bilinen bir gerçek, bir zamanlar Diyarbakır’da bulunan 5 Numaralı Cezaevi (bu tanımı ‘zindan’ sözcüğü daha anlamlı kılıyor), Türkiye tarihinin iğrençliklerle dolu bir sayfasıdır. 1980-1984 döneminde bu cezaevinde devrimcilere yapılan işkenceler ise, zerre kadar kuşkum yok, bu ülkede terörün tohumlarının atılmasına, halkların birbirlerini vurmasına neden olan kapkara bir başlangıçtır. Yani bugün yanıp yakındığımız terör, Beygir Ressamı ‘Netekim Paşa’ ve şürekâsının anlattığı gibi ortaya ‘hüdai nabit’ çıkmamıştır!

Diyarbakır Zindanı’nda 3 Yıl İçinde 53 Ölü

2 Nisan 1984 günü Genelkurmay Başkanlığı’nın, Diyarbakır ‘Zindanı’nda 12 Eylül’den o güne kadar 53 kişinin öldüğünü açıklamasını öğrendiğimde (hiç unutmam) ayakta durmakta zorlanmıştım. Haydi, dilerseniz birlikte anımsayalım: Diyarbakır ‘Zindanı’ndakilerin 14’ü kendini asmış, 23’ü çeşitli hastalıklardan ölmüş, 7’si ölüm orucunda can vermiş, 7’si ise işkencede öldürülmüştü. Devletin kontrolü altındaki bir (zindan haline getirilmiş) cezaevinde, o gün bu gündür 3 yıl içinde 53 kişinin ölmesiyle ilgili hiçbir soruşturma başlatılmadı, görevli apoletlilerin sorgulamaları yapılmadı, sorumlular hakkında kamu davası açılmadı. Mirza Metin, insanlığın olup olabilecek en büyük ayıbı işkencenin, vahşetin ve faşist uygulamaların, ihanet ve var olma ikileminin somut olarak örneklendiği işkence tezgâhlarını elde ettiği bilgiler ışığında oyun haline getirmiş, belli ki malum yer hakkında kitap, belgesel, ne bulduysa didiklemiş.

Akıllara Seza İnsanlık Dışı Uygulamalar

Disko askerde disiplinin sivil hayatta işkence olarak adlandırılan yöntemlerle sağlandığı ‘Disiplin Koğuşu’nun kısaltmasıdır. Berfin Zenderlioğlu, Mirza Metin’in disiplin koğuşunda yaşanan (tamamı gerçek mi gerçek) vahşet metnini sahneye taşırken, Diyarbakır ‘Zindanı’nını yaşamış olan Kürt Siyasetçilerin anılarından da yararlanmış. Çok da iyi yapmış ve incelikli çalışmasıyla akıllara seza insanlık dışı uygulamalardan bir sanat estetiği yumağı yaratmış, uyuşuk toplumsal belleği gıdıklamış, yaşanan vahşet ile toplumu yüz yüze bırakmış.

Zenderlioğlu Tiyatroda Kendi Dilini mi Arıyor Ne!

Sahne tasarımını yapan Metin Çelik, oyunu baştan sona dekorla bütünleştiren bir yapıya kavuşturmuş. İnsanların sistemin ağına nasıl düşürüldüğünü simgeleyen örümcek figürü ise ayrıca övgüye değer. Işık Tasarımını imzalayan Alev Topal ters ışıkların renklerini fon aydınlatmasında kullandığı renklerden oluştursaymış, fon perdesiyle sahne ışığı arasındaki bağı kurmuş olacak ve ışık sanki fondan geliyor izlenimini verebilecekmiş.

Etmemiş, eylememiş.

Neyse!

Nizamettin Ariç’in müzik, Alan Ciwan-Adar Baran Değer ikilisinin efektleri itirazsız güzel. Yönetmen Berfin Zenderlioğlu, klişelerin formunu deforme edip, iç içe açan gül yaprağı örneğince bir mizansen formu yaratmış. Anlatı içinden yeni bir anlatı doğurtmuş; eski formu, yeni forma gebe bıraktırmış. Belki de tam anlamıyla deneysel bir çalışma yapmış. Oyunu izlerken kendi kendime: “Zenderlioğlu tiyatroda kendi dilini mi arıyor” sorusunu sormamı sağlamış.

Mirza Metin’in Canlandırdığı Karakterle Bütünleşmesi

Örümceği, Sineği, Fareyi, Joe adlı Köpeği, Gaddar Gardiyan’ı ve Mahkûm’u tek vücutta sahneye taşıyan Mirza Metin’e gelince… Canlandırdığı karakterle fevkalade bütünleşerek kusursuz bir aktarım elde ediyor. Ritmi hiç aksatmadan tutturuyor. Olayın akışını hiç bozmuyor, tempo düzeyini gıdım düşürmüyor. Seyircinin uyarıcılarını olumsuz yönde etkileyecek her türlü eylemden itinayla kaçınıyor. Gerek sahne kullanımı, gerekse uyumlu ve tutarlı devinimleri, duraklamalarıyla karakter/lerle özdeşleşiyor.

Haaa, Mirza Metin bir de kendi fiziksel parçalarını çok iyi tanımasıyla dikkat çekmekte.

Sözü uzatmayayım: Disko 5No’lu, yılın ‘en iyi’leri arasına adaylığını koyuyor ve koruyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: