Don Juan’ın Gecesi’nde Yargılananlar

İhsan Ata

Oyun Atölyesi, 2011 sezonunu EricEmmanuel Schmitt’in yazıp Şehsuvar Aktaş’ın dilimize kazandırdığı Don Juan’ın Gecesi adlı oyunla açtı. Yönetmenliğini Kemal Aydoğan’ın üstlendiği oyunun sahne tasarımı Bengi Günay’a, müzikleri Tolga Çebi’ye, ışık tasarımı ise İrfan Vanlı’ya ait. Efsanevi kadın avcısı Don Juan’ın kadınlar tarafından yargılandığını anlatan oyun temelinde aşk kavramını ele alıyor.

Oyunda; Düşesin, Don Juan’ın beraber olduğu beş kadınla birlikte hazırladığı büyük bir sürpriz konu ediliyor. Düşes’in kraldan çıkardığı yakalama emri ile o gece Don Juan maskeli baloya katılma hayalleriyle partiye gelmiştir. Kadınların kalbini ustaca fetheden çapkın Don Juan, içinde yaşadığı trajedilerle gecenin asıl sürprizinin kendisi olacağını ise oyunun sonunda anlayacaktır.

Don Juan’ın yaşadığı değişim, aşk ve haz kavramlarının karşılaştırılmasıyla netlik kazanıyor. Gördüğü her kadını baştan çıkarabilen Don Juan, âşık olduğu kadınla baştan çıkıyor. Don Juan’ın yaşadığı değişim oyunun temelini oluştursa da kadınların duygulu bir Don Juan’la karşılaşması tüm planlarını alt üst eder. Oyun boyunca yargılanan Don Juan’ın yanısıra değişimiyle afallayan diğer kadın karakterlerdir.

Fransız tiyatro oyunu yazarı EricEmmanuel Schmitt’in 91 yılında yazdığı bu ilk tiyatro oyunu Don Juan’ın Gecesi’nde insanlığın doğasında yatan cinselliğin varoluşunu farklı yönleriyle ele alıyor. Yüzyıllardır tartışılagelen kadın erkek ilişkilerine yazarın bakış açısı oldukça ilginç ve aynı zamanda çok doğru tespitlerde de bulunuyor. Don Juan gibi küstah, ele avuca sığmaz, yakışıklı birine verilebilecek en büyük ceza şüphesiz evlendirileceği kişiye sadık kalmasıdır.

Don Juan sahneye girdiği andan itibaren onu yargılamak üzere orada bulunan kadınlar Don Juan’ın o ihtişamından tekrar etkilenmesine karşın yaşadığı aşk acısı yüzünden her biri afallıyor. Yazar burada “Ben aşkı etekli sanırdım” cümlesiyle aşkın şaşkınlığını yaşatıyor. İlk eserine rağmen bir karakterin baht dönüşünü o teatral kavramlar içerisinde çok iyi sunuyor. Metin bu ve buna benzer açılanabilecek birçok tespit üzerinden ilerleyerek mutlak sona ulaşıyor.

Öncelikle oyunun günümüz sorunlarını içine alması nedeniyle seçimin çok başarılı ve yerinde olduğunu söyleyebilirim. Aşk, cinsellik, sadakat, ahlak, kadın-erkek ilişkileri vs. gibikavramlar çağın her alanında kendine yer buluyor. Eserin çevirisi eğitimini Ankara Dil veTarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünde doktora olarak tamamlamış aynı zamanda tiyatronun ve ekranların tanınmış ismi Şehsuvar Aktaş’a ait. Aktaş, bu karışık duyguları sade bir metin üzerinden seyirciye aktararak algısına destek oluyor.

Oyunun yönetmenliğini üstlenen Kemal Aydoğan yine temiz bir rejiyle izleyenlere oldukça sade bir sunum gösteriyor. Basit bir kurguyu, çok yavaş akan bir zaman dilimiyle ve bu yavaşlığı herhangi bir hareketlilikle bozmayarak kıl payı bir denge kuruyor. Alışık olduğumuz bugüne uyarlama çabasını ise bu oyunda göremiyoruz. Çünkü metin zaten içerdiği konu itibariyle güncelliğini koruyor.

Oyunun kast seçimini ise çok ama çok başarılı buldum. Oyunda görev alan tüm oyuncular karakterlerle birebir özdeşleşmiş. Birini çekecek olsanız sanki tümü dağılacak gibi. Kemal Aydoğan’ın sanırım bugüne kadar en sade sunumu izledim diyebilirim. Oyunu izlerkenanlatımın seyirciye geçmesi için diğer yan öğelere hiçbir ihtiyacımız yok gibi duruyor. Işıkda, müzik de, dekor da bir süre sonra arka plana düşerek oyun, oyuncuya ve metne teslim ediliyor.

Sahneyi çok ama çok sade bir salon olarak tasarlayan Bengi Günay, oyunda sadece sandalye kullanmış. Bu kimi zaman bir dezavantaja dönüşse de diri anlatım sayesinde bir süre sonra dekorun varlığı oyunun içerisinde kaybolup gidiyor. Kostüm tasarımında ise söyleyeceğim tek şey dönemi ve coğrafyayı ele aldığımızda biraz daha dekolteye gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teknik anlamda en büyük görev bu oyunda ışık tasarımına düşmüş. İrfan Vanlı’nın ışıkları oyunun özellikle geçişlerinde büyük bir görev üstleniyor. Karakterlerin iç monologları, zaman ve mekân geçişlerinde ise çok başarılı.

Don Juan rolüyle izleyenlerin huzuruna çıkan Haluk Bilginer’de diğer tüm yan etmenler gibi sade bir oyunculukla oyunun özüne ve demecine uygun hareket ediyor. Don Juan’ınkarakterine uygun ruh halleriyle izleyici bazen rahatsız bazen de memnun ediyor. Oynamaktan çok yaşayarak veriyor yıkılan Don Juan’ı. Duygu geçişleri, bedensel devinimleri ve ses değişimleri ise ustalığına ustalık katıyor.

Oyunun yan rollerinde görev alan Gülen Karaman, Güneş Berberoğlu, Funda İlhan, Zeynep Alkaya, Evrim Alasya, Muharrem Özcan, Umut Temizaş, Seda Türkmen ve Selin Yenincigüçlü bir takım oluşturmuş. Her biri rolleriyle müthiş bir uyum içerisinde. Karakterlerin birbiriyle olan alışverişi de çok uyumlu. Yalnız Ayşegül Ünsal’ın canlandırdığı rahibekarakterinin biraz daha sade oynanması taraftarıyım. Özellikle Funda İlhan’ın çıkardığı karakter tahlili ise onu gecenin en başarılı ismi kılıyor.

Don Juan’ın Gecesi’ni, 16-17-18 Şubat 2012 tarihlerinde Saat 20.30’da Oyun Atölyesi’nde izleyebilirsiniz. İletişim: 0216 345 39 39 / www.oyunatolyesi.com

OYUNUN KÜNYESİ

Don Juan’ın Gecesi / La Nuit De Valognes

Yazan: EricEmmanuel Schmitt

Çeviren: Şehsuvar Aktaş

Yönetmen: Kemal Aydoğan

Sahne Tasarım: Bengi Günay

Müzik: Tolga Çebi

Işık Tasarım: İrfan Vanlı

Rol Dağılımı: Haluk Bilginer, Gülen Karaman, Güneş Berberoğlu, Funda İlhan, Zeynep Alkaya, Evrim Alasya, Muharrem Özcan, Umut Temizaş, Seda Türkmen, Selin Yeninci



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: