İnsanca Tiyatro Özlemi

Volkan Taha Şeker

Yeni bir tiyatro ekibi kuruluyor.

Her yeni oluşumda olduğu gibi, “Bizde emeğe saygı var” sloganı dillerde.

Yönetmen de yıllarca ezilmiş bir zihniyetin yönetenidir.

Yönetilendir…

Zor şartlarda provalar alınır, ortak özveri ile kostümler oluşturulur, provaya yarı aç gidilip çok aç çıkılır, kimi kocasına yalan söyler provalar giderken, kimi de patronuna… Tek bir lambanın olduğu odada, özenti laflarla “black out” ışık provaları yapılır.

Tek bir lambanın hiçbir yanı aydınlatmadığını, hatta bazı ışıkların da aydınlıkları karanlığa boğduğunu pratikte biliyoruz!

Ekipteki herkes emekçidir…

Işıksız odalarda yapılan provalar sonrası ışıklı sahnede harika ışık oyunları yapılır…

O sahneye gelirken belki yol paranız bile yoktur, yürürsünüz ve replikler size yoldaşlık eder.

İlk kez sahnede kullandığınız dekor da size, dede yadigârı gibi yakışmıştır. Tam uyum.

Prömiyer gelip çatar…

Koltuklar hınca hınç doludur, patron yönetmen ilk işinde iyi paralar kazanmıştır.

İlk oyun masraf parası, ikinci oyun bel doğrultma, üçüncü oyun kazanç oyunu, dördüncü oyunda oyuncu alacakları dillendirilir, beşinci oyunda performans düşer, altıncı oyunda tiyatral ve emekçil eylemler başlar…

Eskinin ezilen o yönetmeni, artık emekçi olmaktan çıkmıştır ve patronlaşmıştır.

Ekiple toplantılar yapılır, yoksa yedinci oyun zora düşer. Toplantı sonucunda patron yönetmen, herkese cüzi ücret verebileceğini bildirir. Hatta oyunculara, ‘gitmek isteyenlerin alternatifleri vardır’ mesajı verilir. Oyuncular bu tutum karşısında pek şaşkındır. Yönetmenin yüzünde cılız tepkiler verilir, arkasından hakaretler yağdırılır.

Emek sömürüsünün asla haklı açıklaması yoktur, doğru. Ancak meseleye her daim bu açıdan baktık…

O yönetmen neden bu hale geldi?

Baştan riskleri göze alarak girdiği bu organizasyonda nelerle karşılaştı?

Sahne kiralamadan kostüm yapımına kadar bu kirli çarkta hangi zorlukları yendi?

Yönetmen kendini küllerinden yaratıp patronlaşıyor. Maalesef kazanmış olduğu maddi kazanımları da ekibiyle paylaştığında, bir sonraki oyun çalışması tehlikeye girecek kadar durum vahimleşiyor. Öyle ki ilk etkinlikteki hizmetçi yönetmen rolü bir süreden sonra yoruyor. Eldeki ile iş yapma derdine düşülüyor.

O yönetmenin arkasında Kültür Bakanlığı yok.

O yönetmenin arkasında, sahnesini bir saatliğine binlerce liraya kiralayan Şehir Tiyatroları yok.

O yönetmenin ardında cemaat yok.

Durum böyle olunca emek sömürüsü ve hatalar furyası da alıp başını gidiyor. Tiyatrocu, yine tiyatrocuya çelme takmak zorunda aklıyor. Ancak bu yollarla bir yerlere gelmeye çalışıyor.  Adil değil tabii ki.

Ancak tabiatı böyle canlıların.

Hayvanlar bile kendinden güçsüzü, her yolu mubah sayarak ele geçirerek hayatını idame ettiriyor.

Ne yani şimdi bu yönetmenin yaptığı da hayvanca mı?

İnsanca tiyatro özlemi…

Işık ve sevgiyle.



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: