Önce Bir Boşluk Oldu…

Metin Boran

Türkiye’de son yıllarda “çalıştırılmak üzere” gelen/getirilen yabancı uyruklu kadınların içinde bulunduğu trajik durumu, kamuoyu ya polisin yaptığı otel baskınlarında televizyona verilen görüntülerden ya da editörlerin gazetelerin üçüncü sayfalarına yerleştirdiği iğreti haberlerle öğreniyor.

Büyük çoğunluğu bir takım şebeke ilişkileri ile Türkiye’ye getirilen bu kadınlar büyük umutlarla çalışıp ‘para kazanmak’ ve ‘rahat bir yaşam’ hayali ile kandırılıyor ancak kısa zaman sonra gerçek ortaya çıkıyor. Büyük umutlarla bu topraklara gelen bu kadınlar bir zaman sonra birilerinin ‘sermayesi’ oluyor. Karşılaştıkları manzara genel olarak hüsranla sonuçlanıyor. Umutla geldikleri bu ülkede hayal kırıklığının yanı sıra onarılmaz bir travma ile yüzüstü bırakılıyor. Pasaportuna el konularak fuhuş batağına sürüklenenler, evlenme vaadiyle kandırılanlar, isteği dışında hamile bırakılanlar, çaresizlikten boyun eğerek öne sürülen koşulları kabul ederek hayat kadını olanlar ve de intihar edenler…

Ukrayna’lı Dijana da bu kadınlardan sadece bir tanesi. Talimhane Tiyatrosu bu enternasyonal suç şebekesinin ağına düşürülen Dijana’nın dramını ramp ışıklarına taşıyor. İngiliz Oyun Yazarı Lucy Kirkwood’un yazdığı Seçil Honeywill’in Önce bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi adıyla Türkçe’ye uyarladığı oyun güncel bir sorunu abartısız ve sahici bir yaklaşımla bir kez daha tartışmaya açıyor. Dramaturjisini Deniz Altun’un yaptığı oyunu Mehmet Ergen yönetiyor. Kostüm tasarımını Nilüfer Alptekin’in yaptığı iki kişilik oyunda deneyimli oyuncu Esra Bezen Bilgin ile Güliz Gençoğlu birlikte oynuyorlar.

Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi adlı oyunda bir tanıdığı tarafından Türkiye’ye davet edilen Dijana (Esra Bezen Bilgin) vapurla İstanbul’a gelir. Kendisini bekleyen olaylardan habersiz küçük hayalleri ve taze umutları vardır. Eminönü’nde bir tanıdığının yanına yerleşir ve orada Mustafa adında bir şahısla tanışır ve esas trajedi de bu tanışıklıktan sonra başlar. Dijana Mustafa ile birlikte takılmaya başlar, artık hayatında bar, diskotek, uyuşturucu, cinsellik ve kiralanmış bir ev, kazanç getirecek bir yatak vardır. Başlangıçta Mustafa, Dijana’nın bütün ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Sonunda Mustafa Dijana’nın pasaportuna el koyarak fuhuş batağına sürükler. Sonunda polis baskısı, kısa bir tutukluk ve sınır dışı tehdidi.

Yönetmen Mehmet Ergen bu güncel sorunu sahnede yorumlarken Dijana’nın dramını bütün yönleri ile ortaya koyar. Başlangıçta yaşama sevinci ve umutla çalışma hayali kuran Dijana içinde bulunduğu kumpasın ayrımında olmadan küçük şeylerle yetinir ancak daha sonra kendini bir batağın içinde bulur. Bütün kapılar kapanmış hayalleri suya düşmüştür. Ergen yorumunda, kazanma hırsı ile her türlü ahlaksızlığı yapabilen insanın seviştiği kadını bile pazarlayarak onun masumiyetini kirletmekten kaçınmayan bir tacire dönüştüğünün altını çiziyor. Diğer yandan Dijana’nın cinsel sömürü şebekesi tarafından çocuksu hayallerinin ve yaşama sevincinin nasıl sönümlendirildiği çarpıcı bir “hayat parçası” olarak gün yüzüne çıkarılıyor.

Dijana’da izlediğimiz Esra Bezen Bilgin, Ergen’in reji yorumuna paralel, sahici, içten, ölçülü bir oyunculuk örneği ile konumlanıyor sahnede. Bilgin, Dijana’nın içinde bulunduğu duygusal çelişki ve gelgitleri ölçülü tavrı ile yorumlarken oyunculuğu ile aynı zaman da görsel bir izlence yaratarak anlatımı oyunsu bir atmosfere dönüştürme becerisi göstererek izleyiciyi kendisine hayran bırakıyor. Oyunun diğer oyuncusu, karakolda tutuklu Türkmenistanlı bir hayat kadınını yansılayan Güliz Gençoğlu sesi, hareket ve tavırları ile Dijana’nın dramının bir parçası olarak göz dolduruyor.

Talimhane Tiyatrosu’nu böyle bir oyunla fuhuş yapan-yaptırılan kadınları yaşadığı gerçeği sahnede tartışmaya açtıkları için tebrik etmek gerekiyor.

Türkiye’de yazarların kadınların ezilmiş kimliği ve kadınların yaşadığı dramdan söz etmelerine rağmen bu uluslararası dramı görmezden gelmeleri bir eksiklik olarak ortada duruyor. Bu ülkede her şey zaten eksik ve yarım yapılıyor, artık bu gerçeği biliyor ve sorguluyoruz. Sadece kadınlar değil, artık sanat da, tiyatro da toplumsal hayatın dışına itiliyor.

Talimhane Tiyatrosu kendi kurduğu mekana bir türlü ruhsat alamadı nedense ve sonunda da pes etti ve mekanı kapattı. Bu ülkede tiyatro yapmaya ruhsat yok ama kadın ticareti yapanlar bir şekilde ruhsat alabiliyor. Yazık! Bu ülkede kimse kadınları da sanatı da sevmiyor.

Evrensel



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: