Yetenek Düşmanları

Nedim Saban

Başarıya aç bir toplum olsaydık, mutlaka modern Türkiye bambaşka bir yerde olurdu. Olması gerektiği yerde… Ancak biz oldum olası başarıyı çekemedik, başarılı insanları aşağı çekmek ile uğraştık. Türkiyelinin uluslararası başarısında kapitülasyonun katılığını kabullenemiyoruz galiba.

Cehennemde zebaniler fıkrasını herkes biliyor: Birbirlerini kazana atma yarışında farklı uluslara ait zebaniler Türklere gelince, “onlar zaten kazanı kendi kendilerine kaynatıp, birbirlerini yok ediyor” der.

Meltem Cumbul, konservatuar bitirmiş, yer yer iyi projelere imza atmış, bence başarılı bir oyuncu. Belki de tek problemi gişede hüsrana uğrayan bir sanat filminde ya da hiç kimsenin izlemediği bir oyunda oynamamış olmak. Öyle olsaydı, ‘anlaşılmayan sanatçı’ olarak değil Golden Globe’da konuşma yapmak, ödül almayı bile hak ederdi.

Ama o, Madonna’nın arkasından sahneye çıkınca, aldı bizim kıskançları bir telaş. Kimmiş, hangi ilişkilerini kullanarak oraya gitmiş filan falan!

Hayata genellikle erkeğin penceresinden bakanlar, kıyafetine de dokundurdular tabii. Bu adamlar için birinin metresi değilseniz, bir şey becermeniz çok zordur çünkü. Ya da arkanızda mutlaka bir lobi vardır.

Orhan Pamuk, çok sevdiğim bir yazar değil, dünya görüşünü hiç benimsemem. Ama salt Türkiye aleyhtarı konuşmalarından dolayı Nobel Ödülü aldığını kabul edemem. O zaman sen de çık öyle konuş, alabilir misin Nobel’i?

Geçenlerde yurtdışında pek çok ödül almış, hatta Meltem’i başarısızlıkla suçlayanların görüşüyle filmleri gişe yapmadığı için çok iyi bir sinemacı olduğu söylenen bir yönetmene salt Fethullahçı olduğu için ödül veriliyor gibi saçma sapan bir şey duydum, sinirlerim yerinden oynadı. Farz edin ki öyle! Yüz binlerce Fethullahçı arasından onun filmleri uluslararası sahada ödül alıyorsa, ben sadece alkışlarım!

Medyada fenomen haline gelen bir sunucu için de aynı şey söz konusu! Efendim birkaç yıl önce basit bir muhabirmiş, nasıl buralara gelmiş!!! Bir kere insanlar analarından iyi yazar, iyi oyuncu, iyi televizyoncu olarak doğamaz zaten! Birinin geçmişini sorgulayarak, bugünkü başarısını çekememek ne kadar ayıp! Bu medya kralı hükümet yandaşı olduğu için kral oldu diyenlere de cevabım hazır: O zaman Türkiye’de ezici bir çoğunlukla AKP’yi hükümete getiren yüzlerce kişi, büyük televizyoncu olurdu! Bu mantıkla yandaş medyada nice insan reyting kralı olur, ya da ‘en çok sevilen’ yazarlar arasında yer alırlardı. Çoğu yerlerinde saydı.

Umarım Can Bonomo Eurovision’da başarılı olmaz… Bu sefer de Yahudi lobileri devreye girdi deyip, çocuğu genç yaşında yerden yere vuracaklardır. Sanki müziğin, sinemanın, tiyatronun dili, dini varmış gibi. Her başarının arkasında bir lobi aramak ne kadar aşağılayıcı… Ahmet Kaya’nın sırf Kürt olduğu için ‘büyük sanatçı’ olduğunu, Yılmaz Güney’in bile Cannes’da bu nedenle ödül aldığına inanır bu çarpık bakış açısı.

Türkiye karşıtı söyleme Nobel veriliyor, yandaş olanlar da ödül alıyor? Nasıl olabilir ki? Meltem Cumbul “yurtta sulh cihanda sulh” dedi ya, “niye orada” diye vuramayanlar, bu kez de, “niye öyle konuştu” diye soruyor. Büyük bir devrimcinin, evrensel söylemini tüm dünyaya, hele de barışa bu kadar ihtiyaç olan bir dönemde, tekrar hatırlatmış olması suç mu? Mutlaka herkesin ezilen halklar hakkında mı konuşma yapması gerekiyor?

Sanatçılar belediyeye yandaş olduğu için kaçak kat çıkan, ucuz arsa kapatan kişiler değil ki? Onların başarıları ne olursa olsun, kim olursa olsun, kimden olursa olsun, alkış hak eder! Komplo teorilerine kurban edilerek ezilmemeliler!

Kızcağız ‘zorunlu açıklama yapmış’: “2006’da Oscar Adayı olan filmimle gittim, ondan sonra orada sanat çevresiyle ilişkiler kurdum” filan demiş.

Uyuşturucu operasyonunda yakalansaydı, fuhuş yapsaydı adı M.C. olarak gizlenecekti belki. Ama o uluslararası bir başarı göstererek, dünyaya 30 saniye için de olsa, çağdaş bir Türkiye Kadını görüntüsü verdi ya, vurun vurabildiğiniz kadar.

Madem başarısız olduğuna inanıyorsun, sen başarılı bir yıldız olarak gitmeyi hedefle günün birinde! Kaldı ki başarı nedir? Mutlaka kanıtlanması mı gerek? Başarısızlık da her sanatçı için doğal bir durumdur! Bugün başarısızsa, yarın da başarısız olacak demek değil ki bu! Kimse Meltem’in Londra’da çok başarılı bir radyocu olduğunu, mükemmel bir İngilizcesi olduğunu, konservatuar bitirdiğini söylemiyor.

Başarıyı kıskanmak bazen kabullenilebilir tabii. İnsan meslektaşının oynadığı çok güzel bir filmi, oyunu kıskanabilir… Ancak başarılı insana zarar vermeyi aklım almıyor!

Haftaya size Nuri Gökaşan’ın yazıp, tek başına oynadığı ve bence bir başyapıt olan ‘Adam Adam’ oyunundan söz edeceğim. Nuri Ağabey ile iki yıldır beraber çalışma şansına sahip biri olarak, yanı başımda bu kadar büyük bir başarıya imza atarken, ben görmek için bu kadar zaman utanmadan beklemişim.

Nedense bu toplum başarıya göz yummak, gözlerini kapatmak gereğini hatırlatır bize, en yakınımızdaki kişinin bile başarısını görmekten mahrum bırakan bir inanç sistemi, önyargı geliştirmemize neden olur.

Oysa çevremizde sadece sanatçılar, biliminsanları değil, mesleğinde dürüstçe ilerleyen emekçiler, günün 8 saatini tuvalet temizleyerek bize hijyenik bir ortam yaratanlar ve en önemlisi ilk önce kafamızdaki pis bakış açılarını temizleyecek olan başarılı çöpçülere dehşetle ihtiyacı var bu toplumun.

Birgün

 



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: