Erkek Olmak Nedir?

(Bahar Çuhadar’ın 6 Şubat 2012 tarihli Radikal’de yayınlanan yazını okurlarımızı paylaşıyoruz.)

Yanıt bir kadın yazarın kaleminden çıkan metinde. ‘Erkeklik hallerini’ iki cinsi de incitmeden anlatan öykü tadında bir oyun: Sen Olmak Nedir?

Kadın olmaya dair kelam eden, ‘erkek dünyasını’ eleştirmeye niyetlenmişken – farkında olmadan- kadınları/kadınlığı aşağılayan oyunlardan sonra ilaç gibi geldi: ‘Sen Olmak Nedir?’ Bir erkeklik hikâyesi. Sahnede bir tür varoluş krizinin ortasında bir erkek var. Hem de bir hastanenin; porno görüntüleriyle donatılmış ‘ejakülasyon’ odasında kalakalmış halde. Elinde plastik kap. Zihninde o güne dek altında ezildiği tonla yük: Öğretmeninin dövdüğü oğlan çocuğu, babasının küfrü bastığı delikanlı, komutanının patakladığı asker, işsiz genç adam, âşık erkek, ideal damat ve damızlık baba adayı…

Gelgelelim olmuyor, bir türlü veremiyor istenilen meni örneğini. Fanteziler de porno dergi de fayda etmiyor. ‘Erkekliğini’ ispatlayamıyor! Kalan 60 dakikada; geri dönüşler eşliğinde bu genç adamın çocukluğunu, askerliğini, işsizlik günlerini, aşk peşinde dolaştığı vakitleri ve bugünkü yetişkin halini izliyoruz.

Mert Turak ayna efekti yaratan boş çerçevenin önünde ve arkasındaki ‘masa-bilgisayar-sandalye’den ibaret hastane odası dekoru içinde ve iki siyah kalem eşliğinde mis gibi bir oyunculuk sergiliyor. Sadece alnına ve koluna yaptığı çizimlerle kendi bedeninden aksesuvar yarattığı sahneler bile yeteri kadar yaratıcı. Ama toplamda çok daha fazlasını yapıyor… Rejideki buluşlar, ışıkla yaratılan mekân farklılıkları, sonda sahneye giren ‘nişanlı’ rolündeki genç kadının (Nimet Gürbüz) sessiz oyunu gibi şık detaylar için yönetmenler Onur Ekren ve Nur Can Kara’yı anmalı.

Turak’ın performansının güzelliği ve rejinin yerli yerindeliği bir tarafa, ‘Sen Olmak Nedir?’in sırrı metninde. Sözcüklerle oyun oynarmış gibi yazılmış bir metin bu. Mert Turak’ı izlerken güzel bir öykü okuyormuş gibi hissetmem bundan. İkincisi ve daha da güzeli erkeklik hallerini anlatan metnin ne erkek ne de kadın cinsini hırpalayıp incitmesi… Demek ki bu toplumda kadın&erkek olmanın zorluklarını hem komik, hem akıcı hem de küfür ve cinsiyetçilik içermeyen bir dille anlatmak mümkünmüş. Ve en can alıcısı: Yazar bir kadın; Nur Can Kara. Hakkındaki yazı ve haberlerde hep “Bir kadın, erkek dünyasını nasıl böyle güzel anlatabilir!” yorumu öne çıkmıştı. Bana sorarsanız ataerkil, baskıcı toplumun beklediklerini, iki cinse de hakkaniyetle bakarak anlatabilenin bir kadın olması hiç şaşırtıcı değil. Hatta tam isabet!

7 ve 17 Şubat, 20.30’da Oyuncular Tiyatro Kahve’de… (İstiklal Cad., Rumeli Han, Kat 2)

Ters kurgu sevenlere: Bayrak

Sondan başa giden kurgusuyla Berkun Oya imzalı dizi ‘Son’ şu ara dilden düşmüyor. ‘Berkun Oya kafasına’ aşina olanları fazla şaşırtmayacak bir iş.

Meraklısı için not olsun: Oya’nın ‘Son’un ters kurgusunu aratmayan oyunu ‘Bayrak’, geçen bahardan beri, yenilenmiş haliyle sahnede. İlk olarak 2009’da sahnelenen oyun yaşlı bir karıkoca, onların iki oğlu, alımlı gelinleri ve bir genç yazar arasında örülmüş bir cinayet öyküsü anlatır. Gerilim dozu kıvamında bir polisiye… İçinde aşk da var aile de ihanet de yanlış anlamalar da… Sonda olanı ilk sahnede göstererek başlıyor her şey.

İlk versiyonundan farkı; uzun açılış sahnesinin projeksiyondan izlenmesi. 2009’dakinin aksine, anne-baba rolündeki Aysel Uncuoğlu ve Köksal Engür sahneye çıkmıyor. Sinema filmi titizliğinde çekilmiş bu bölüm, projeksiyon perdesinden izlendikten sonra ‘tiyatro’ kısmı başlıyor. Bir fark da oyuncularda. 2009’da kadroda olan Ali Atay, Uluç Özkök ve bu sezona kadar oyuna devam eden Bartu Küçükçağlayan yok. Yerlerine Ozan Çelik ve Ulaş Tuna Astepe sahnede. ‘Amazon.com’ diliyle söylersek, “Son’u seven, Bayrak’ı da sever!”

Her pazartesi 20.30’da Krek’te… (Krek, Bilgi Üniversitesi, Santral kampüsünde)

Bahar Çuhadar

Radikal