12 Taksitte Tiyatro Günü Yazısı

Nedim Saban

Sabah uyandığımda gözlerimi kaybettiğimi anladım. Benim için günışığı yoktu artık.  Körlük diyemedim buna, körlerin bambaşka bir duyarlılığı olur  çünkü.

Benimki başka bir şeydi: Aydınlığım körelmişti sadece.

Yatağıma  döndüm. Düşlerimden de olmuştum.  Oysa 27 Mart Dünya Tiyatro Günü yaklaşıyor, tiyatroyu bir yaşam biçimi olarak seçenlerin , daha çok düşleyebilmesi gerekmez miydi?

Düş olsun da, karabasana bile razıydım. Ama karabasanlar da yoktu hayatımda artık.

Bir an için öldüğümü sandım. Cennetin anahtarını satın alabilecek param yoktu,  dünyadaki tüm yatırımlarımı TOKİ konutlarına ayırmıştım. Mecburen cehennemlik olacaktım.  Ama cehennemi  de parsellemişlerdi. Cennetin prangaları geçirilmişti cehennemin üzerine!

Kocaman bir alışveriş merkezi olarak üzerime çökmüştü İstanbul.

O İstanbul ki yedi tepeli şehir olarak biliriz, yedi büyük markanın egemenliği altındaydı.

Bu bir şaka  mı diye düşündüm bir an! Ama şaka nedir, onu da unutmuştum. Şaka, özgürlüğün dışa vurumudur. Şaka yapacak hal yoktu.

Kredi kartıma 12 taksit yaptırarak,  kendi zincirlerimi satın almayı  teklif ettim….

İşte  taksitler:

1. Taksit: Atatürk Kültür Merkezi kayıtsız şartsız açılacak. Ancak yeni  sponsorlarla yapılan anlaşma gizli tutulacak. Kabul!

2. Taksit: İstanbul Kültür Başkenti’nin patronu olan kültür ajansı hakkında hiçbir bilgi sorulmayacak. Ajans hesaplarını  savcılık yoluyla sorgulamaya çalışan  sanatçıların böyle bir hakları olmadığı koşulsuz şartsız kabul edilecek.  Yunanistan’da  Kültür Başkenti’nin kasasını boşaltıp yargılanan Yunan Kültür Ajansı hiçbir şekilde örnek teşkil etmeyecek. Kabul!

3.Taksit: Kültür  Bakanlığı’nın AKM  için para aktardığı, ancak bu merkezi atıl bırakarak 30 milyon TL kasayla devr ettiği iddia edilen ajansın niye AKM’yi onarmadığı,  devletin  niye bu parayı kullanmayıp, sponsor aradığı sorgulanmayacak. Kabul!

4. Taksit: Avrupa Kültür Başkenti kapsamında Ayazağa Kültür Merkezi’ni açmayı taahüt eden ajansın niye Ayazağa’da yirmi yıldır, dört cumhurbaşkanı ve 8 başbakan, 21 kültür bakanı eskiten  inşaatı bitirmediği sorgulanmayacak. Kabul!

5.Taksit: Ayazağa Kültür Merkezi’nin yerine Ayazağa Eyyylence Merkezi açılması ve bunu Emek Sineması’nı da alışveriş merkezine dönüştürmeye çalışan şirketin yapması koşulsuz kabul edilecek. Kabul!

6.Taksit: Emek Sineması’nın yanına  Ses Tiyatrosu’nun da binası alışveriş merkezi olarak dikilecek. Kabul!

7. Taksit: Taksim’in ortasındaki eski Taksim Tiyatrosu, da  yıkılıp, alışveriş merkezi yapılacak. Kabul!

8. Taksit: Beşiktaş’ın ortasına çok şirin gökdelenler dikilerek, kentin silüeti güzelleştirilecek. Kabul!

9. Taksit: Haydarpaşa Garı, otel, rezidans, hastane, pastane ve çok gerekirse hapisaneye dönüştürülecek. Silivri’den taşanlar Haydarpaşa’ya gönderilecek, Tarlabaşı’nda tarih yeniden yazılacak. Pislikler temizlenerek, hijyenik bir tarih başlatılacak. Tarlabaşı’nın başında gerekirse kolonya dağıtan temiz önlüklü kadınlar olacak.

10. Taksit: Ankara’da Ulus’ta Opera, Küçük Tiyatro v.b. yıkılarak, kentsel dönüşüm sağlanacak. Kabul!

11.Taksit: Zeynep Kamil Hastanesi kapatılacak .  Yeni doğan çocuklara Zeynep ya da Kamil ismi   kati suretle verilmeyecek.  Çocuklarımız Ahmet, Veli, Mehmet (AVM) olarak sınıflandırılacak. Tarih yeniden başlatılacak. Resimleri Kenan Evren yapacak, karikatür çizimi   bir tarikata ihale edilecek ,  tüm yazılar ise tekelden yazdırtılacak..

12. Taksit: Tiyatrolar Günü bildirisi, Rosenbergler’i ihbar eden Hadi Uluengin’e ya da en kötü ihtimalle divan edebiyatı uzmanı İskender Pala’ya yazdırtılacak. Pala, ödenekli tiyatroların lav edilmesini aruz vezninde dillendirecek.Kabul!

Oniki taksiti kabul ettim ve hayırlısıyla  anlaşmayı   imzaladım. Nasılsa hiçbir şey  göremediğim için ne imzaladığımı bilmiyordum ya, vicdanım rahattı.

O sırada bir taş düştü kafama… Nasılsa İstanbul’un taşı toprağı beton ya,  önemsemedim. Görmeyen adamın nesi kanayacaktı ki?  Başucuma düşen taş, hiçbir ucumu kanatmamıştı.

Bir bebek ağladı sonra. Duymadım… Kanı olmayan adamın kulağı da olmazdı nasılsa!

Bebek ağladı, çok ağladı.

Bir daha, bir daha ağladı… Cep telefonunu ısrarla çaldıran eski dost gibi ağladı bebek. Artık  dönüşü olmayan bir yoldaydım.

Hani o taş var ya, beni kanatmayan… Hani bir çocuğun attığı taş vardı ya, beni acıtmayan!

O taşı aldım, yeni doğan bebeğin suratına fırlattım.

Neyse ki öldü bebek… Ağlaması da durdu öldükten sonra!

Bebeğin beşiği de , mezarı da  bir alışveriş merkeziydi.

Bebeklerden sorumlu marka yöneticisinden  vicdanıma da 12 taksit yapmasını istedim.

Zaman sıfırlandığı için, çok aydınlık sanmıştım geleceği…

Geçmişi  rüşvete bağlayarak, ağlayan bebeğin geleceğini de karartmıştım.

Şimdi bütün mesele???

Şimdi, ortada bir mesele filan da yoktu artık! … Meseleyi peşin fiyatına 12 taksitle kapattım , oldu, bitti.…



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: