Balkon: Vişne Çürüğü Renginde

Gülin Dede Tekin

The Club sahnesinin yeni yazarlar için ayırdığı sahnede izledim  Balkon oyununu. Tiyatronun yeni dönemi içerisinde kaybolmadan, her geçen gün artan başarılı tiyatro gruplarının arasında yakalama şansı bulduğum bir oyun oldu Balkon. Oyunun yazarı Emre Özerden’in bildiğim kadarıyla sahnelenmiş ilk oyunu.  Ama yaşına baktığımızda ismini daha çok uzun yıllar duyacağımız da aşikâr.

B:  Bitmişti. Çoktan bitmişti. Sen gelmeseydin; çoktan bitmişti işte.
Böyle geliyorsunuz; tuhaf ceketiniz ve siz… Her şeyi değiştirmeye yetkiniz olduğunu sanıyorsunuz değil mi? Her şeyi söyleyebilirsiniz! Sigara dumanının ardına gizlenip puslu puslu bakmalar, kesik kesik ucu açık cümleler kurmalar… Yok ya!

Bir kadın ve bir erkeğin yan yana iki balkonda karşılaşması üzerine yazılmış, basit gibi görünen ama içinize dokunan anlarla dolu, tek perdelik bir diyalog izliyorsunuz sahnede.  A ve B isminde iki karakter. Ya da yalnızca kadın ve erkek… Erkeği metnin yazarı da olan Emre Özerden, kadını ise İlke Özge Arıcan oynuyor.  Karakterlere göre normal olmakla beraber İlke Özge sahnede belirgin bir şekilde öne çıkıyor ve harikalar yaratıyor. Kadını özümsediği belli. Her kelime için tek tek çalışılmış. Oyundaki hareket dengesini sağlamak adına daracık alanda vücudunu kullanışı harika… Erkek ise daha durgun, oyunda da dendiği gibi puslu gözler ardından izliyor oyunu. Ancak taban tabana zıt iki karakteri oynarlarken birbirleriyle iletişimleri oldukça dengeli… İletişimsizliklerinde ise bazı anlarda teklemeler oluyor. Oyunun suskun geçen anlarında, seyircinin gözleri oyunun genelindeki hareket unsuru olan kadına kayıyor, ama kaymadıysa eğer erkek karakterin duruşunda bir eksiklik seziliyor. Ama bu oyunun genel yapısında pek de göze batan bir detay değil.  Oyunun tanıtımına baktığınızda, intihar etmek üzere olan bir kadın ve onu düşündürmeye çalışan adam diyalogundan ağır bir oyun izleyeceğiniz fikri oluşuyor kafanızda. İçinde çok sayıda suskunluk geçeceğini, belki de sıkılacağınızı düşünüyorsunuz başta. Ama kendinizi, başarıyla yerlerini bulmuş, oldukça basit kelimelere mimiklere gülerken buluyorsunuz. Kahkahalarla… Belki de bu oyunun en büyük başarısı bu. Detaylara yerleştirilmiş ufak kelimeleri.

Dekor, müzik ve ışıklarda her şeyin doğru planlandığını, fikrin başarılı olduğunu, ancak sahnenin yetersizlikleri nedeniyle bunların aksadığını da eklemek gerekli… Sürekli yankılanan klima sesini balkonda geçen bir oyun için kabul edilebilir sayabiliriz belki ama bu noktada da erkek oyuncunun sesinin daha güçlü çıkmasını tercih ederim sanırım.. Işıklar ise oyunun sonunda can alıcı faktör. Kadının tek başına kırmızı ışık içinde kaldığı sahne etkileyici, metin de bir o kadar değerli.

Dedim ya detaylarla dolu bir oyun “Balkon”. Yepyeni bir yazarın ilk oyunu olduğunu fark ettiğinizde daha da değerleniyor her kelimesi. Bundandır ısrarla gidin görün demem. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan yaratıcı ve yetenekli bir yazarın, ekibin yepyeni kelimelerini de duyabilmemiz, sahnelerde görebilmemiz için. Her cumartesi The Club’da olacaklarını unutmayınız, ısrarla gidip izleyiniz.

B: O zaman soruyorum: Ben güzel miyim? Yani güzel bir kadın mıyım? Öyle bakınca mesela… Güzel kadın mı dersin? Öf işte, güzel miyim ben?

A: Muhakkak.

B: Muhakkak mı? Ne bekliyorum ki zaten!

B: O kadın güzel mi?

A: Muhakkak güzel.

B: Al! Al işte! Bu ne ya? Bu kadın da muhakkak ben de öyle mi? Yani muhakkak güzeliz. O kadın muhakkaksa eğer ben nereden baksan bir “her halükarda” bir “katiyen“ ederim. Etmem lazım.

Muhakkakın da her halükardanın da çok üstünde. Katiyen izleyin…

Sahneleri dolup taşsın…

Yorum


işlemi tamamlayınız: