İstanbul Tiyatro Festivali’nin Şaka Gibi Programı

Mehmet K. Özel

yazmıyim, bana ne, zaten ekonomik kriz var, ülkede bir sürü olumsuzlukla boğuşuluyor, bunun lafı mı olur dedim durdum kendime ama dayanamadım:

istanbul kültür ve sanat vakfı iki yılda bir düzenlediği tiyatro festivalinin programını bu hafta içinde açıkladı. listeye ilk baktığımda şaka zannettim.

iksv gibi “prestijli” bir kurum, 40. yılında, istanbul gibi “dünyanın başkentlerinden biri” bir şehirde, iki yılda bir düzenlediği bir festivalde yabancı topluluk sayısı 6.

hayır, yanlış saymadım; tam tamına 6.

iksv öyle üst düzey altı topluluğu (veya altı yapımı) davet etmiş olsaydı, sesim çıkmazdı. ama bu altı topluluktan sahne sanatları açısından gerçekten dişe dokunur, çığır açar, üzerinde konuşulur olanı kaç tane ki!

son yıllarda avrupa tiyatro ödüllerini alan tiyatrocuları gözümüzün önünden geçirsek, kaçı şimdiye kadar istanbul’a davet edildi?

son yıllarda avrupa’da ve dünya’da yenilikçi tarzları ve söylemleriyle tiyatro sahnelerini sallayan, seyirciyi sarsan kaç tiyatro adamını festivalde izleyebildik şimdiye kadar?

bu dünya şehrinin konservatuar öğrencileri, sahne sanatları ile uğraşanları, sahne sanatlarına gönül vermiş seyircileri kendilerini nasıl eğitecekler, görüşlerini nasıl açacaklar, nasıl beslenip bilgilenecekler dünyada olup bitenler hakkında?

bundan sonra yabancı tiyatro seyretmek için adana’ya, antalya’ya veya trabzon’a, hatta bursa’nın nilüfer ilçesine gitmek gerekecek. oralarda iki senede bir değil, her sene düzenlenen uluslararası festivallerde birbirinden kaliteli yabancı topluluklar perde açıyorlar. örneğin; iki sene önce berliner ensemble antalya’daydı.

hem de devlet tiyatrolarının bilet fiyatına!

herhalde iksv’ye çok pahalı geliyor istanbul’da tiyatro festivali düzenlemek, hatta yük bile geliyor olabilir; yöneticileri tiyatro festivaline sırtlarındaki kambur olarak bakıyor bile olabilirler.

iki yılda bire düşürdüler, kimsenin sesi çıkmadı [akm 4 yıldır kapalı kimin sesi çıktı ki, buna çıksın!], üstüne bir de, komik sayıda yabancı topluluk konuk ediyorlar. bizi de, bize reva gördüklerini izlemeye mecbur bırakıyorlar.

efendim, şehirde doğru dürüst sahne yokmuş. evet yok! bu gidişle de olmayacak!

ama; 25 günlük bir festivalde 2 gün teknik için, 2 gün de oyun için ayrılarak bir topluluğa 4 gün verilse, sadece 6 yabancı topluluğu muhsin ertuğrul’da konuk edebilirlerdi. fulya sanat’a girebilecek prodüksiyona sahip 3-4 yabancı kaliteli dans topluluğu da eminim hiç zorlanmadan bulunurdu. garajistanbul’dan da aynı verim alınabilirdi. mimar sinan’ın bomonti sahnesi neden devreye sokulmadı!

iki yılda bir düzenlenen bir festivalde kesinlikle en az 10-15 tane yabancı topluluk yer almalıydı.

23 mart’ta avignon’un ön programı açıklandı; hadi orası avignon, tiyatro’nun kabesi, onu saymayalım. 29 mart perşembe günü de atina festivali’nin ön programı açıklanacak. bakın görün, ekonomik krizdeki yunanistan’da nasıl festival düzenleniyor; hem de her yıl!

istanbul’da sezon içinde yabancı dans veya tiyatro topluluklarını seyretme imkanımız olsa neyse, ama o da yok ki!

istanbul festivalinden tiyatro ayrılmamışken, kültür ataşelikleri özellikle de british council gezici tiyatro topluluklarını finanse ederken, pamukbank her sene bir büyük dans topluluğu getirirken, garajistanbul ilk yıllarında, talimhane açılmaya çalıştığı ilk 3 ayda, işsanat üç sene öncesine kadar sezonda 3-4 tane, crr de beş-altı sene öncesine kadar nisan’daki dans festivalinde ve ayrıca sezon içine serpiştirilmiş şekilde yabancı dans ve tiyatro topluluklarını ağırlıyorlardı. bunların hiçbiri kalmadı.

festival parçalara ayrıldı sonra da iki yılda bire çevrildi, british council bu işlerden elini eteğini çekti, pamukbank halkbank oldu, garajistanbul müziğe döndü, talimhane kapandı, işsanat sezonda bir tane dans topluluğu getirir oldu, crr’nin yeni yönetimlerinin ise danstan anladıkları sadece üç şey: rus balesi, flamenko ve tango.

hadi idans biraz dans alanındaki boşluğu kapatır gibi oldu, ama istanbul’da, herhangi bir dünya başkentinde (hatta herhangi bir avrupa kasabasında) olduğu gibi sezon içinde düzenli şekilde yabancı tiyatro topluluğu seyretme imkanımız yok!

eh o zaman, geriye bu şehrin tiyatro meraklılarının penceresini dünyaya açacağı tek bir etkinlik kalıyor, o da iksv’nin tiyatro festivali. onlar da bize çelmeyi takmış durumda.

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“İstanbul Tiyatro Festivali’nin Şaka Gibi Programı” yazısına3 birden fazla yorum var.

  1. Ustungel Inanc dedi ki:

    Sayın Mehmet Özel,

    Eleştirilerinizi haksız ve yersiz buldum. Sizin de yazınız içinde bahsettiğiniz üzere Istanbul gibi bir şehirde değil yabancı tiyatro topluluklarını artık dans gösterilerine bilr yatırım yapılmıyor. Eğer tiyatro festivali olmasaydı Robert Wilson, Giorgio Strehler, Pina Bausch, Tadashi Suzuki ya da Yuri Lubimov gibi ustaları Istanbul’da izleme şansımız olmayacaktı. Ya da bu sene tekrar izleyeceğimiz “Avrupa Tiyatro Ödülü” sahibi Thomas Ostermeier’i?

    Ne yazık ki yazınız basit bir karalamadan öteye geçemediği gibi yazdığınız konuya hakim de olmadığınız için hatalarla dolu…

    Mimesis gibi saygı duyduğum bir derginin böylesine bir yazıya yer vermiş olmasını hayretle karşılıyor ve Şehir Tiyatroları’nda sadece Turan Oflazoğlu’nun tarihi oyunlarını seyretmek zorunda kalmayacağımız günler diliyorum.

    saygılarımla,

    Üstüngel Inanç

  2. Can Altan dedi ki:

    Sayin Mehmet Ozel,
    Yazinizda belirttiginiz Avignon ya da Yunanistan festivallerinin butcelerinden haberiniz var mi acaba? Soz konusu festivallerin devlet tarafindan nasil desteklendigini, ayrica sponsorluk yoluyla nasil devasa butcelere ulasildigini biliyor musunuz? Bu kosullarda IKSV’nin duzenlemis oldugu festivalde gosterdigi buyuk gayreti ve butce aciklarina karsin hala bu festivali duzenliyor olusu benim gozumde takdire sayandir.

    Yazinizda verdiginiz ornekle yalnizca M. Ertugrul’da 6 yabanci yapimin agirlanabilecegini soylemissiniz. Buradan sizin bir tiyatro festivali duzenlemenin ne anlama geldigini bilmediginiz anlamini cikarmak cok kolay. Oncelikle 6 gosteri kesintisiz orada bulunacak devasa bir produksiyon kadrosu demektir. Boyle bir kadroyu gecici surelerde olusturmak, onlari koordine etmek, yonlendirmek olanaksiz degil, ama gunumuz butceleriyle olanaksizdir. Zaten yerli yapimlarin agirligin fazla olmasi, cogunlukla onlarin kendi produksiyon, isik, dekor elemanlarinin bulunmasiyla ilgilidir.
    Bir de dunyaca unlu odullu tiyatrocular beklentiniz var. Buna bir sey diyemiyorum, oduller gozunuzu boyamasin, diyebiliyorum yalnizca. O yarismalara, odullu festivallere katilmayan yuzlerce iyi tiyatro var disarida, tipki iceride oldugu gibi.
    saygilarimla

  3. acyalaz dedi ki:

    Sayın Üstüngel İnanç,
    Yorumunuzda Mimesis gibi saygı duyduğunuz bir derginin böylesine bir yazıya yer vermiş olmasını hayretle karşıladığınızı belirtmişsiniz.
    Mehmet K. Özel düzeyli yazılarıyla portalimize katkı sunan, tiyatro, dans, dans tiyatrosu, performans gibi tam da portalimizin kapsamıyla örtüşen alanlarda nitelikli yazılar yazan değerli yazarlardan biridir. Fakat takdir edersiniz ki Sayın Özel’in görüşleri Mimesis’inkiler ile örtüşmek zorunda değildir. Yazılarında hakaret, küfür gibi unsurlar bulunmadıkça tüm yazarların yazılarını demokratik bir tartışma platformu oluşturabilmek perspektifiyle yayınlamaktayız. Mimesis’in temel derdi çeşitli konularda farklı bakış açılarını yansıtmak, sahne sanatları dünyamızı geliştirecek nitelikli tartışmalara zemin oluşturmaktır. Festival hakkında -ya da herhangi bir konuda- görüşlerinizi bir yazı halinde paylaşmak isterseniz, portalimiz size de açıktır. Yazınız “Açık Köşe” bölümünde yayınlanır.
    Mimesis’in Festival’i ne kadar önemsediği geçen Festival’de gösterdiğimiz pratikten bellidir: Yoğun bir mesai harcanarak neredeyse tüm oyunlar hakkında yazı (eleştiri, haber, duyuru) üretilmiş ve tiyatro severlere ulaştırılmıştır. Bu yıl da benzer bir çaba içinde olacağımızı belirtmek isteriz.
    Mimesis
    Yazarlar Editörleri

Yorum


işlemi tamamlayınız: