‘Bu Oyun İçin Sigarayı Bırakıp Boksa Başladım’

[Posta Gazetesi’nden Seral Cumalı’nı, Dostlar Tiyatrosu’nun  “Ben Bertolt Brecht” adlı oyununda Genco Erkal ile birlikte rol alan Tülay Günal ile gerçekleştirdiği söyleşiyi yayınlıyoruz] Hani filmlerde olur ya; genç kız şarkı söylerken yoldan geçen önemli biri sesini duyar ve beğenir; ona iş teklif eder. Sonra da genç kız yeni ufuklara yelken açar.

Bu hikayedeki yer 22 yıl önce Bodrum’da bir bar. O zaman 20 yaşında olan genç kızın adı Tülay Günal. Yoldan geçerken sesini beğenip ona  teklif eden kişi ise Meral Okay… Tülay Günal, bugünlerde ‘Ben Bertolt Brecht’ adlı iki kişilik kabarede Genco Erkal’la aynı sahneyi paylaşıyor. Şarkı söylüyor, dans ediyor, kılıktan kılığa giriyor; Genco Erkal gibi dev bir oyuncunun yanında ezilmiyor.

Tülay Günal’ı tiyatro seyircisi dışındakiler ‘Asi’ dizisinden tanıyor. Oyuncu olarak yer aldığı ‘Asi’ dizisinin jenerik müziğinin sözleri de ona aitmiş. İstanbul’a geldiğinde bütün tiyatrocu arkadaşları orada oturuyor diye Cihangir’e yerleşmiş. Hala orada oturuyor. White Mill Cafe’de buluştuk, hikayesini ondan dinledik…

Sizin hikayeniz nasıl başlıyor?

Ben Ankaralı’yım. 20 yaşlarındaydım; üniversitede tiyatro bölümünde okurken, yine konservatuardan birkaç deli arkadaş bir müzik grubu kurmuştuk, Bodrum’da bir barda çıkıyorduk. İstediğimiz müziği yapıyorduk, istediğimiz şarkıları söylüyorduk, istediğimiz gibi yorumluyorduk. Ben grubun solistiydim. Kendi paramızı kazanıyorduk ve okuyorduk; ailelerimize yük olmuyorduk. Çok mutluyduk. Bir gün barın önünden tesadüfen geçen Meral Okay, sesimi duyunca kim olduğumu merak etmiş ve hemen içeri girmiş. Bana “Gel İstanbul’a” dedi ve işletmeciliğini yaptığı Figeyra’da sahneye çıkmam için iş teklif etti. Önce İstanbul’a gelmeye korktum, çünkü hiç bilmediğim bir yerdi. Sonra Meral Okay’ın teklifini kabul ettim. En önemli nedeni, inandığım bir isimdi. Böylece ben grubumdan ayrılarak tek başıma İstanbul’a geldim.

İstanbul’a gelince ne yaptınız?

İyi cesaretmiş! Bilmediğiniz bir yer, bir ürperme tabii ki oluyor.Hümeyra’nın Fügen Mirel’le ortak olduğu Figeyra diye bir barı vardı o zaman. İstanbul’a gelir gelmez orada şarkı söylemeye başladım. 5-6 ay sonra Kapkara gibi başka barlarda da şarkı söyledim. Bu arada ailem barda şarkı söylediğimi bilmiyordu…

Bilseler itirazları olur muydu?

Tabii ki hiçbir aile istemez bunu. Gece barda şarkı söyleyen kızını nasıl anlamalarını bekleriz ki onlardan? Ben biraz asi bir gençtim. Bu işi yapmak istiyordum. Çünkü beni çok mutlu ediyordu. Ben eğer bir şeyi istiyorsam, bu durdurulamıyor zaten. Böyle bir huyum var. Yani durduramazlardı.

Ne söylüyordunuz?

Caz söylüyordum, ama sonra Türkçe şarkılara geçtik. Çünkü caz dinleyicisi o dönem yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı. Türkçe şarkıları da severek söyledim.

Sesiniz çok güzel, niye müzikte kariyer yapmadınız?

Bunu bir gün kariyer olarak anlatacağım aklıma gelmezdi. Bu benim için güzel bir süreçti. Hayatı öğrendiğim süreçlerden biriydi. Daha sonra da hayatta çok faydasını gördüm. İstanbul’da tek başına ayakta kalabilmek daha kolaylaştı, dayanıklılık gücüm arttı. Bunlar geriye dönüp baktığımda iyi ki yapmışım dediğim şeyler. Şarkıcılık benim yaşamımı idame ettirmem için bir araçtı. Ben hep tiyatro yapmak istiyordum. Şarkı söylemeyi tiyatroyu besleyen bir şey olarak gördüm. Özellikle caz ve tiyatro birbirini çok besleyen şeyler.

‘Ustalarla kendimi sahnede güvende hissediyorum’

Barda şarkı söylerken tiyatroya geçiş nasıl oldu?

Ben bu süreci yaşarken Devlet Tiyatrosu sınav açtı. Ya İstanbul’da şarkı söyleme işini daha ileri götürecektim, ya tiyatro yapacaktım. Ben tiyatro yapmayı seçtim. Her şeyi bırakıp Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’na gittim.

Diğer tarafı seçseydiniz daha ünlü ve daha zengin olurdunuz. Pişmanlık duydunuz mu hiç?

Hiç duymadım. Öyle bir hayat hayal etmedim. Ben tiyatro eğitimi aldım zaten.

İstanbul’da barlarda şarkı söylerken, Diyarbakır’da tiyatro yapmak nasıldı?

Zordu. O zaman Güneydoğu siyasi olarak da karışık bir dönem yaşıyordu. Ben de bilmiyorum nasıl oldu; herhalde tiyatro yapma fikri bana cesaret verdi. Orada Shakespeare oynadık. Çok müthiş bir seyircisi vardır Diyarbakır’ın.

Birçok genç oyuncu için diziler hem maddi hem manevi olarak çok cazip olduğu için tiyatrodan kopuyorlar. Siz en son ‘Asi’de oynadınız. O cazibeye kapılmadınız mı?

Tabii ki tiyatro benim için hep birinci sırada. Dizileri de küçümsemedim, beğendiğim dizilerde, mesela ‘Asi’ ve ‘Ay Tutulması’nda oynadım. Onun dışında hep tiyatro yaptım. Tiyatronun hayatımda olmadığı an yok, çünkü olmadığı zaman kendimi kurumuş hissediyorum.

‘Asi’nin jenerik müziğine söz yazmışsınız, şarkı sözü yazmayı sürdürmediniz ama?

Denk gelirse üzerine kafa yoruyorum. Yoksa bunu bir iş olarak sürdürmeyi düşünmüyorum.

Genco Erkal’la ‘Ben Bertolt Brecht’te karşılıklı oynuyorsunuz. Çetin Tekindor’la ‘Rita’nın Şarkısı’nda oynamışsınız. İki büyük usta oyuncu da sizi tercih etmiş. Ustalarla iki kişilik oyunda oynarken kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Bir kere güvende hissediyorum. Her gün oyuncu olduğunuza şükrediyorsunuz; çünkü onlardan çok şey öğreniyorsunuz. İnsan olarak da çok özeller benim hayatımda. O yüzden beni tercih ettikleri için teşekkür ederim onlara.

Genco Erkal’la yolunuz nasıl kesişti?

O zaman çok yolun başındaydım. 27 yaşındaydım. Yönetmen Mehmet Ulusoy bizi biraraya getirdi. Genco Erkal’la ilk ‘Simyacı’da oynadım. ‘Simyacı’ benim hayatımda dönüm noktasıdır. Çünkü orada nasıl bir tiyatro yapmak istediğimi keşfettim. ‘Ben Bertolt Brecht’ benim ilk Brecht oyunum değil. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Çetin Tekindor’la Brecht’in ‘Mutlu Son’ ve ‘Üç Kuruşluk Opera’ adlı oyunlarında oynadım.

Politik tiyatro yapmak daha sonra sizin tercihiniz mi oldu?

Kesinlikle. Çünkü tiyatro ile toplumların değişebileceğini düşünüyorum. Bunu romantik bir bakış olarak bulmuyorum, çünkü geçmişte örnekleri var. Her izledikleri oyundan biraz da olsa düşünerek çıkıyorlarsa, evlerine giderken birtakım sorularla yol alıyorlarsa, bu tiyatronun da yol alması demektir.

Sahneye nasıl hazırlanıyorsunuz?

‘Ben Bertolt Brecht’ çok zor bir oyun. Şarkı söylüyorsunuz, kılıktan kılığa giriyorsunuz. Müthiş bir performans. Sporun sahnede çok faydası var. Ama samimi olmak gerekiyorsa ben spor yapmayı sevmiyorum. Tek bildiğim dinç olabilmek, performansımın yüksek olması için spor yapmam gerektiği. Ben de bunu keyifli hale getiriyorum. Boks öğreniyorum. Canım sıkılıyor kickboks yapıyorum. Bu insanın bir tür kendini motive etme şekli.

Neden boks?

Arkadaşım Pınar Türe, DOT’un Süpernova adlı oyununda çok başarılı bir performans sergiliyor. Uzun süredir Pınar’ı görmemiştim, bir gün geldi; zayıflamıştı ve sporcu gibi görünüyordu. “Hemen söylüyorsun, bu vücudu nasıl yaptın?” dedim. “Boks” dedi. Hemen ben de başladım. 7 aydır boks yapıyorum. Sporcu gibi ağır çalışıyoruz. Boks hocam, bütün oyuncuların antrenörü olan Veysel Demircioğlu.

Genco Erkal’ın hızına yetişebiliyor musunuz?

Ne mümkün! Ama yetişeceğim…

Neler yaşıyorsunuz sahnede?

Genco Erkal çok komiktir. Benim en güldüğüm sanatçılardandır. Sahnede de beni güldürüyor, öyle muzur bir tarafı var. Ekstra bir şey yapmıyor, gözleriyle güldürüyor. O gülmüyor, gözbebekleri gülüyor. Ama ben anlıyorum beni güldürmeye çalıştığını, gözümü kaçırıyorum. Yoksa sonrası çok kötü olur.

Kendinizi tutamadığınız oldu mu?

Bir kere gülme krizi geldi ve sahneyi terk ettim. Arkadaşlarıma söylerim, sakın beni güldürmeyin, bu hatayı yapmayın diye.

42’den genç görünüyorsunuz; bu da boksun etkisi mi?

Muhakkak. Ama bu arada ‘Ben Bertolt Brecht’ oyunu için sigarayı bıraktım. Şarkılar çok zor, sigarayı bırakmasaydım gerçekten söyleyemezdim. Onun da daha genç görünmemde bence çok etkisi var. Bu oyunun bana getirileri o kadar fazla oldu ki, resmen yeni biri oldum.

Boksla sokakta kendinizi savunabilir durumda mısınız?

Öyle bir durumda ne yapabilirim bilmiyorum. Hocayla boks yapmak ayrı saldırgana karşı yapmak ayrı.

‘Şöhretle hiç mesaim olmadı, yorucu olmalı’

Boks sert bir spor; sert biri misiniz?

Ben öyle görmüyorum kendimi. Tam aksi, çok yumuşak olduğumu düşünüyorum.

Gençken çok asi olduğunuzu söylemiştiniz; çılgın tarafınız devam ediyor mu?

Arkadaşlarım çok çılgın olduğumu söylüyorlar. Ama çılgınlık ne demek bilmiyorum. Bence benimki çılgınlık değil. Yaşamdan keyif almayı seviyorum. Doğada, dağda yürümeyi seviyorum. Onlardan habersiz herhangi bir yerde olabiliyorum. Şaşırıyorlar, onlara bu çılgın gelebilir. Bana göre bu uç bir nokta değil.

Aşk?

Şu anda keşke olsa, ama yok. Ama olmayacak diye bir şey de yok. Hayatta ne karşınıza çıkar bilemezsiniz. İnşallah güzel şeyler çıkar.

Projeler var mı?

Dizi yapmak istiyorum ama tiyatro programımız çok yoğun. Nisanda turnelerimiz olacak. O yüzden birkaç projeyi geri çevirdim.

Bir gün bir albüm yapmayı düşünüyor musunuz?

Hiç öyle bir şey hayal etmedim…

Sinema düşünmüyor musunuz? Güzel bir proje olursa çok yapmak isterim. Sinemayı çok seviyorum. Özellikle Lars Von Trier’nin filmlerini çok özel, çok sarsıcı buluyorum. Almodovar’ı da seviyorum. Onların yaptıkları sinemayı merak ediyorum; izliyorum. Bunun üzerine kafa yorarken öğreniyorsunuz da.

Şöhretle aranız pek yok galiba?

Hiç mesaim olmadı. Ama herhalde zor bir şey. Bazenmagazin programlarına denk gelince seyrederken çok yorulduğumu hissediyorum. Onlar kim bilir ne yaşıyorlar. Allah kolaylık versin…

Posta