Sizin Devriniz Geçti, Sıra Bizde!

[Asu Maro’nun Milliyet gazetesinde yayınlanan köşe yazısını sunuyoruz.]

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen ‘İstanbul Efendisi’ kim bilir kaç sezondur oynanıyor ve hâlâ tıklım tıklım.

Şehir Tiyatroları’nda yönetmelik değişikliği kurum sanatçılarının isyanıyla karşılaşırken, bir yanda da tehlikeli sesler yükseliyor… Twitter’da gördüm önce, “Ne sandınız, artık bizim zamanımız geldi” temalı tehditkâr çıkışları. Her alanda olduğu gibi gene bir ‘biz’ ve ‘siz’ çarpışması… “Yıllardır siz hüküm sürdünüz, şimdi sıra bizde” gibi bir tuhaf iddia…

Şimdi Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi de katıldı bu koroya bir açıklama marifetiyle. Başlıkları çok hoş, çok demokratik görünüyor: “Şehir Tiyatroları Hepimizindir.” Ama bakıyorsun, sanata belediye müdahalesinin ne kadar yerinde ve gerekli olduğunu savunan bir bildiri bu. Adına ‘yazarlar birliği’ diyen bir meslek örgütü, bir başka meslek kolundaki insanların kendi işlerini yaparken fazla özgür olmasından rahatsız. “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Şehir Tiyatroları’nda adeta belediyenin hiçbir tasarrufu olmayacak şekilde yönetim şekli geliştirilmiş, tiyatro belli kesimin emrine verilmiştir.”

Pardon, bu nasıl olmuştur ki? genel sanat yönetmenini atayan belediye başkanının kendisiyken, gene belediyenin atadığı iki memur, bir de müdür yönetim kurulunda yer alırken, kimdir o istediği gibi at oynatabilenler acaba? Muhtemelen kurum sanatçılarının kendi içlerinden demokratik oylamayla seçtiği iki üye olmalı… Belli ki onlar başlarına buyruk hareket edip herkese de söz geçiriyordu. Müjdeler olsun, artık onlar da arkadaşlarının oylarıyla değil, Belediye Başkanı’nın kararıyla belirlenecek. Demokrasi dediğimiz de budur zaten, öyle değil mi?

Hangi değerlere tepeden bakılıyor?

“Yıllardır beklediğimiz değişiklik nihayet gerçekleşti” diye tef çalan TYB, bütün bildiriyi bir iddia üzerine kurmuş. Kendi alanlarında olmayan bir kurumun iç işleyişine dair bir yönetmelik değişikliğini niye yıllardır beklediklerini sormayıp o iddiaya geçelim. Çünkü son yıllarda ülkemizdeki pek çok değişikliğin dayanak noktası bu: TYB’ye göre “Şehir Tiyatroları’nda halkla temas etmeyen, çoğunluğu görmezden gelen” bir yapı varmış. “Uzun süredir toplumu uzağında tutan bir sanat anlayışı ortaya konmaya çalışılıyor”muş. Gene müjdeler olsun ki, “Yeni düzenlemeler halkımızı tiyatroya katacak ve tiyatroyu da halkının değerlerine uzak/küskün/tepeden bakan sanat anlayışından kurtaracak”mış.

Biraz net olabilir miyiz, hangi değerlere tepeden bakılıyor Şehir Tiyatroları’nda? Hangi halktır ‘küçümsenen’? Ben İstanbul Şehir Tiyatroları’nın hangi oyununa gittiysem dolu bir salonla ve katılımcı bir seyirciyle karşılaştım. Her gördüğümün başyapıt olduğunu iddia edecek değilim ama çoluğuyla çocuğuyla tiyatroya gelmiş, hiç de küskün olmayan bir seyirci gördüğümden eminim.

Her devir için tehlikeli!

Sanki Şehir Tiyatroları repertuarı son derece avangart, sıra dışı oyunlarla doluymuş gibi davranmasak… Müsahipzade Celal’in ‘İstanbul Efendisi’ misal, ‘yerli’ değil mi? Kim bilir kaç sezondur oynanıyor ve hâlâ tıklım tıklım. Orhan Asena, Tuncer Cücenoğlu, Güner Sümer, bunlar çoğunluğu görmezden gelen yazarlar mı? Ya da abuk subuk sebeplerle dil uzatmaya kalkışanlar, Murathan Mungan ya da Özen Yula kadar ‘kendi öz kültürümüze’, yakın mı acaba?

Geçelim lütfen. Olayı ‘sizin devriniz-bizim devrimiz’ tartışmasına getirmektense bu yönetmeliğin her devir için tehlikeli olduğunu görsek daha doğru olmaz mı? Belediye yönetimleri değiştikçe tiyatroya isteyen istediği muameleyi yapamasın diye. Gerçekten Şehir Tiyatroları ‘hepimizin’ olduğu için.

Milliyet