Ters Okyanus

Ömer Ongun

Çıplak Ayaklar Kumpanyası, “Ters Okyanus” ile ilişkilerdeki melankolik gel-gitleri, kadınlık-erkeklik hallerini, birbirini ve kendini anlamanın sonsuz boşluğunu bir mekanın bütün olanaklarını kullanarak aktarıyor. Sizi de bir güzel minderlerinizde 45 dakika boyunca pür dikkat oturtuyor.

Çukurcuma’da bir akşamüstü… Saat 8’e birkaç dakika kalmış. Kalabalık yavaş yavaş birikiyor. Asla orada olmasına ihtimal vermediğiniz yerlerde karşınıza çıkan “enteresan” mekanlar olur ya, biraz afallatır. Onlardan birinin hemen önündeyiz. İstiklal Caddesi’nden çıkıp Galatasaray Lisesi’nin önünden aşağıya inerken ışıltılı ve hareketli cadde yerini dar sokaklardan oluşan birbirinin peşi sıra tarihin dört bir döneminden kalma cumbalı evlerden, sonradan “gelme” rezidanslardan, kimisi her vakit oradaymış kimisi de bir gecede konuvermiş gibi duran yıkık virane yapılardan oluşan bir uzun bayır boyuna bırakıyor.. Bir köşe başında Firuzağa Hamamı, hamamdan yükselen dumanlar ve onun yanı başında kendini saklamış bir performans stüdyosu. O curcunanın, keşmekeşliğin, karmaşanın içinde kendi yerini bulmuş bir stüdyo. Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın ev sahibi bir mekan…

Gösteri başlıyor artık.. Birazdan kapı açılıyor ve herkes Duygu Güngör ve MihranTomasyan’ın evine konuk oluyor. “Ters Okyanus” daha kapı açılırken başlıyor.

Klasik sahne ve seyirci algılarınızı yıkın… İki katlı bir ev düşünün, bir kadın ve bir erkek.. Karı koca, sevgili belki sadece arkadaş.. Sizler de sadece evde olana bitene şahit oluyorsunuz aslında..

“Artık bedenin senin değil de, sanki bir başkasının bedeniymiş gibi hissettiğinde, içerdeki sırların, gizlerin,

saklı kalanların kabukları çoğaldığında, kendi içimizde yaşadığımız diğer bizlerle, görünür olanın gel-gitleri üzerine bir ev gösterisi.

“Herkesin yüreğinin bir köşesinde her zaman üçüdür saat gecenin.”

Bu gösteri böyle bir duyguyla ortaya çıkmıştır.”

Ters Okyanus’ta sadece bedenin olanakları değil özellikle mekânın da olanakları zorlanıyor. Merdivenler, camlar, tencereler, tavalar, dolaplar, yatak… Hepsi performansın parçası olurken gösteri o mekana ve o ana özel bir özgünlüğe kavuşuyor. Öte yandan kullanılan videolar ve çoğu zaman iki bedenin hareketinden ötesini bizlere hissettiren görseller, kişinin kendinden, içinden, olduğundan korkmasını, olmak için çırpınmasını ve belki de o her şeyden kurtulduğu, dımdızlak kendince kaldığı “gecenin 3’ü ruh halini” öyle bir gösteriyor ki…

Birbirinize söylemediğiniz ve dağ gibi biriktirdikleriniz kara bir poşet gibi gidip gelirken aranızda; yayılıp aydınlanıyor ortaya saçılıveriyor o tekinsiz halleriniz. Size de bir sigara yapıp, kafanızı devirmek düşüyor yanınızdakinin omzuna. Koca bir okyanus gibi beden, koca bir okyanus gibi hayat… Bazen boğuyor, bazen öyle bir ferahlatıyor ki…

Her türlü performans gösterisinde icracıların, kurgunun ya da akışın belli noktalarda seyirciye onun doldurabileceği boşluklar bırakması önemli. Sahneye ya da icra mekanına çıkıp performansa dahil olamayacağına göre bir izleyici için katılım oturduğu yerde daha duygu yoğun bir noktada oluyor. O açıdan bir gösterinin başı, sonu, cümlesi, teması fazla mesaj kaygılı, net ve keskin olduğu vakit izleyici dahil olamıyor, sadece izliyor..Bu açıdan “Ters Okyanus” dozunda bir dahiliyete imkan sunarak tabiri caizse “herkesin kendinden bir şeyler sunabileceği ya da bulabileceği bir seyirlik” oluyor.

Gösterinin müziklerinden belki de en etkileyicisi: DijvanGasparyan&MichaelBrook’tan “Take My Heart” (Kalbimi Al)…: http://www.youtube.com/watch?v=ZSZkpwzwQiI

Ters Okyanus sürüyor.. Sürsün de.. Bu sezon bitmeden mutlaka görün…

Tarih: 13-14-15-16 Nisan 2012

Saat: 20:00

Yer: Çıplak Ayaklar Stüdyosu

http://ciplakayaklar.com/u-anda-neler-oluyor-1



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: