Kapitalizm ve Kültür Politikası

Erdal Çiftçi

İktisat teorisinde anlatılan ekonomik modellerinden biri gece bekçisi devleti’dir. Mutlak ekonomik liberalizme uygun bu modelde; devlet sadece güvenlik ve adalet mekanizmasını çalışır halde tutar, kamuya ait tüm alanlardan elini çeker. Diğer alanlara yaptığı müdahalelerin özgürlük aşımı olarak değerlendirdiğinden, yapılan faaliyetleri yukarıdaki iki alanla sınırlar. Böyle bir devletle halen karşılaşmasak da, teoride kendine yer bulur.

Pratikte bu teorinin etkileri sonucu -2008 krizi ve ertesinde-, kapitalizm kendini yenilemek ve güçlendirmek adına mekanizmalar üretmeye başladı. Çin, Malezya, G. Kore ve bilişim sektöründe yer alan diğer Uzak Asya ülkeleri, krizden çıkmak için otoriter ve totaliter siyasi-ekonomik modelleri hayata geçirdi. Hızlı, montaja dayalı, el emeği yoğun ve düşük ücretli bu sektör kendine uygun bir siyasal yapılanmayı da üretti. Sosyal hakların budandığı, siyasal girişimlerin engellendiği bu ülkelerde kendi zenginleri ve siyasi elitleri de üredi. Geçen yıl ABD’de 2000 Çin’de ise 770 Ferrari otomobilin satılması bu yeni ekonomik modellemenin sonuçlarını göstermekte.

Benzer bir süreç 9 yıldır iktidarda olan AK Parti tarafından da gerçekleştirilmekte. Siyaseten muhafazakar iktisaden liberal olan bu yapı, hizmet ve taşınmaz mallarda olan yatırımların ülke ekonomisinin büyümesine katkısını çok iyi kullandı. Bilişim sektöründeki yetersizlik nedeniyle oldukça genç olan nüfusu, hizmet sektöründe değerlendirirken; “İnşaat ya Resulullah” ile kayıt dışı paranın gayrimenkullerle sisteme entegrasyonunu sağladı.

Tüm bu yapılanlar var olan iktisadi aklın neredeyse tüm alanları yeniden tarif ve tahkim etmesine koşut gelişti. Sağlık, eğitim, barınma, ulaşım gibi temel alanlardaki budamalar, fazla masraf çıkartmayan kültür harcamalarını da kapsamaya başladı.

Yaşananları değerlendirirken yapılan toplum mühendisliğinin etkilerini gözlemek lazım. İnsanların kendine ayırdıkları zamanı massetmek isteyen sistem, neredeyse biri birinin aynısı, alışveriş, yemek, eğlence hatta flört ihtiyaçlarını giderici alanlar üretti: Alışveriş merkezleri (AVM). Kontrol edilebilir, steril ve alternatif düşünmelerini engelleyici bu alanlar ülkemizin dört bir yanında artarak var olmakta.

Tiyatroların özelleştirilmesi süreci de bu ekonomik modellemeye uygun gelişmekte. Hatta yaşananlar sırasında kullanılan dil, tepeden inmeci vesayetçi bir aklı tekrar canlandırmakta. I. Cumhuriyet’in otoriter, totaliter aklını ve kurumlarını tasfiye ederken; II. Cumhuriyetin de aynı kötülükle bezeneceğini göstermekte. Yıkarım, özelleştiririm şeklindeki birinci tekil şahıs söylemler, halk adına halka rağmen halk için geçmişte yapılanları maalesef anımsatmakta.

Siyasal iktidar kar rasyonalizasyonu doğrultusunda bunu yaparken, ödenekli tiyatrolarda çalışan arkadaşların da, kendi hatalarından ders almaları gerekmekte. Özerklik kendileri için kurtuluş olacağından siyasi, mali, idari, ideolojik ve en önemlisi de sanatsal işleyişin nasıl olması gerektiğine dair bir program sunmalılar.

Yapılan müdahaleler kamunun ilgası ve ortadan kaldırılması sürecidir. Böyle değerlendirilmez, siyasi bir kapışmanın unsuru olarak davranılırsa; sadece çalıştıkları yerleri değil, toplum nezdindeki itibarlarını da kaybederler.

Yorum


işlemi tamamlayınız: