Karadeniz’e Kıyısı Olan Kentlerden Basın Bildirisi

Mimesis Haber / (Karadeniz’e Kıyısı Olan Kent Tiyatroları Birliği düzenlediği eylem sonucunda okudukları basın bildirisinin okurlarımızla paylaşıyoruz.) Sevgili Dostlar! Ülkemizde son dönemde sanata, özelde de tiyatroya yapılan yok etme girişimine karşı, Karadeniz’e Kıyısı Olan Kent Tiyatroları Birliği Derneği’nin düzenlemiş olduğu eylemimize hoş geldiniz!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şehir Tiyatroları için Yeni Yönetmelik (!) hazırladı. Tiyatrocular, daha sonra Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde bir günlük “özgür tiyatro” nöbetine başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisi bünyesinde yaptığı bir konuşmada tiyatroculara yönelttiği  “Siz Kimsiniz?” sorusu, Türkiye’de tiyatro sanatını profesyonel mecrada icra eden sanatçıları haliyle bu soruya cevap vermeye sevk etti. Tiyatrocular, tiyatronun büyük ustası Muhsin Ertuğrul’u, ölümünün 33. yıldönümünde kabri başında anarak, bir cevap silsilesi başlattı. KATİB olarak biz de başbakanı bilgilendirmek adına bu soruya bir cevap vermek istiyoruz:

Ülkemizde Batılı tiyatro, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme evriminde bir miladı tarif eden Tanzimat’la birlikte hayata geçirilmiş bir gelenektir. Bu gelenek, imparatorluğun yıkılışına kadar (buna savaş dönemleri de dâhil) Bab-ı Ali tarafından devlet eliyle desteklenmiş ve batı menşeli tiyatro sanatı bu topraklarda yeşertilmiştir. Cumhuriyetten sonra da imparatorluktan öğrenilen bu gelenek devam etmiştir. Bugün iki devri görmüş bir geçmişi ile İstanbul Şehir Tiyatroları’nın kaderi, yapılan yönetmelik değişikliği ile siyaset kurumunun iki dudağının arasından çıkacak bir kelimeye bağlanmaya çalışılmaktadır. İktidarını “ileri demokrasi” hedefine oturtmuş olan bu ülkenin seçilmiş başbakanı ise, demokrasinin vitrini sanat kurumlarını ve sanatçılarını, yapılan bu değişikliğe göstermiş oldukları tepkiyle  “hem kendilerini hem de kendileri üzerinden bütün muhafazakârları aşağıladıklarını” iddia etti! …ve ekledi:

“Siz Kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Sanat konusunda söz söyleme ehliyetine sahip olanlar sadece sizler misiniz? Geçti o günler… Artık despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti küçümseme, azarlama dönemi geride kalmıştır… Gelişmiş ülkelerin hemen hemen tamamında devlet eliyle tiyatroculuk olmaz… Devlet eliyle tiyatro nerede görülmüş? Devlet Tiyatroları da hazır olsun! Hepsini özelleştiriyorum!” dedi. Son gelişmelerden anlaşılan şudur; Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları kapatılacak, binaları Valiliklere bırakılacak, kadroları havuza atılacak ve tabiri caiz ise orada boğulacak.

Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere, başbakan, ne yazık ki ulusal kültürü yükseltme misyonu olan tiyatrocuları tanımamaktadır!

Sanatta sansüre yol açma ihtimali dahi olabilecek her türlü düzenlemeye karşıyız. Bugüne kadar demokrasisi ileri olan ülkelerde bu tür uygulamalar dile dahi gelmemişken, ileri demokrasi ideali olan bir iktidarın, bir sanat dalı olan tiyatroya ve onu icra eden kurumlar ile sanatçılarına politik ve ticari kaygılarla yaptığı bu çıkışı esefle karşılıyoruz.

Sayın Başbakan, dünyada sanatın özelde de tiyatronun devlet desteği olmaksızın yapıldığını söylüyor. Kendisinin asıl gerçeği bilemiyor olmasını normal karşılıyoruz. Ama işin aslı böyle değil. Şimdi sizlere tamamı devletler tarafından desteklenen ulusal tiyatrolardan bazılarını okuyacağım; Almanya, İngiltere, Fransa, İsveç, İspanya, Japonya gibi ülkelerin yanı sıra Filipinler, Kostarika, Arnavutluk, Srilanka ve El Salvador gibi ülkelerin olması dikkat çekicidir. Bu halde, bu simge kurumların lağvediliyor olması bambaşka amaçlara hizmet ediyor olsa gerek.  Peki, kimilerinin dediğine göre devlet tiyatroları olmasa ne olur; en başta halkın ucuz bir şekilde dünyanın ve ülkemizin en nitelikli sanat örneklerine ulaşması imkânsız hale gelir. Devletin anayasal görevlerinden olan, “Sanatın ve sanatçın korunması, böylelikle de halkın eğitimine ve kültürüne katkı sağlanması” ilkesi ihlal edilmiş olur. En önemlisi bu kurumlar ülkemizin kültür arşivleridir. Ve dolayısıyla bu arşivlerin yok olması anlamına gelir. Repertuarların yarısının yerli yazar ve oyun olduğu düşünüldüğünde bu ülkenin biriken kültürüne vurulan baltadır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e modernleşme geçmişimizde, ateşleyici güç olarak tiyatro sanatı ön safta yer almıştır. Öyleyse, batılı bir değer olan “ileri demokrasi” idealli bugünkü iktidarın birinci ağızdan yaptığı bu çıkışın, bir çıkış olmaktan öteye gitmemesini temenni ediyoruz. Politikacıların, günlük çıkarları uğruna sanatı da toplum içinde kamplaştırmanın bir aracı olarak kullanmak yerine; tüm kaygılarını bir kenara bırakıp, “uygar toplumu yakalamak” olan birincil görevlerini yerine getirmelerini bekliyoruz.

Peki, bu durumda biz kimiz?  Biz, politik görüşleri ne olursa olsun, bu ülkenin dününde de bugününde de sanata hak ettiği değeri veren herkesiz!

Biz;

Namık Kemal’iz, Şinasi’yiz, Tomas Fasulyeciyan’ız, Muhsin Ertuğrul’uz, Afife Jale’yiz, Haldun Taner’iz, Cüneyt Gökçer’iz, Yıldız Kenter’iz, Şükran Güngör’üz, Cüneyt  Türel’iz…

Bizler, bu ülkenin kültür emekçikleriyiz. Her ne tuhaf düzenleme yapılırsa yapılsın 2500 yıldır var olan ve ortaçağ karanlığından çıkan tiyatro bu baskılardan da çıkacaktır.

Unutulmasın ki, insanla doğan tiyatro insanla ölecektir.

Samsun’dan Atatürk Şehrinden Haykırıyoruz

“Tiyatro Özgürdür, Özgür Kalacak”

Yorum


işlemi tamamlayınız: