Fırtına Öncesi Sessizlik!

Nedim Saban

Şehir Tiyatroları’na tepeden inen yönetmelik, kurum sanatçılarının haklı protestolarına neden olurken, Devlet Tiyatrosu cephesinde müthiş bir sessizlik hâkim. Tehlikeyi görmezden gelmek değil bu, aksine tehlike çanlarının sesini duyup, acı gerçeği kendinden bile  saklayarak, kötü günlerin hiç gelmeyeceğini varsaymak!

Bu kurumun sanatçıları, Atatürk Kültür Merkezi kapatıldığı zaman bile suskun kalmıştı; konuşmak onların genlerinde yok deseniz, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu dönüştürüldüğünde Şehir Tiyatrosu sanatçıları da sessizdi ama bugün ortalıktalar! Türk Hava Yolları çalışanlarına indirilen ağır yumruktan sonra sindiler diye düşünseniz, yönetmelik değişikliği aylardır konuşuluyor, bu korku yeni olamaz.

Bekle gör politikası var… Sanki bekleyince gördüklerimiz çok parlakmış gibi!

Zaten şimdilerden kulislerde saygın sanatçıların bile, “daha iyisi gelecek” dedikleri söyleniyor. İşçiler, memurlar, doktorlar, avukatlar, öğretmenler, eczacılar sokaktayken, sanatçıların tatilde olması pek ilginç. Hükümete sonsuz güvenleri varsa ne güzel, “komşuda pişer bize de düşer” diyorlarsa, ne ayıp.

Bazı arkadaşlarım, “şunun şurasına emekliliğime zaten altı ay kaldı” diyerek şafak sayıyor. Mesele sen değilsin ki, senden sonra gelecek olanlar…

Diyarbakır’da hayatını tehlikeye atarak perde açanlar, Sivas’ta sanatçı oldukları için kiralık ev bulamayanlar, Van’da çocuk tiyatrosu festivali yapan kahramanlar, Trabzon’da gece gündüz prova yapanlar, İzmir’de, Bursa’da salt keşfedilme derdiyle de olsa, belki torpil bulup İstanbul’a tayin olan meslektaşlarına gönül koyan, ama her şeye rağmen sahneye çıkanlar…

Devlet Tiyatrosu’nun yönetmeliğinin eskidiği uzun süredir konuşuluyordu, Kültür Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik, bu kurumları sadece basamak olarak kullanan ama o basamağı çıktıktan sonra da bu kez yükseldiği yeri pek beğenen küçük bir azınlık karşısında belki iyi çözümler sunacak, ancak ben bu sessizliği hiç hayra yormuyorum.

Radikal’de Ömer Erbil, birkaç hafta önce çok önemli bir kapatma haberine imza attı. Gerçi Başbakanlık bunu yalanladı, yönetmelik değişikliği hakkında yetkinin Kültür Bakanlığı’na verildiğini filan söyledi, ama geçmiş deneyimlerim bende güven değil, sadece şüphe bıraktı. Kültür Bakanı Kars’taki heykeller konusunda da teminat vermiş, Başbakan “ucube” sözünü adeta inadına kullanarak, heykeli parçalatmıştı. Geçen hafta da Çamlıca’nın en tepesine, tüm İstanbul’dan görülen bir cami yapılacağını söyledi Başbakan, bu sefer de Kültür Bakanı, “yok öyle bir şey dedi”! Bir yurttaş olarak, tiyatro konusunda da aynı durumu yaşayacağımızdan korkarım.

Mustafa Mutlu geçenlerde, sanatçıların önde giden olmak yerine, her şeye sessiz kaldıklarını yazdı, çok haksız da sayılmazdı. Devlet Tiyatrosu sanatçıları da önden gidecektir kuşkusuz, ancak her şeyin daha iyi olacağını sanıyorlarsa, aptallıkta önde gideceklerdir!

Performans sisteminin sağlığımıza açtığı yaralar ortada. Bazı hekimler, sırf daha çok para almak için adam keser hale geldi. Bu kıyıma sessiz kalanlar da parasız kalıyor. Şimdi, bu uygulama ortadayken, sanatçıyı parça başına para ödemek hangi aklın ürünü? Biri, Hamlet’i oynamış, arkadaşı ise üç adet dandik oyunda oynar gibi yapmış, şimdi Hamlet mi daha çok para alacak, üç oyunda görünen mi?

Cumhuriyet gazetesi, Devlet Tiyatrosu için tasarlanan yönetmeliği ele geçirmiş, bu hafta yayınladı. Yönetmelikte, sanatçıların bir an önce gitmesi isteği hâkim! Öğretmen istemeyen bir eğitim sistemi olabilir mi, sanatçısız tiyatro nasıl olur?

Dizilerde oynayanların gelirlerinin yüzde 30’unu kuruma vermesi gibi, abuk sabuk bir madde de var bu yönetmelikte. Onlar zaten aldıkları ücret üzerinden stopaj ve vergi veriyor. Bu yüzde 30 neyin nesi? Profesör, özel muayene ücretinin yüzde 30’unu Çapa Tıp Fakültesi’ne mi bağışlıyor Allah aşkına?

Kaldı ki her şeyi yapan yapım şirketlerinin bu ücretleri düşük göstermesi, masraf göstermek  için naylon fatura almaları gibi hinlikler ve cinliklerin de önünü açar bu uygulama… İki  dizide gördüğü bir İstanbul ya da Ankara oyuncusuna bakıp, herkesin böyle bir kazanç sağladığını düşünmek, kamuoyunu yanıltmak ne acı! Kaldı ki, dizilerdeki kazanç, haksız bir kazanç değil ki! İnsanüstü bir emek hakim.

Dizi yüzünden oyun kabul etmeyen küçük bir azınlığı hedefleyerek, emekçi bir çoğunluğu yaralamak içler acısı bir durum! Oyuncular Sendikası’nın son derece doğru bir söylemle geliştirdiği, “oyuncu da emekçidir” görüşünün kabul görmesi çok önemli. Magazin programlarındaki oyuncu imajının yıkılması, çok önemli!

Oyuncu emekçidir ve bir ülkede emeğin yolları tıkanırsa, oyuncunun hayat damarları kesilir. Gazetecileri, öğrencileri, siyasetçilerinin kodese tıkıldığı bir memlekette, oyuncudan yüzde 30 pay almanıza gerek bile kalmaz. Mutsuzların ülkesinde mutlu biçimde üretemeyen insanın zaten yüzde 99’unu ele geçirmişsiniz demektir.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: