Muzır Neşriyat Mimesis

İlker Yasin Keskin

Mimesis’in 19. sayısı Elazığ İlk Halk Kütüphanesi Müdürü tarafından geri gönderildi. Gerekçe ise basit… Artık kabak tadı veren müstehcenlik nedeniyle… Müdür efendi bu akademik dergiyi kütüphanesinden postalamakla kalmıyor, bir de üstüne diyor ki: “Aman aman bir daha sakın buralara bu dergiyi yaklaştırmayın. Sakın ha bağışta bile bulunmayın”. B.Ü. Yayınevi çalışanlarının geri gönderilen dergileri muzır neşriyat hesabı renkli poşetler içerisinde almalarına hiç şaşırmam doğrusu.

Aslında bu olay yüksek siyasi iktidar oyunlarının bireylerin yaşamını nasıl etkilediğine/belirlediğine bir örnek. Müstehcenlik kelimesi hatırlarsanız Şehir Tiyatroları darbesi sürecini de hazırlayan “keyword”‘lerin başında geliyordu. AKP Kültür Komiserlerinden İskender Pala kılavuzluğunda Şehir Tiyatrosu’na ait bir oyunun nasıl müstehcen sayıldığını hatırlayın… Halkın verdiği vergilerin “böyle müstehcen” oyunlara harcanmasına itirazda bulunuyorlardı zat-ı şahaneleri… Müdür efendi hazretlerimiz de her halde bu değişim rüzgarını yelkenine aldığını düşünüyor olmalı.

AKP’nin kültür sanat alanındaki devriminin arifesinde böyle bir yasaklamanın yaşanması hiç tesadüf olmasa gerek. Şimdi pek doğal olarak kültür bakanlığının tavrı herkes tarafından merak ediliyor…

Ne Tesadüf

Şu sıralar Musahipzade Celal okuyorum. Tiyatro tarihimiz içerisinde nevi şahsına münhasır bir yere sahip bu ustanın tiyatrosunun özelliklerini anlamaya çalışıyorum. Osmanlı bürokrasisinin, devlet yapısının nasıl çürüdüğünü komik bir dille anlatan Musahipzade Celal hakkında önemli ve kestirme bilgiler veren Sevda Şener, Musahipzade’nin toplumsal hicvinde “kötümser” bir yönün olduğundan bahsediyor. Gelecekten pek de umutlu değil anlayacağınız.

Tesadüfe bakın ki tam da bu yasaklama olayı yaşanırken onun yazdığı şu sahneye rastladım. Yukarıdaki sansürcü zihniyetin farkında olmadan arkeolojik kazısını yaptığımı hissettim. Malum, Musahipzade Celal’i aynı zamanda bir tarihçi olarak görmek de mümkün. Pek çok oyununun arka planında tarihsel bir araştırma yatıyor hep…

Sahne “Aynaroz Kadısı” adlı eserden. Sahnede bahsi geçen vaka ise tarihsel bir arka plana sahip. Hani meşhur bir heykel vardır Milo Venüs’ü… İşte bu heykel 1820 yılında Osmanlı iktidar sahipleri tarafından adi bir taş parçası denilerek Fransa’ya satılmış. Kadı Yakup denilen zat tarafından bu heykel ilk keşfedildiğinde avret yerleri üryan olduğu için üstüne örtü bile örttürülmüş deniyor. Evet bu heykel şu anda tarih severleri Fransa’da karşılıyor.

Musahipzade’nin bu sansürcü zihniyetle nasıl alay ettiğini okumak için buyurun:

Yakup:… Bu ne hayasızlık (dikkatle bakar) batnı[1] uryan, zannuları uryan, sertabepa[2] uryan. Neuzibillah insan gaflet edip nigah[3] eylese tecdid-i vuzu[4] lazım gelir. Bakmayın bakmayın, günahkar olursunuz.

….

Yakup:… Örtün, şu facirenin[5] vücudunu örtün.. Bir peştemal örtün. (Peştemal örtülür). Bu nedir? Ha, söyle bakalım okumuş.. Ala meleinnas uryan avreti niçin tutarsınız? Bu hayasızlık nedir?

Pavlos: Efendim bu kadına Venüs diyorlar. Güzellik ilahı imiş.

Yakup: Sus.. Tövbe de.. Tövbe de.. Estafirullah.

Pavlos: Bu harabeyi kazdılar meydana çıkardılar.

Yakup: Bu nişane-i fıskuficuru niçin çıkardılar? Ha.. Bu facirenin ayıbını toprak örtsün.

Pavlos: Efendim bizim nemize lazım. Biz çıkarmadık.[6]

Bu topraklarda yaşanmış en köklü, en hızlı ve en acımasız değişim yıllarına tanıklık etmiş bu usta, oyunlarında bir yandan Osmanlı devlet yapısının ve toplumsal yaşamının yozlaşmasını işlerken diğer yandan o devrin yaşamını özlemle anıyor. Bu iki tavrı bir arada barındırıyor çoğu oyunu. Bu ikili dramaturjik tavır Shakespeare’in karamsarlığını ve feodal özlemini anımsatıyor: Eski devrin kuyusunu kazan iktidar oyunları yeni düzenin iktidar oyunlarına gebe… Musahipzade sanırım benzer bir dünya görüşüne sahip bu anlamda.

Evet, çağdaşları gibi geleceğe dair umutlu olduğunu söylemek mümkün değil Musahipzade Celal’in. Tarih, kendisinin bu kötümser tutumunda pek de haksız olmadığını ortaya çıkarıyor…


[1] iç…

[2] Baştan ayağa…

[3] Bakmak

[4] Abdestini yenilemek…

[5] kötü hayata alışmış kadın…

[6] Aynaroz Kadısı



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: