Bir Külkedisi Hikayesi

[Dipnot tv’de yayınlanan Ali Mendillioğlu’nun yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Bayram Renklihava, Tarlabaşı’nda oturur. Kağıt toplayıcılığı yaparak yaşamını idame ettiren üç çocuk babası… Roman  2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında Alman bir tiyatro topluluğu olan Rimini Protokol, çöp toplayıcılarının hayatını anlatan bir oyun sahnelemeye karar verdiğinde yardımcı olmam için beni de aradılar. Onlara ilk önerdiğim isim Bayram olmuştu.

Bakmayın siz o televizyon dizilerinde gösterilen roman karakterlere zordur romanların hayatı. Ancak bizim Bayram insanlarla kurduğu ilişkilerle, güçlü mizah anlayışı ve samimiyetiyle bu dizilerden fırlamış karakterlere benzer.

Çöpün Altın Teknotiği adlı oyunda bugüne kadar tamamı yurtdışında olmak üzere Fransa, Hollanda ve Almanya’nın farklı şehirlerinde  otuzun üzerinde sahne aldı Bayram ve hala almaya devam ediyor. Ekim ayı içerisinde Irak’ın Erbil kentinde bir kez daha sahneye çıkacak. Oyunun bütününde oldukça başarılı ancak stipriz sahnesinde gösterdiği muhteşem performans dünyaca ünlü kareografi ustası Jerome Bell’inde dikkatine mazhar olmuş olacak ki, 10 yıldır çeşitli ülkerde sahnelenen Show Must Go On adlı dans projesi içerisinde de yer alarak seyircisiyle bir kez daha buluştu.

Bayram hala Nişantaşı sokaklarında kağıt toplamaya devam ediyor. Zor gelmiyor mu artık kağıt toplamak diye sorduğumda, “Hiç görmediğim, görmeyi bile hayal edemeyeceğim ülkelerde 5 yıldızlı otellerde, kuş tüyü yataklarda uyuduktan, sahnede alkış seslerini duyduktan sonra o hayatı bir kenara bırakıp çöpe çıkmak başlanğıçta çok zordu. Şimdi ha sahneye çıkmışım ha çöpe hiç farketmiyor alıştım artık. Neticede yaşamaya karnımızı doyurmaya devam etttirmek zorundayım” diye cevap veriyor.

Bir de eşiyle yaşadığı sıkıntılardan bahsediyor sahne serüveninden sonra, “Eşimi doldurmuşlar yurtdışında çıkıyor sürekli orda başka bir kadın bulur diye. Ben her Türkiye’ye döndüğümde saf saf yurtdışında gördüklerimi karıma anlattım. Karım bir otelde temizlikçi olarak çalışıyor ve orda ki yabancılara soruyormuş anlattıklarım doğru mu diye. Sonradan anladım ki, yurtdışında gördüklerimi eşime hiç anlatmamam gerekiyormuş, kıskançlığının nedeni bu. Benim gördüklerimi yaşadıklarım zannediyormuş.” Bir de soyadının yabancı kadınlar tarafından çok beğenildiğini söylüyor: “Soyadımın anlamını açıkladığımda çok gülüyorlar. Bir kadın bana anlaşmalı evlilik teklif bile etti. Soyadımı aldıktan sonra boşanmak üzere.”

Bu ülkede sanat elitlerin işidir. Bu algı öyle güçlü yer etmiştir ki belleğimizde, denemeye teşebbüs etmek bile aklımıza gelmez. Bayram ilk provalarında bu algıdan kaynaklı çok zorlanır. Ancak bunun bir yanılsama olduğunu anlamakta çok gecikmez. Ne sanat, ne politika, ne bilim hiçbirisi bizim hayatımızın dışında değildir. Biz yoksullar ne kadar bu alanlara müdahil olabilirsek o kadar özgürleşebiliriz.

Bir elimiz çöpteyse bir elimiz sahnede olmalı, ne hayal etmekten vazgeçmeliyiz göremediğimiz yerleri, ne de geldiğimiz yeri unutmalıyız.

Başka türlü yaşanabilecek bir dünyayı nasıl kurabiliriz ki?

Yorum


işlemi tamamlayınız: