Devasa Ormanın Derinliklerindeki Ruhlar: Nur Du / Pina Bausch

Mehmet K. Özel

genel bir değerlendirmeyle bütün yapıtları rüyalar, anılar, ilişkiler, yalnızlık ve cinsellik üzerine olan pina bausch’un, besleneceği en verimli topraklardan biri amerika, özellikle de batı amerika-los angeles-hollywood olsa gerek.

adı, ünlü the platters grubunun “only you” şarkısının almanca çevirisi olan “nur du” (sadece sen), tam da oradan, amerika’nın batısından esinlenen bir yapıt; tanztheater wuppertal ile los angeles kaliforniya üniversitesi, arizona devlet üniversitesi, berkeley kaliforniya üniversitesi, austin teksas üniversitesi, darlene neel presentations, rena shagan associates, inc. ve the music center inc. kurumlarının ortak yapımı. 1996 tarihli.

sahne tasarımının devasalığı yüzünden şimdiye kadar sadece; 1996’da wuppertal’de ve ortak yapımcı kurumların şehirlerinde, 1997 paris’te ve 2002’de napoli’de sahnelenebilmiş.

topluluk “nur du”yu son sahnelenişinden 10 yıl sonra bu sezon, yaratım süreci kadrosunun üçte biri değişen kastıyla tekrar çalıştı; önce mayıs 2012’de wuppertal’de, sonra haziran’da londra’da sahneledi.

ara dahil 190 dakikalık süresiyle pina bausch’un en uzun yapıtlarından biri olan “nur du”, londra temsilleri sonrasında ingiliz eleştirmenlerden en çok, bir çok başka bausch yapıtı hakkında yazdıkları gibi, “yeniden kurgulanmalı, kısaltılmalı” yorumunu aldı. ancak, başka bir ingiliz eleştirmen judith mackrell‘in de dikkat çektiği üzere; bausch’un yapıtlarının deneyimlenmesi seyirci ile sahnedekilerin beraber ve ortaklaşa zaman geçiriyor olmalarıyla yakından ilişkili; her yapıt bir yolculuk ve her yolculuğa dansçılarla birlikte çıkılıyor..

topluluk, mayıs ayındaki wuppertal gösterilerinde ise coşkuyla alkışlandı; 5-6 defa selama çıkarıldı. pina bausch’u ve 2009’daki ani kaybının ardından adeta öksüz kalan tanztheater wuppertal’i sahiplenen ruhr bölgesi sanatseverleri, her zamanki desteklerini çoşkulu bir şekilde gösterdiler.

“nur du” bir ormanın içinde geçiyor. alman (orta avrupa) kültürünün vazgeçilmez öğelerinden/kavramlarından biri olan “urwald” (kadim/ilk orman) mitolojinin ve masalların diyarıdır. mekan olarak orman, kalbi yeni zamanların masallar, rüyalar, harikalar diyarı hollywood olan batı amerika’dan esinlenen bir sahne yapıtı için biçilmiş kaftan.

kadimliğinden midir, amerika’nın her şeyi ekstra büyük ölçeğinden midir, yoksa çoğu ormanın yok edildiği dünyamızda çevreci bir bilinçle midir bilinmez, “nur du”nun sahnesini kaplayan sekiz redwood ağacı devasa büyüklükte tasarlanmışlar; her birinin çapı 3.5-4 metre kadar; sadece başlangıçları ve gövdelerinin alt kısmı gözüküyor; o kadar büyükler ki, herhangi bir dal bile görünür seviyede değil. dansçılar, ya harikalar diyarı’nın şurupla küçülmüş alis’i gibiler, ya da gulliver’i esir alan cüceler…

“urwald” kadim olduğu için, baltanın da girmediği ormandır aynı zamanda. “nur du”nun ormanında ise devasa ağaçlarından biri kesilmiş, bir diğerinin gövdesinde bir balta yarığı var. demek oluyor ki, pina bausch’un ormanına balta girmiş; insan eli değmiş. hem de devasa bir balta, insan ölçeğinden çok büyük bir balta, bir devin kullanabileceği bir balta, çünkü ağaçtaki yarık yerden 3-4 metre yükseklikte ve içine bir insan girebilecek büyüklükte…

yapıt boyunca ağaçların kovukları, dip kıvrımlarının arası mekanlaşıyor, dansçılar tarafından kullanılıyor; balta yarığının içinde bir adam yaşıyor, yatıp sigara tüttürüyor (jan minarik’in yarattığı bu karakteri yeni kastta michael strecker canlandırıyor); ağaçların gövdelerine merdiven niyetine ahşaptan kalaslar saplanıp tırmanılıyor; aralarında dans ediliyor, kaybolunuyor; kovalamaca oynanıyor; en arkadakine, siyah kanatlar takmış bir dansçı (yine jan minarik/michael strecker) tırmanıyor ve yukarıda görünmez oluyor, bir zaman sonra aynı dansçı tekrar aşağıdan yukarıya tırmanıyor…

ara ara, yukarıdan kurumuş yapraklar dökülüyor tek tük; dansçılar üzerlerinde hareket ettikçe ince ince hışırdıyor yapraklar..

ışık her değiştiğinde sahne mekanını bambaşka kılıyor; başlangıçta uzun bir süre sahnenin gerisindeki ağaç gövdeleri geçit vermez tek bir bariyer gibi algılanıyorlar; sanki ağaçlar yok da bir duvar var arkada.. bir an geliyor, ağaçların üç boyutluluğunu, silindirik geometrisini ortaya çıkaran ışıklarla ağaçlar mekanda konum kazanıyorlar; hatta sahneyi mekanlaştırıyorlar.. başka bir an geliyor, sağdaki kesik ağaç gövdesinin üzerinden ve arkadan tek bir ışık kaynağı aydınlatıyor sahneyi; sanki ay ışığı; gizemli, tekinsiz, gerilimli bir atmosfer yaratıyor..

“nur du”190 dakikasının her saniyesi dolu, her sahnesi keyifli bir seyir sunuyor; en azından benim için. “nur du” tiyatral durumlar dışında enfes dans sekansları da içeriyor. hem sololar (özellikle rainer behr, julie shanahan ve eddie martinez’inkiler) hem de topluluk dansları etkileyici koreografiler içeriyor.

regina advento’nun elinde bir sandalye sahnenin en önüne gelip, sandalyeye oturup, kollarını iki yana açarak eğilip elbisesinin uzun eteklerinden tutup kaldırarak üst üste attığı bacaklarını gösterdiği ve güler bir yüzde o pozisyonda uzun bir süre seyircileri seyretmesiyle başlıyor. birçok farklı şekilde okunabilecek enfes bir gestus bu.

hemen sonraki sahnede julie shanahan bir gece kıyafet içinde, “i’m totally naked” demesiyle devam ediyor. shanahan ekliyor: “biliyor musunuz, aslında sizler de bütün o kıyafetlerinizin altında bütünüyle çıplaksınız!” çıplak olmayı da yine bir sürü farklı şekilde okumak mümkün; cinselliğe gönderme yaptığı gibi, korunmasız olmak, saf ve temiz olmak gibi anlamlara da çekilebilir..

direkt olarak hollywood’a ve amerika’ya referans veren sahneler, evrensel yorumlara da kapalı değiller:

rainer behr’in dört erkek dansçı yardımıyla ağaç gövdelerinin üzerinde örümcek adam gibi dolaşması…

dominique mercy’nin kadife bir kadın gece kıyafeti içinde, arkada kendi görüntüsünün canlı olarak yansıtıldığı büyük perde önünde sanki bir oscar gecesi davetlisi gibi konuşup hareket ettiği sahne…

nayoung kim’in başının yıldız şeklini alacak şekilde saçlarının dört yöne doğru çekilmesi..

helena pikon’un uzanıp eteğinin altından saman çıkarması…

deforme olan vücut parçaları: rainer behr’in kafasına geçirdiği şeffaf plastik torbaya su döktüğünde yüzünün aldığı şekil, fabien proville ile regina advento’nun göğüslerinin plastik kaplarla şişirilmesi..

michael strecker’in helena pikon’un vücudunu bronz rengine boyaması..

dominique mercy yürürken bir yandan da tek bir ısırık aldığı sandviçleri arkasına atıyor, onu kucağında çöp kutusu ile takip eden eddie martinez, tek ısırıklı sandviçleri kutuyla yakalayıp yiyor, sonra mercy durup etrafa bakarak: “görebildiğiniz kadar uzak her şey bana ait, evet bana ait” diyor..

michael strecker iki elindeki mikrofonları ağırlık niyetine kullanıp, kaslarını geliştiriyor..

fernando suels basketbol topunun üzerinde bütün bedeniyle kayıp, en sonunda topu başının altına getirip yastık yapıyor..

genellikle seyirciyle tatlı tatlı flört eden, seyirciye kahveler, muzlar sunan, onları öpen, öpücükler yollayan dansçılar “nur du”da pek bir hırçın ve haşinler; seyirciyle de sadist bir şekilde flört ediyorlar bu sefer:

julie stanzak torbadan çıkarıp çıkarıp “çok da lezzetli, hmmm” diyerek yerken bir yandan da seyircilere doğru uzatması ve “alın lütfen” demesi, ancak ne zaman bir seyirci elini uzatsa, hemen geri çekip vermemesi..

sahnenin önüne su döküp, üzerine basarak ön sıralarda oturan seyirciyi ıslatmak..

dominique mercy torbasından kağıtlardan evler çıkarıp, sonra onları suyla ıslatarak yıkıp buruşturuyor..

fabien prioville kağıttan bir ev maketini ateşe veriyor..

her zamanki gibi rüyalar, rüya atmosferi de yapıtın önemli bir öğesi:

nazareth panadero ve ruth amarante rüyalarından bahsediyorlar..

julie ann stanzak iyice loşlaştırılmış ve video projeksiyonla ağaçların üzerine deniz dibi görüntüsünün yansıtıldığı sahnede dans ederken, sağ taraftan havada süzülür şekilde devasa bir balina sahneye giriyor, yavaş yavaş sahnenin ortasna kadar geliyor, stanzak dans ederken, ellerini uzatıp balinaya dokunuyor..

“nur du”, her yapıtında rüya aleminin sonsuz derinliklerine yolculuk eden pina bausch’un bu sefer rotasını dünyadaki en büyük rüya endüstrisinden geçirdiği etkileyici bir yapıt.

tabii ki, bausch’un bütün yapıtları gibi “nur du” da farklı okumalara açık; her seyirci kendi birikimiyle farklı algılayacak, farklı okuyacaktır. ancak seyirci faktörünün ötesinde, jung’un da belirttiği gibi “bir sanat eserinin, onu yaratan kişinin aklındaki nedenlerle ilişkisi, ancak toprak ile onun üzerinde yeşeren bitki arasındaki ilişki kadardır, ne daha az ne daha fazla.”

dolayısıyla bir magnum opus olarak “nur du”, yaratıcısı pina bausch’un niyetlerinin ve sınırlarının ötesinde anlamlara ve yorumlara sonuna kadar açık bir sanat yapıtı olarak çok değerli…

Danzon



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: