Fenerbahçe Savcısının Çocukluğu

Nedim Saban

Bu hafta medyanın gündeminde Aziz Yıldırım’ın tahliye olması ve tabii ki tahliyesinin ardından Ertuğrul Özkök ile konuşması vardı… Cemaat/futbol ilişkisini çözebilmiş değilim, çok da merak ettiğim bir konu değil doğrusu! Türkiye’de güç odakları, para dönen her alanla ilgilendikleri için, şike davasının ardında başka güçlerin olmasına şaşırmam.

Ertuğrul Özkök’ün Aziz Başkan ile röportajının ardından; Balyoz’da olduğu gibi, bu davanın da etkin isimlerinden olan Savcı Mehmet Berk, açıklama yapmak zorunda kalmış. Cemaatçi olmadığını ilginç bir örnekle anlatmış: Aramızda Aleviler de var!

İnsanların politik eğilimlerini dinleriyle tanımlamak, inanç ile düşünceyi ayrıştırmak son yıllarda kimi zaman bilinçli, kimi zaman bilinçsiz biçimde sıkça yapılan bir hata. Zekeriya Öz’ün Galatasaray’ı tuttuğu için davayı Fenerbahçeli Mehmet Berk’e paslamış olması bile, ne yazık ki hukuka güvenimizi sarsmak için yeterli.

Mesele, ortada suç olup olmadığı bile değil, Galatasaraylıların, Fenerbahçelileri yargılama meselesi sanki.

Cumhuriyet tarihimiz ne yazık ki haklının haksızı alt ettiği değil, güçlünün mazlumu ezdiği örneklerle dolu. Güçlüler mazlumlarla yer değiştirdiği zaman değişen güç dengelerinin kurbanları azımsanmayacak sayıda.

Ergenekon’da Kemalistlerin, Balyoz’da askerlerin hesabı soruluyor gibi bir imajın üzerine, Fenerbahçe dosyasına Fenerbahçeli savcı savunması bile, yargının kendini temize çekme ihtiyacı duyduğunun bir göstergesi değil mi? Suçlu varsa suçunu konuşun; dinini, vatanını, cinsiyetini, takımını değil!

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Dr. Osman Can, geçenlerde bir röportajında yargının siyasallaşması konusunda en çarpıcı örneği, bu kurumlardan Kemalistlerin iyice temizlendiğini söyleyerek verdi. Kısacası Fenerbahçeliyi adil biçimde yargılayamayacağını düşünen savcılar, yargıçlar gibi, Kemalistleri daha kolay yok edeceğini düşünen bir Anti/Kemalist tayfanın da hükümdarlığı söz konusu.

Savcı Berk, Fenerbahçe davasının bu kadar büyüyeceğini düşünmemiş, balyozda olduğu gibi birkaç ayda unutulacağını ve tutukluların bir bakıma içeride unutulacaklarını düşünmüş, ama evdeki hesap çarşıya uymamış.

Berk’in en büyük dertlerinden biri, artık maça gidememek, çocuğuna Fenerbahçe fuları takamamakmış. “Ben Anadolu çocuğuyum. Bizim hayatımızda futboldan daha renkli bir şey olmamıştır” diyor.

İşte ben de tam bu noktada devreye giriyor ve “çok yazık” diyorum.

Anadolu’yu arşınlayan nice tiyatro kumpanyası savcı beyin memleketine uğramış olsa ve bu savcının hayatında futbolun yanı sıra sanatın renkleri de girmiş olsa, Aziz Yıldırım dosyası yön değiştirecek miydi acaba? Farklı boyutlarda aydınlanan kişilerin hayata bakışları, Türkiye’de son yılda 25.000’i aşkın siyasetçi, gazeteci, sporcu, biliminsanı, aydın, öğrenci ve hatta çocuğu tutuklayanların vicdanına nasıl bir etki yapacaktı?

Çocukluklarında sadece penaltıyı değil, birlikte yaşama kültürünü de alanlar, yönetimi ele geçirdikleri zaman daha adil bir düzen kurar mıydı acaba?

Hep merak etmişimdir, mahkemeye çıkmakla ünlenmiş Aziz Nesin’ler, Çetin Altan’ların eserleriyle büyümüş kuşağın yargıdaki temsilcilerinin kararlarıyla hayranlıkları çatışmış mıdır? Ya Tarkan’ı, Deniz Seki’yi filan yargılayanların çocukları bu sanatçıların hayranıysa? Peki, Balbay hayranı bir Allahın kulu Ergenekon savcısı yok mudur?

Anadolu’da futbol topunun sesiyle büyüyen çocuklar, madem futbolcuları takımlarına göre yargılıyorlar, keşke ama keşke Anadolu’da kitap okuyarak aydınlanan bir kuşak da yetiştirseymişiz…

Belki yargılama sistemleri değişirdi. Önyargı sistemleri tamamen silinirdi…

Belki de vicdan muhasebesini maç kültürü değil, birlikte yaşama kültürü üzerine kurmayı daha rahatça başarabilirdik.

Not: Bu yazı Aziz Yıldırım’ı seven bir Galatasaraylı tarafından yazılmıştır.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Yorum


işlemi tamamlayınız: