Sanatçılardan Cumhurbaşkanına Çağrı

Mimesis Haber/Türkiye’de sanat alanında çalışan tüm kültür-sanat emekçilerinin toplu iş sözleşmesi yapabilmek adına önünde önemli yasal mevzuatlar bulunuyor. Aşağıdaki çağrı sanat emekçilerinin örgütlenmesinin önündeki yasal engelleri aşmak adına devletin en üst düzey kurumuna yapılan bir mektup niteliğinde. Sürece destek vermek isteyen kişi ya da kurumların aşağıdaki dilekçe metnini incelemelidir.

Oyuncu, yazar, müzisyen, şarkıcı, danscı, görüntü yönetmeni, rejisör, saz sanatçısı, senarist vb. Sanat çalışanı arkadaşlar; setlerde, stüdyolarda, sahnelerde yetkisi ve yaptırımı olacak bir sendika için, sendika aracılığı ile toplu iş sözleşmesi yapabilmek için, toplu iş sözleşmesi ile özlük haklarımızdan telif haklarımıza birçok hakkı alabilmek veya devretmemek için sanat işkoluna ihtiyacımız var diyorsanız lütfen “üşenmeden” alttaki metni ekteki ilgili adrese mail veya faks yoluyla gönderiniz.

Sayın Abdullah GÜL
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

ANKARA

Konu: Toplu İş İlişkileri Kanunu’nun ikinci bölümündeki işkollarını düzenleyen 4. Maddesinin 1. Bendinin veto edilmesi talebi

Sayın Cumhurbaşkanı;

“Toplu İş İlişkileri Kanunu” 19.10.2012 tarihinde TBMM tarafından kabul edildi. Makamınıza gönderilen bu yasa, kendi nam ve hesabına çalışan sanatçılar dışındaki oyuncu, rejisör, görüntü yönetmeni, şarkıcı, saz sanatçısı gibi; Sinema-TV, Tiyatro, Müzik vb. alanlarda bir işverene bağlı olarak çalışan sanatçıların onyıllardır süren “Toplu İş Sözleşmesi” yapamama durumunun devamına neden olacaktır. “Toplu İş Sözleşmesi” yapamamak uzun yıllardır sanatçıların işverenleri karşısında yalnız kalmalarına ve özlük hakkından telif hakkına birçok hakkı talep edememelerine veya devretmelerine yol açmaktadır. Oysa “Toplu İş Sözleşmesi” yapabilmek siz de takdir edersiniz ki tüm çalışanların sendikal haklarının en başında gelir. 12 Eylül darbesinin biz sanatçılara/sanat alanında çalışanlara ‘hediye’ ettiği bu durum sanat alanında kurulu bulunan sendikaların da bu çerçevede onyıllardır işlevsiz, yetkisiz ve yaptırımsız kalmasına yol açmaktadır.

“Toplu İş İlişkileri Kanunu” 12 Eylül döneminde çıkan “Sendikalar Kanunu” gibi sanatçıları, büro çalışanlarıyla, hayvan alım-satım işiyle uğraşanlarla, borsacılarla “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” başlığı altında aynı işkolunda, aynı sendikada örgütlenmeye zorlamaktadır. Bir oyuncu ile, bir tiyatrocu ile bir hayvan alım-satımcısı hangi ortak talep etrafında bir araya gelip de aynı sendikada yer alabilir? Ya da bir yönetmenle, bir sinema sanatçısı ile bir ofis çalışanı? Veya bir müzisyen ile bir borsacı nasıl aynı işkolunda aynı sendikada örgütlenebilir? Bu çarpıklığı sizin vicdanınıza bırakıyorum.

“Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolu” 2,7 milyon kişi ile en çok çalışanın olduğu işkolu… Üstelik çalışanların çoğu da Ticaret, Büro ve Eğitim alanlarından… “Toplu İş İlişkileri Kanunu”na göre toplu iş sözleşmesi yapabilmek için bağlı olunan işkolunda çalışanların yüzde 3’ünü örgütlemek gerekiyor. Bu durumda “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolu”ndaki bir sendikanın 81 bin kişiyi örgütlemesi gerekiyor. Peki sanat alanından bir sendikayı düşünürsek Türkiye’de bir işverene bağlı çalışan 81 bin sanatçı var mı? Üstelik bu sendika sadece oyunculardan, yönetmenlerden veya müzisyenlerden ya da yazarlardan oluşuyorsa; Türkiye’de 81 bin oyuncu, 81 bin yönetmen veya 81 bin müzisyen ya da 81 bin yazar var mıdır? Hadi var diyelim; peki bu sanatçı sendikası “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolu”nda sanat alanından sayıca daha çok çalışana sahip olan Ticaret, Büro veya Eğitim alanını nasıl geçecek de “Toplu İş Sözleşmesi” yetkisi alacak? (Sanatçıların çoğunun kayıtdışı çalıştırılması da cabası.) Bu durum sanatçıları sendikasızlığa dolayısıyla, “Toplu İş Sözleşmesi” hakkını kullanamasına, nihayetinde sigortasızlığa, sosyal güvencesizliğe, emekli olamamaya, o hep şikâyet edilen sefalete mahkûm etmek anlamına gelmektedir.

Bir başka önemli noktada bu kanunla anayasanın eşitlik ilkesi zorlanarak sanatçılar arasında yaratılan çifte standart. Sormadan edemiyorum ülkemizde Kamu Çalışanları Sendikaları Kanunu’na tabi çalışan sanatçılar için bağımsız bir “Kültür ve Sanat İşkolu” varken, neden Toplu İş İlişkileri Kanunu’na tabii olarak çalışan/çalışacak sanatçılar “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolu” başlığı altında, kendi alanıyla ilgisiz sektörlerle bir arada olmak zorunda bırakılıyor. Bu çifte standart neden? Oysa yine ülkemizde 12 Eylül öncesinde geçerli olan Sendikalar Kanununda bağımsız bir “Güzel Sanatlar İşkolu” vardı ve sanatçılar burada sendikal örgütlenmelerini gerçekleştirebiliyorlardı. Şimdi sanatçılara reva görülen bu durum nedir?

Sayın Cumhurbaşkanı;

Talebimiz; 12 Eylül öncesinde geçerli olan “Sendikalar Kanunu”nda ve şimdi yürürlükte olan “Kamu Çalışanları Sendikaları Kanunu”nda olduğu gibi; diğer tüm iş alanlarından çok farklı ve özgün koşulları olan sanat alanının “Toplu İş İlişkileri Kanunu”nda bağımsız bir “Sanat İşkolu” adı altında yer almasıdır.

Yukarıda anılan nedenlerle “Toplu İş İlişkileri Kanunu”nun işkolları ile ilgili ikinci bölüm 4. maddesinin 1. Bendinin onaylanmamasını takdirlerinize arz ederim.
Saygılarımla,

Tarih: …/…/2012

Ad, soyad:
Adres:
Tel:
Faks:
e-posta:

Cumhurbaşkanlığı iletişim adresleri;

e-posta: cumhurbaskanligi@tccb.gov.tr

Faks: 0 312 470 13 16

Adres: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği
06689 Çankaya, ANKARA

Mimesis Haber/Bülent Sezgin

Okuyucu Yorumları

“Sanatçılardan Cumhurbaşkanına Çağrı” yazısına bir yorum var.

  1. Nezih Gençler dedi ki:

    Sanat İşkolu Platformu’na açık mektup: Ayrı işkolu talebi, ticaret, büro gibi işyerlerinde çalışan işçi kardeşlerimizi aşağılamadan da yapılabilirdi… Talepteki “hayvan borsacıları” ifadesi ve bedenini satarak veya kiraya vererek çalışmak zorunda kalan insanları aşağılaması hiç hoş değil, elitçi ve ayrımcılık içeriyor. Talep, bunları dikkate alarak yeniden yazılsın LÜTFEN…

Yorum


işlemi tamamlayınız: