Bilindik Bir Öyküyü Tersten Okusak Ne Olur Ki?

Yaşam Kaya

İstanbul Devlet Tiyatroları seyircilerini tatmin eden oyunlarla 2011-12 tiyatro sezonunda adından sıkça söz ettirdi. Savaş karşıtı konuların ağırlıkta olduğu geçmiş dönem metinlerinde çarpıcı işlerin olduğunu söylemeliyim. Bu sezona eski sezonlardan kalan heyecanla yüksek bir tempoda giriş yapan tiyatro, genç yazarların değişik şekillerde kaleme aldığı metinleri sahnesine aktarıyor. ‘Ay Ecesi’ bunlardan bir tanesi. Efsanelerin, fantastik kurguların, gizemlerin ağırlıkta olduğu oyun ilk bakışta insanı etkiler gibi gözüküyor; fakat işin rengi böyle değil. Genç yazar Burçak Çöllü’ nün kaleme aldığı metne değinerek, geçtiğimiz sezonlarda İstanbul DT’de sahnelenen “81.Cadde 14. Bina 12 Numaralı Daire” adlı oyun için attığım başlığı bu oyun içinde rahatlıkla kullanabilirim.

Beni Düşündürenler Korkutucu Mu?

‘Ay Ecesi’ adlı oyunun yönetmenleri Türkiye Tiyatrosu’nun en değerli iki tiyatro insanı Mustafa ve Övül Avkıran. Konuda, Fars kaynaklarından Türkiye kaynaklarına dek, birçok bölgede, birçok kültüre damgasını vuran ‘Ferhad ile Şirin’ destanının tersten okunmuş halini görüyoruz. Asıl konuya biraz göz atalım. Kuhistan dolaylarında Arran bölgesi hakimi ‘Mehmene Banu’ isimli hükümdarın ‘Şirin’ adında çok güzel bir yeğeni vardır. Şirin’in güzelliğini öğrenen Sasani Hükümdarı ‘Hüsrev Perviz’, onu istemek için veziri ‘Şahpur’u Arran’a gönderir. Şahpur, türlü hileler ile Şirin’i hükümdar Perviz’e aşık eder. Hüsrev, Şirin ile mutlu bir hayat geçirirken, babası ‘Hürmüz Şah’ ölür ve ‘Behram Çupi’ Sasani tahtına sahip olur. Bunun üzerine Hüsrev Perviz, Bizans İmparatoru’ndan destek alarak tahta geçer. Bu arada Mehmene Banu’nun ölümü üzerine Şirin de ülkesinde hükümdarlığını ilan eder. Kendisi için yaptırdığı köşkün duvarlarını süsleyen Nakkaş Ferhad’a aşık olur. Gizlice buluşmaya başlarlar. Bunu duyan Hüsrev Perviz öfkelenir ve rakibini çağırtarak, Bistun Dağında açılan bir su yolunu tamamlarsa Şirin’i ona bırakacağını, aksi halde durumunun çok kötü olacağını söyler. Ferhad çaresiz kalır ve Şirin’in aşkı ile dağı delmeye başlar. İşin sonuna gelecekken Hüsrev Perviz’in hilesiyle bir kadından, Şirin’in öldüğünü duyar. Acısına dayanamaz ve ölür. Ferhad’ın öldüğünü duyan Şirin de canına kıyar. Yalan haberi getiren kadını da bir hayvan parçalar. Hüsrev Perviz bunun üzerine yaptığına pişman olup, ikisini de yan yana gömdürür.

Destanın birçok versiyonu var. Bazı kaynaklarda Ferhad’ı dağa gönderenin Mehmene Banu olduğu söylenir, aslında Hüsrev Perviz adlı kişinin ‘Ferhad ile Şirin’ ilişkisiyle bağlantısı yoktur. Kimi kaynaklarda, küçük yaşta Şirin’ in Ferhad’a aşık olduğu, Ferhad’ ın da Şirin’e olan ilgisinin zamanla olgunlaştığı belirtilir. Bazılarında ise Hüsrev Perviz’ in oğlunun Şirin’e aşık olduğuna değinilir. Neticede destandan anladığımız şu; Ferhad aşkı uğruna susuzluk çeken bir halkın eli ayağı oluyor, fakat bunun neticesinde hem sevdiği kadını kaybediyor hem de gerçekleştirdiği işin ne anlama geldiğini çözemeden yaşama veda ediyor. İşte bilindik destanın konusu bu.

Genç Yazarın Yanlışları

Burçak Çöllü, hepimizin bildiği destanı ‘Ya Ferhad gerçekten Şirin’e aşık değilse?’ gibi benim anlayamadığım bir biçimde sorgulamaya çalışmış. Yani teatral olarak şimdiye dek binlerce defa sahneye aktarılan tarihin el değmemiş, bakir destanından öyle bir konu ortaya çıkıyor ki insan şaşırıp kalıyor. Ferhad, Şirin’e aşık değil(miş), Mehmene Banu, Ferhad’a anlaşılmaz bir aşk besliyor(muş), Mehmene Banu kötü bir hükümdar olma(mış), Ferhad ile Mehmene Banu ilk karşılaşmada birbirlerine büyük aşkla bağlan(mış)… gibi destanın ‘sevgi ve aşk’ doğasına aykırı bir bütünlük asıl destanı mahvetmiş. Genç yazarın neden böylesi bir şekilde destanla oynama isteğini çözemedim. Özellikle konunun sevgiden yoksun,  duygusal ilişkilerin bir çıkar havasında sorgulandığını görmek hiç hoş değil. Nazım’ ın şiirlerine dahi konu olan bir destanın baştan sona değiştirilmesi başlı başına yanlış. İsimler farklı sunulsa, olayın geçtiği yerin adı başkalaşsa, ‘Ferhad ve Şirin’ dışında bir konu izlenimi yaratılsa belki insanlar oyunun sonunu merak duygusu içinde izleyebilir. Ayrıca aşkın, sevginin doğallığı ancak destanlarda var olur. Eğer siz fakir halkın sorununa çare olan bir destanı sil baştan kaleme alıyorsanız iki defa düşünmelisiniz?!

Mustafa ve Övül Avkıran, ‘Ay Ecesi’ oyununu her açıdan yerinde yönetmişler. Işık-dekor-sahne bütünleşmesi fevkalade iyi. Ayrıca insan bedeninin ve sesinin ahenkli ritmi oyunu izlenir hale getirmiş. Duygusal çatışmalar, söylemler, iç-dış ses oluşumları yönetmenlerin ince zekasını ortaya koyuyor. Mehmene Banu rolünde Gözde Çıracı, Lala rolünde Kubilay Karslıoğlu konuyu kotaran iki önemli oyuncu. Uygar Özçelik ve Dolunay Pircioğlu 20 kişilik ekip içinde sivrilen isimler. Şirin Dağtekin’ in dekor-kostüm seçimleri yerli yerinde. Burçak Çöllü’ nün sil baştan yeniden ele alması gereken ‘Ay Ecesi’ İstanbul Devlet Tiyatroları’ nın son dönemde izlediğim en zayıf oyunu. Yönetmen ve oyuncu kadrosunun kaliteli seçimi konunun en büyük artısı.

Birgün



  tarafından yazılan diğer yazılar.

Okuyucu Yorumları

“Bilindik Bir Öyküyü Tersten Okusak Ne Olur Ki?” yazısına bir yorum var.

  1. Feteme dedi ki:

    Oyunu beğenmedim. İlk perde sonrası arada oyundan çıktım, ikinci yarısını izlemek istemedim. Kimi oyuncuların dizide oynar havada konuştuğu, didaktik konuşmaların bolca yapıldığı, konusu ve ele alınış şekliyle bana bir şey katmayan bir oyunu izlemek istemedim açıkça.

Yorum


işlemi tamamlayınız: