Yaşayan Bedenler Ölümü Sahneliyor

[Önder Elaldı’nın Özgür Gündem’de yayınlanan yazısını paylaşıyoruz.]

Mezopotamya Kültür Merkezi Bünyesi’nde çalışmalarını sürdüren Mezopotamya Dans yeni projesi “Jenosid”i İstanbul’da Su Gösteri Merkezi’nde sahnelendi. Mezopotamya Dans, 2005 yılından bugüne bir çok projeyi sanatseverlerle buluşturdu. Son projeleri “Jenosid” ise bu coğrafyada yaşanan katliamları bedenlerin diliyle anlatıyor. Dans Tiyatrosu olarak da ifade bulan oyun, bir yandan katliamları dile getirirken diğer yandan da üstü örtülen katliamların kitleler tarafından bir kez daha hissedilmesine vesile oluyor. Oyun sonrası konuşan yönetmen ve oyuncu Serhat Kural, projenin jenosid gerçekliğine dikkat çektiğini belirterek bugün bu oyunla aynı zamanda bedenlerinin diliyle cezaevlerinde yaşatılmaya çalışılan soykırımı anlatmak istediklerini ifade etti. Prömiyeri 1. Amed Tiyatro Festivali’nde gerçekleşen oyunun yönetmeni ve oyuncuları “Jenosid”i anlattı.

Diyalog yok, söz sahnenin

İlk sahnenin Kürtçe şarkı eşliğinde, “ben karanlığı sevmiyorum” diyoloğu ile başladığını kaydeden Kural, izleyicilerin karşısına Dersim Katliamı ile çıktıklarını ifade ediyor. Kural, katliam fotoğraflarından yola çıkarak oluşturdukları figürlerde, “Yok oluş, ayakta durmaya çalışmak, bir araya gelmek, direnmek, bir araya gelirken yaşanan kopuşlar sembolik bir şekilde sahnede” diyor. Sahnede Halepçe Katliamı’nı da sembolik olarak anlattıklarını kaydeden Kural, bir duman küpünün bir anda bir topluluk içinde yükseldiğini ve insanların yavaş yavaş dökülmeye başladığını kaydediyor. Dansta, sistemin doğurduğu, iyi ile kötünün mücadelesinin görüldüğünü söyleyen Kural, “Özellikle 90’lı yıllarda faili meçhul denilen cinayetleri gerçekleştiren kişiliklerin kendi iç dünyalarındaki pişmanlıklarını da inceleyen bir koreografi çalışmasını aktarmaya çalıştık” diyor.

Bellek tazelemesi

“Jenosit aynı zamanda modern dans teknikleri kullanan dans tiyatrosudur” diyen Kural, çalışmanın farklı bölgelerde meydana gelen katliamları bir araya getirerek bellek tazelemesi, hatırlatma eylemi olduğunu ifade ediyor. Kullanılan müzikler, kostümler ve objelerin hepsinin aslında bu durumu anlattığını söyleyen Kural, projenin amacının en başta da bu acıları hatırlatarak yaraların sarılmasına vesile olmak olduğunu sözlerine ekliyor. Kural, oyunun aynı zamanda resmi tarihin imha ve inkarcı tarih yazımına karşı da geliştirilen bir refleks olduğunun altını çiziyor. Kural, Amed’de 90’lı yılları yaşamış, ailesinden birileri bir şekilde bu savaştan mağdur olmuş kişilerin de oyunda dansçı olarak yer aldığını belirtiyor. “Bedenindeki enerjileri onların birçok şeyi zorlanmadan yapabilmelerini sağlıyor. Çoğu hiç konuşmuyor ve seni dinliyorlar, sonra harekete geçiyorlar. Neler yaşadığını anlayabiliyorsun hareketlerinde” diyen Kural, projenin Amed ile İstanbul arasında dans köprüsü olacağı görüşünde.

Oynamakta zorlanmadık

Oyunculardan Gurbet Batur da projeye Amed’den katılan dansçılardan. Batur, acı dolu zamanlar geçirdiklerini projenin aynı zamanda kendi yaşamlarından kesitlere yer verdiğini ifade etti. Dansın yaşanan acıları ifade etme konusunda etkili bir sanat dalı olduğunun altını çizen Batur, öfke ve haykırışlarını projeyle aktardıklarını belirtiyor. Batur, anlatılanlar aynı zamanda Bölge’de yaşanılan gerçekler olduğu için figürleri aktarmada zorluk yaşamadıklarını söylüyor.

Soykırım erk – erkek düşüncesi

Projenin oyuncularından Yeşim Coşkun, kitlesel ve ulusal soykırımın hem günümüzün hem de geçmişin çok büyük bir yarası olduğunu belirtiyor. Mezopotamya Dans’ın bu eseri tam da bu olgu üzerinden özelde Kürtlere genelde tüm dünya üzerinde yaşanan soykırım ve katliamlara dikkat çekmek için sahnelendiğini vurguluyor. Soykırım bir erk – erkek düşüncesi olduğunu kaydeden Coşkun, “Bunun karşısında duran zihniyet de kadın ve kadın kimliğidir” diyor. Projenin kadınların üzerinden etkin olmasını da iktidarı, jenosidi kısaca zorbalığı reddetmenin önemli bir sembolü olduğu fikrinde. Son olarak da bir kadının böylesi bir eserde varolmasının, duygusal olarak farklı, kimlik olarak da herşeyi yansıtabilmeyi başarmanın zorluğunu taşıdığını ifade ediyor.

 Özgür Gündem